VİCDAN MESELESİ…

Geçtiğimiz günlerde bir video izledim. Şanlıurfa’da yapılan bir sosyal deney bu yaz sıcağında biraz olsun yüreğime su serpti. Kapkaççıların, hırsızların, arsızların, tacizci ve tecavüzcülerin kol gezdiği memlekette iyi şeyler olacağına dair umutlarım tazelendi. 
Cüzdanını bilerek yere düşüren adamın arkasından koşturan vatandaşlar bardağın dolu tarafını gözler önüne serdi. Yine deney kapsamında düşen cüzdanı alıp kaçmaya çalışan başka bir genci kolundan tuttuğu gibi cüzdan sahibinin yanına götüren insanlara da rastlayabiliyormuşuz meğerse!
Sonra aklıma; çekinmeden tanımadığı evlere girip ne var ne yok götüren, aşağılık insanlar geldi. İnsanların ellerindeki cep telefonuna dadanan, kadınların çantasını alıp kaçanlar da bu memlekette cirit atıyor maalesef…
***
Küçücük beyinleriyle dar çerçeveden çıkamayan, içindeki pislikleri bir türlü dışarı atamayan, üretme kabızı beş para etmezlerle aynı gemide olmanın dayanılmaz ağırlığı geldi aklıma…
***
Hasta insanları düşündüm mesela…
Dayak yiyen doktorları, sağlık çalışanlarını…
Hastanelerden şikayet edenleri, hastalardan davacı olanları…
Ters kelepçe takılan 80’lik ihtiyarın dramatik sonunu…
Adana’daki kanallarda yaşamını yitiren körpe bedenleri…
Sarı sıcaktaki ırgatları…
İnşaat işçilerini, maden ocaklarındaki madencileri…
Yalın ayak sokaklarda bir sağa bir sola koşturan, başkalarından medet uman, umdurulan küçük çocukları…
Daha neler neler düşünmedim ki!
***
Bir de kendimi çektim sorguya…
Saydığım tüm sorunlar karşısında ne kadar duyarlı olduğumu tartıştım kendi kendime…
Mevcut imkanların sınırlı da olsa faydalı olabiliyorsan insana, en azından düşünüyorsan, işte o zaman huzurlusundur…
Öyle ya; ne kadar düşünürsen o kadar varsın bu hayatta…
Vicdanının sesini dinleyebiliyorsan mesele yoktur…
Gerisi laf-ı güzaftır!

YORUM EKLE

banner621