Han hamam değil, emek kapısı..!

Yapımı günlerce hatta bazen aylarca titizlikle süren büyük ahşap kapıları ve artık çok eskilerde kalıp yok olmaya yüz tutmuş demirci ustalarının yaptığı tarihi anahtarları da yoktu. Renkleri; sömürülen emeğinin farkında olan, soluk bir emekçinin yüzünü anımsatıyordu bu kapılar. Büyük anlamlar yüklemek gerekirse, bunlardan en büyüğü de emekçilerin girip çıktığı mekanların kapılarıydı buralar. Fabrikaların, atölyelerin, maden ocaklarının, şantiyelerin ve tersanelerin kimisi elektronik, kimisi derme çatma olan kapılarıydı. Onları, her gün en az bir kez içeri girmek ya da dışarı çıkmak için dokunup açarlardı. Soğuk duvarların ve makinaların sessizliği, o üretken elleri bu yapılara değdiği anda bozulur ve oralar anlam kazanırdı. Anlamsızlık; hak edilmiş olsa da alınamayan, gözlerde kalmış küçücük bir şaşkınlıktı.
Bu kapıların ardına atılan ilk adımlarda bazen nefesler daralır, ayaklar geri gitmek istese de; mecburiyetin yükü buna izin vermezdi. Sağlıksız koşulların, azarlayıcı bakışların daha çok kazanma hırsına verdiği destekten, haklarını alacakları güçleri olsa da yapamazlardı. Evde çocuklar ekmek beklerdi. Üretmeye; eve aş, ekmek götürmeye devam etmelilerdi. Haklarını alacakları günlerin özlemi hep içlerinde bir uhdeydi…
Onlar, bundandır ki biraz mahcubiyeti zaten hep içinde taşırlardı. Çaresizlikleri, yaşam kaygısının gölgesinde bir duldada sessizce kalakalmıştı. Oysaki ayağa kalkıp “yeter artık” diyerek silkinip kendine gelmeye çalışmak hep ama hep akıllarının bir kıyısındaydı. Lakin sandalına binip, kürekleri çekerek bu kıyıya gitmemekte ki çekince gayet normaldi ve belliydi. Yüreklerde arzu ve özlem heyecan vericiydi, yürekler temizdi. Bu heyecanla birlikte etliye sütlüye dokunmadan yaşamak, kendi yağında kavrulmak doğru olmasa bile belki de şuan en iyisiydi!
Yani bu duruş en doğrusu olmasa da mevcut koşullar içinde kötünün iyisiydi. Kötünün de olsa iyisinden taraf olmakta çok şeydi… Günümüzde iyiden taraf olmak bazen suçlanır vaziyetle eş tutulduğundan, iyiden yana duruşlar bile cesaret isterdi. Güzelin ve iyinin tarafı olmak büyük bir erdem değil miydi?
İnsanlığı hiçbir anlamda kategorileştirmek doğru değil lakin iyi ve kötü olarak ayırmak mümkün olan bir gerçeklik. Mükemmel ve dört dörtlük bir insan olmayacağını bildiğimiz anda, iyi olan insanların az olan hatalarıyla mükemmele yakın olduğunu unutmamak gerek. Yani şunu demek mümkündür; “Mükemmel ve dört dörtlük insan yoktur, iyi insan vardır. İyi insanda mükemmele yakındır…”
Emekçiler üreten elleri ve kocaman yürekleriyle mükemmele yakın imrenilecek kişiler. Yaptıkları evler, arabalar hayal edemeyecekleri rakamlarda satılabilir. Belki bitirdikleri evlerin kapılarından bir daha içeri giremeyecekler, yaptıkları arabalara binemeyecekler…  Ama önemli olan bu değildi, tam karşılığını göremeseler de emek daha mühimdi.
Güvencesiz çalışma koşullarının dayatıldığı alanlarda dahi vazgeçmeyip, bitmeyen bir azimle ve becerikli elleriyle üretmeye, yaşama katkı sunmaya devam ederlerdi. Çünkü yaşam emekçiler olmadan bir anlam ifade etmezdi.
Not: 2018 yılının Ocak ayında iş kazalarında hayatını kaybeden işçi sayısı 141’dir. Daha birkaç gün önce haber programlarına yansıyan güvenliksiz iş sonucu bir işçi hayatını kaybetmiştir. İş güvenliği önlemleri alınmış çalışma koşullarının oluşturulduğu ve işçilerin emeklerinin karşılığını alacakları günlerin geleceği umudunu taşıyorum.
 
YORUM EKLE