AYRILIK

Abone Ol

Bazen bir son ve bazen de yeni bir başlangıçtır…

Bazen sessizliğe bürünüp kendi kabuğuna çekilmek…

Bazen de çığlıklara karışmaktır aslında…

“İşte gidiyorum!” diyen bir sese, bazen tüm gemileri yakıp “Git!” demek ve bazen de bunu göze alamayıp “Gitme!” demektir ayrılık…

Öyle bir his ki bu, kimisi giderken derin yaralar açar…

Ve o kimseyi içinde olduğu cennetinden çıkarıp kendi cehennemine atar…

Ve ardına dahi bakmaksızın çeker gider…

Kimisi ise, daha önce açılmış olan yaraları sarar…

Ve o kimseyi daha önce girmiş cehenneminden çıkarıp kendi cennetine katar…

Ve giderken bile gözü hep arkada kalır…

Ayrılık…

Kimisine ne kadar da aciz olduğunu gösterir…

Ve o kimse, birine alıştı mı bir kere, o kimseden ayrı kaldığı bir anda dahi sarsılıverir dünyası…

İşte o an anlar ki: “İnsan, en büyük darbeleri en çok sevdiklerinden yer. Çünkü en çok sevdiği kimsenin, o kimsede meydana getirdiği en ufak bir sarsıntı dahi, yıkıcı depremler etkisinde bir sarsıntıya sebep olur.”

Kimisine ise, ne kadar da güçlü olduğunu benimsetir…

Ve insan birine alıştığı vakit, o kimseyle olduğu zaman unutur zamanı…

İşte o an anlar ki: “İnsana en büyük mutlulukları en çok sevdikleri tattırır. Çünkü en çok sevdiği kimsenin, kişinin kendisine karşı, yüzünde belirecek küçük bir tebessümde dahi hislerin en güzelini yaşar.”

Ayrılık…

Her şeyin zıddında gizli olduğu gerçeğinin yansıması…

“Ayrılık olmasaydı kavuşmak da olmazdı.” tümcesi paralelinde kıymet bilmenin tezahürü olsa da…

Çoğu zaman matemdir ayrılığın dili…

Yıldızı dahi olmayan bir gökyüzünde yeryüzüne inen gece misali, koyu bir karanlıktır…

Ayrılık…

“Gözünde çok da büyütme. Hayat bu, sahip olamadıklarına isyan etmeden sahip olduklarına şükretmeyi öğretemeyecek kadar çok kısa...” gerçeğini anımsatmaktır bazen…

Bu realite karşısında sahip olamadıklarını ardında bırakıp sahip olabildiklerine sımsıkı sarılmaktır bazen…

Dışı bahar, içi güzdür çoğu zaman…

Dışında yeni çiçekler açıyormuş gibi gösterir…

Lakin içinde döker yapraklarını hiç kimselere sormadan…

Ayrılık…

Bazen sevgiliyi alıp da götüren ve insanı çoğu zaman eksik bırakan…

Bu eksiklikle yaşamaya alıştıran…

Ve ayrılık…

Bazen de, yeni bir vuslata erdiren ve böylece eksik kalan yanı tamamlayan olsa da…

Çoğu zaman hüzündür ayrılığın dili…

Ve her defasında ateşiyle yakar, kavurur ve küle döndürür insanın içini…

Ve her şeyin suspus olduğu gibi susar insan…

Ve dile getirir yürekte başlayan matemi…

* * *

Söze yol göründü…

Çekip de gitme…

Terk etme vaktidir şimdi…

Hem cümleleri, hem kelimeleri hem de bir bir heceleri…

Bir harfin sadeliğine bürünen bir yalnızlığa teslim olup susma vaktidir şimdi…

 

...sus...
...harfler vuruldu…

…kelimeler yaralı ve cümleler hayata gözlerini yumdu bugün...
...ve sustuysa onlar dahi...
...sus, sen de sus...