Dün bir haber Adanalıları özellikle ilgilendiriyordu; AKP’li Elazığ Belediye Başkanının “görevi nedeniyle” müfettiş raporu, “işlem yapılması” talebiyle C.Başsavcılığına sunulmuş!
Değerli okurlarımız bilir, ülkemizde Belediye Başkanları 5 yılda bir, belde halkı tarafından doğrudan ve beş yıl süreyle görev yapmak üzere seçilirler. Her demokratik hukuk devletinde olduğu gibi bizde de, seçimle gelenin seçimle gitmesi esastır; Başkan hakkında hüküm, performansına göre halk tarafından verilmelidir.
Ancak Belediye Yasasında bu demokratik usule aykırı bir vesayet yetkisi var, İçişleri Bakanları eleştiriye çok açık bu yetkiyi kullanarak Belediye Başkanlarını, haklarında kesin bir yargı kararı olmadan açığa alıyor. Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı da bu yönde bir idari tasarruf sonucu bir yıla yakın vekâleten yönetilmektedir.
AB başta, demokratik bütün platformlar, somut ve kesin bir yargı kararı olmaksızın halkın seçtiği başkanı açığa almanın demokrasiye ve “masumiyet karinesine” aykırı olduğunda birleşiyorlar, Türkiye’den bu hükmü değiştirip, açığa almak için “yargı kararı” istenmesini öneriyorlar. Söz konusu uygulamayı haksız kılan husus, sonuçta suçsuzluğu ortaya çıksa bile açığa alınan başkanın, seçildiği makamda hizmet imkânını kaybetmesi, bu kaybın telafi olanağı olmadığından idarenin kararının bir anlamda “yargısız infaz” teşkil etmesidir. Nitekim Adana BŞB hakkında henüz, yargıda görevi nedeniyle, yüz kızartıcı nitelikte hiçbir dava yok ancak gerek Başkan, gerekse onu o göreve seçen seçmenler bir yıla yakındır görev yapmak/seçtiği başkandan hizmet almak hakkından mahrumdurlar.
Hafta sonunda Adana’dan geçen CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri çok anlamlı: “Sayın Durak ile ilgili hukuka aykırı bir işlem yapılmışsa, olay soruşturulsun diye mağduriyet yaratılmışsa bunun doğru olmadığı kanısındayız. Eğer yapılan işlemler hukuk içinde ise Durak'a yapılan idari tasarruflar dolayısıyla yargıya gidilmiş ve yargı idari tasarrufları desteklemişse yapacak fazla bir şey yok. Eğer yargının verdiği kararlara idari organ uymuyorsa o zaman burada hukuk faciası var demektir.”
Eğer iktidar muhalif başkanları görevden almak için, önce kendisi “soruşturma” açıp, sonra da “soruşturmanın selameti” gerekçesiyle başkanı görevden alıyorsa, Kılıçdaroğlu’nun değindiği üzere bu “doğru değildir.” Hatta “hakkın kötüye kullanılmasından” söz edilebilir.
Nitekim görevden alınan Başkan Durak hakkındaki ilk karar yargıdan onay almışsa da, “uzatmalar” için henüz Danıştay kararı çıkmadı. Her uzatmanın ayrı bir gerekçesi olmalı; sırf soruşturma var diye seçilmiş başkan görevden uzakta tutulmamalı. Başkan Durak hakkında 8 ayı aşkın zamanda, göreviyle ilgili bir dava açılmadı. Bu nedenle uzatmalara dair Danıştay’ın vereceği karar meraka değer…
İşin Adana kısmı böyleyken ülkenin başka yörelerinde, Sayın Durak’a atfedilenlerden çok daha somut ve vahim durumlarda, İçişleri Bakanlığı, nedense “Görevden alma” yetkisini kullanmıyor; Bu çekingenlik, eğer başkan AKP’li ise adeta görmezden gelmeye dönüyor. Ancak yazımızın başında bahsettiğimiz, AKP’li Elazığ Belediye Başkanının durumu hiç de görmezden gelinecek gibi değil.
Mülkiye Başmüfettişi Başsavcılığa sunduğu raporda, “Elazığ Belediyesi’nde çeşitli ihale usulleri ile çok sayıda araç ve iş makinesini yüksek bedellerle kiralamak suretiyle ihaleye fesat karıştırıldığına yönelik güçlü emarelerin bulunduğu, Elazığ Belediye Başkanına ihalelerde yapılan usulsüzlükler daha önce belirtilmiş olmasına rağmen Başkanın ihalelerdeki usulsüz uygulamalara müdahale etmeyerek sessiz kaldığı” ifadesi dikkat çekici.
Bakalım İçişleri Bakanı AKP’li başkanı görevden alabilecek mi? Yoksa Belediye Yasasının “görevden alma” yetki maddesi sadece muhalefetteki başkanlar için “Damokles’in kılıcı” mı?