Milletin CB adayı: Başbuğ Paşa
Türkiye, bu çalkantılı ortama karşın hafta sonunu mutlu geçirdi.
Çünkü Türkiye Cumhuriyetinin 26. Genelkurmay Başkanı,
Emekli Orgeneral Sayın İlker Başbuğ,
26 aylık esaretten sonra özgür artık.
Türk İnsanını balık hafızalı sananlar, bu yeni durumda da “rol çalmakta” gecikmedi.
2008 yılında, sonunda “kumpas” olduğu açıklanan ancak tertipçilerinin, üstelik hadleri olmadığı halde ve utanmadan;
Türk Tarihinin şanlı “Ergenekon Destanı”nı alaya almak istercesine, “Ergenekon Davası” adını koydukları bu tertipte yanlışlıklara işaret eden devrin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın haklı eleştirileri karşısında, fütursuzca,
“Ben bu davanın savcısıyım” diyenler;
Şimdi şartlar değişerek, işin ucu kendilerine dokununca
“Ergenekon ve Balyoz’da katakulli var. İnsanlar haksızlığa uğradı” demekte; itirafta bulunmaktalar;
İtiraf sözcüğünü bilerek kullandık; İktidar mevkii sorumluluk yeridir;
Tıpkı Fırat kıyısında kaybolan kuzulardan da Halifenin sorumlu olduğu gibi…
Bu “İtiraflar” sözünü ettiğimiz davaların daha en başlarında, yapılana “Tertip” diyenleri,
“Üretilmiş (Düzmece) delillerle, Komplo düzenlendi” diyenlerin haklılığının tescilidir.
Bu köşe ve bu satırların yazarının kalem oynattığı her köşede, söz konusu davalar için, en başından bu yana hep inanarak savunduğumuz:
“Ergenekon bir tertip; Suçlananlar, masum kurbanlardır” oldu.
Asıl amaçlananın, Türk Devletinin varlığını; Türk Milletinin Birliğini bölüp parçalamak ve Emperyalist emellere râm etmek olduğunu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu nedenle hedefe oturtulduğunu, sürekli ifade ettik.
Gerçek bir demokraside sırf “Muhalif” diye insanların suçlanıp esir alınmasının yanlışlığına hep itiraz ettik.
Bize “Milliyetçi/Ulusalcı diyenlere sadece teşekkür ettik;
Çünkü evet, biz Milliyetçiyiz, Ulusalcıyız, Çünkü biz Atatürkçüyüz…
Gelişen olaylar bizi haklı çıkarıyor.
Sevincimiz kendimiz haklı çıktığından değil, başta Türk Silahlı Kuvvetleri ve şerefli Türk Komutanlarımız;
Değerli Türk Milliyetçileri/Ulusalcı Yazar, düşünür, siyasetçi ve yurtsever aydınların;
Onların aydınlık ve ışıklı düşüncelerinin bühtana uğradığının tescil olunmasınadır.
Kendi devr-i iktidarlarında birlikte görev yaptıkları Sayın Başbuğ’un,
Adeta “Gündüz külahlı, gece silahlı” imişcesine
“Teröristlikle” suçlamasına ses çıkarmayanlar;
Koskoca Silahlı Kuvvetlerin fiilen komutanı olarak Sayın Başbuğ, meşruiyetin milim dışına çıkmamışken,
O’nun birlikte çalıştığı hükümeti yıkmağa çalışmakla suçlanıp, zindanlara atılmasına kıllarını kıpırdatmadıklarını unutup, telefonla tahliyeyi kutlamaktan geri kalmadı.
Ancak her şerden bir hayır türeyebileceğine dair inancı doğrularcasına;
Özgürlüğüne kavuştuğunun hemen ertesinde
“Ben esaretten kurtuldum, sırada 323 silah arkadaşım var” deyip,
“Sessiz Çığlık” eylemine katılan Emekli Orgeneral İlker Başbuğ Paşamız,
Türk Halkının eşsiz yaratıcılıktaki ortak zekasının ürünü olarak
“Tarafsız ve demokrat kişiliği ile ülkeyi gerilimden kurtarabilir” gerekçesiyle,
“Cumhurbaşkanı adayı” ilan edildi.
“Eylerse Mevlam eyler, Neylerse güzel eyler” özdeyişine koşut,
Öyle şeylere tanık oluyoruz ki, umudun bittiğini sandığımız zamanlarda bir ışık gönülleri aydınlatıyor, önümüzü ışıldatıyor.
Görmekteyiz ki 30 Mart ile başlayacak “3 Sandık” dönemine doğru ilerlerken,
Halkın önüne “Kurtuluş” için yeni olanaklar, seçenekler çıkmakta.
Bu ise sorunlardan, sıkıntılardan demokrasi içinde, meşruiyet çerçevesinde çıkış arayanaları mutlu ediyor, ümitvar kılıyor.
Gerçekçi konuşalım;
Eğer Anayasa değiştirilmeyip, mevcut hali ile CB seçimine gidilecek ise, muhalefetin başlıca sıkıntısı, AKP adayı karşısında, çok geniş bir yelpaze oluşturan Muhalefetin “Ortak bir Cumhurbaşkanı adayı” bulması idi.
Şükür şimdi o sorun yok.
Kimse bir “Tertip” olduğu, bir “Kumpas” olduğu bizzat RTE ve danışmanlarınca ifade olunan davanın muhakemesinin sürdüğünü mani gibi öne sürmesin; O teferruattır.
Ağustos ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın İlker Başbuğ Paşamız, Türkiye’mizin “Normalleşmesi” için en uygun, üzerinde en geniş mutabakat oluşacak adaydır.