Bayramı Cumhurla kutlamak

Abone Ol


 Vaktiyle, asırların geleneksel başörtüsünden, siyasal amaçlarına alet için bir dini giyim tarzı üretip, onu türbanla simgeleştirenlerin siyasal önderinin meşhur bir vaadi vardı: “Türbanı askere selamlatmak”
Asla evrensel insan haklarına ve o cümleden bireysel özgürlüklere karşı olmayıp, dine ve dini inançlara gerçekten saygılı olan siyasal karşıtlarına inat, o sözü veren “Hoca”larını teyit edercesine, uluslararası ve iç yargı kararlarını hiçe sayarak, adeta “fethedilen” mevzilere(!) yeni eklediklerinin kutlamasını yapma tavrındakilere uymak bir mecburiyet olabilir mi?
Eğer amaç Cumhuriyet Bayramını kutlamaksa, bunun en içten ve yerinde coşkuyla yapılacağı yer ve biçim, önceki gün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibidir. Cumhurun bayramını bizzat Cumhurla iç içe, elele, her türlü gösteriş, alayiş ve bir cenaha mesaj verme kaygısından uzak kutlamak…
Öyle anlaşılıyor ki kendisinden başka düşünen hiçbir görüş sahibine hak tanımayan anlayışın devr-i iktidarında, kendisine ve kurumuna saygısı olan, özünü koruyup, sorumluluklarını gelecek nesillere zedelemeden devretmek isteyenler, siyaseten istismara alet olmamakta kararlı olanlar; ya kendi ocaklarındaki kutlamalarla yetinecek ya da 29 Ekim’lerde Kemal beyin açtığı “Cumhurla kucaklaşma” yolunu izleyecekler…  
Eğri oturalım doğru konuşalım; Yolu açılan hiç de “bireysel özgürlükler” bağlamında masum bir hak kullanılması değildir. Aksini iddiaya kalkışan eğer içten pazarlıklı ve peşin hükümlü değilse, “namaz yasayla yasaklanabilir mi ki türban yasaklanabilsin” ve “kamusal alan da neymiş” çıkışlarını hatırlasın!
Bugün Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı olmayan her yurttaşın sorduğu bir soru var: “Acaba gelecek Cumhuriyet Bayramı’na kadar, cumhuriyetin hangi temel değerlerini daha tartışmaya başlamış olacağız?”
Maalesef gidiş “karşı kampın” varsayılan “kaleleri” birer birer “fethetme” gidişidir.
Yazık ve üzücü olansa, o fethedilip işlevsizleştirilen kaleler aslında birer “Cumhuriyet kalesi” olduğu veçhile, verilen zararı asıl “Cumhuriyet” çekeceğinden…
Gerçekten hayıflanmamak elde değil; temcit pilavı gibi ısıtılarak ortaya sürülen türban nedeniyle, laikliğe çevrilen dikkatlerden kaçırılan acı gerçek; sosyal devletin yok edilişidir ki; böylece çaresizleştirilenlerin, bir fasit daire gibi içinden çıkılamayan kutsal duygu ve inançların istismarında, suskun biat toplumuna dönüşümü sebeplenmektedir.
İnsan merak etmeden yapamıyor; yazılı basına da bir RTÜK talep eden ağabeyine özenen; AKP iktidarı ile onun Başbakanını eleştiremediğinden hırsını muhalefete muhalefet ederek alan “yandaş medya” mensuplarından birisi, İstanbul Taksim’deki patlamanın TV’lerde haber yapılmasından şikâyet etmiş!
Yoksa İmralı’daki bölücübaşıyla varılmış, bir tek Mısır’daki sağır sultanın duymadığı, “örgüt ile  varılmış uzlaşmayı” bozacağından mı korkmuş?
Acep zat-ı muhteremlerin isteyip bekledikleri sadece Cumhuriyet değerleri ve Devletin temel niteliklerine hücum edip; sonunda büyük biraderlerinin kurdurduğu bölgesel oluşumla kucaklaşacak bir federatif yapıyı alkışlayan tek sesli “sahibinin sesi” medya mı?
Öyle bir ortam için mi her vesileyle her karşı görüşü bastırıp baskılamaya dönük fırsatçılık?
Eğer öyle ise, asıl o nedenle ki “bireysel hak talebi” kılıfında Laik Devletin temellerinden en önemlisini çökertip, böylece düşlenen, dönüştürecekleri yapıda suskun ve kaderine razı “teb’a” olmamak için, Cumhuriyet Bayramını Cumhurla birlikte kutlamak tercihlerin en uygunudur…