Bütçe görüşmelerinin ardından
Yeni bir yıla girmeye hazırlanırken tamamlanan bütçe görüşmelerinde iktidarın tezleri zihinlerde haklı bir suale yol açtı: İnsanının günahı ne?
Hangisi iktidarda olursa olsun, bütçesini savunan iktidarlar, sürekli toptan rakamlar ardına sığınır; ileri dönük hedefleriyle övünür; vaat edilen zaman geldiğindeyse, çoğu kez, vaatlerinin neden gerçekleşmediğinin izahını yaparlar. Yani öyle ki günü yaşayan, sıkıntıyı çekenler hep arada kaynar, özveriye zorlanırlar.
İktidarların günü savunurken başvurdukları silah ise hep aynıdır; geçmişteki bir durumla günü mukayese ederek, bir anlamda kendilerinin daha az kötü olduğuna dayandırırlar savunmalarını. Ancak hem mukayese çoğu kez elma ile armudu karşılaştırmaktan farksızdır hem de esas olanın kendi sorumluluk döneminde sorumluluğunu üstlendiklerini mutlu ve müreffeh kılmak olduğunu unuturlar.
Bir de, başka konularda sürekli küreselleşmeye atıfta bulunanlar, ülkemizdeki farklı iktidar dönemlerinin verileriyle kıyaslama yaparken, örnek alınması gereken emsal ülkelerin rakamlarıyla mukayeseye ise pek yanaşmazlar. İşin doğrusu, asıl olan, bugün Türk insanının, farklı ülkelerin insanlarına nazaran durumun ne olduğu değil mi?
Bir de dikkat çeken şu var; Konuşmalar, kıyaslamalar hep toptan ve ortalama rakamlarla olur. Toplumun çeşitli katmanlarına dağılımındaki vaziyeti izaha yanaşmaz iktidarlar asla. Hâlbuki işin püf noktası orasıdır. Toplumumuzun yakınmalarının odağında gelir dağılımında olsun, vergi yükünün dağıtımında olsun süregelen adaletsizlik bulunmaktadır. İsminde “Adalet” sözcüğü bulunan bir iktidarın bu ihmali ne acı!
AKP İktidarında bu durum hiç değişmedi. Bakın bu konuda medyaya yansıyan birkaç hususla söylediklerimizi örneklendirelim:
“Hükümetin gizlediği gerçek enflasyon halkı mahvetti. Asgari ücret eridi, bitti”
Yukarıdaki başlık, tam da, Maliye Bakanının asgari ücretle alınan yumurta sayısına göre “şimdi asgari ücretli daha iyi durumda” sözüne yanıt!
Marifet sabit ve dar gelirlinin ücretlerinin artış ölçütü diye enflasyonu almak değil; o enflasyonun ölçülmesindeki “sepet” sonuç iktidara uysun diye değiştirilir, içine sokaktaki adamı hiç ilgilendirmeyen “paten” ve “kar zinciri” konulursa, çıkan sonuç, aybaşını zor getiren dar gelirlinin “maaşını azaltmak gerek” diyeni haklı bile çıkarabilir çünkü…
Eminim çarşı pazarı bilen okurlarım meramımı hemen anladı, zira acı gerçek o ki son 4 yılda asgari ücret % 37.1 zamlanırken, paten ve kar zinciri fiyatları değil ama mutfak için zaruri ürün ve hizmetlerde artış % 60’ı çok geçti!
AKP iktidarı 4 yılda asgari ücretliye % 37.1 zam verirken, elektrik aldığı firmalara ne oranda zam vermiş, onu da açıklasa ya; Bakın o konuda eski AKP’li Abdullatif Şener ne demiş: “Dünyanın en pahalı elektriği Türkiye’de; Firmalarla yapılan pahalı elektrik alım anlaşmaları yüce divanlıktır.”
Sağında solunda, her yerde her yaştan işsizleri gören bir insaf sahibi şu açıklamaya nasıl itiraz eder? “Gerçek işsizlik oranı % 17.3.”
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu araştırma Enstitüsünün raporuna göre ‘Eksik istihdam’ diye resmi işsizlik rakamlarına dahil edilmeyen, aslında kendisini geçindiremeyen 1.88 milyon kişi eklenince işsiz sayısı 4.85 milyona, işsizlik oranıysa % 17.3’e çıkıyor. İşsiz sayısı da ekonomik kriz öncesine göre 600 bin kişi arttı.
İşte AKP yönetiminde ekonominin işsizlik için çare üretmediği; büyümenin halka fayda getirmediğinin somut göstergesi: Türkiye yurtiçi tasarruflarının gayri safi yurt içi hâsılaya oranı bakımından 32 ülke arasında sondan 6. sırada! Bu tablo gösteriyor ki tasarruf etmiyor, çılgın gibi harcıyoruz. Daha da acısı, bu kötü gidişin faturasını hem bugün geniş halk yığınları öderken, hem de yarınki nesillerin borç yükü artıyor. Dileriz 2011 durumu değiştirir.
*Adana Haber Merkezi olurlarının yeni yılını kutlar; 2011 yılının daha mutlu, sağlıklı ve müreffeh bir yaşam getirmesini dilerim.