Durak gidince güz mü geldi?

Abone Ol

Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın, görevden alınmasının ardından 6 aya yakın bir zaman dilimi geçti. Durak, seçilişinin yıldönümünde yani 28 Mart sabahında, resmi iş günü beklenmek sizin, kaba bir yöntemle, Valilik Özel Kalem Müdiresi Semra Hanım’ın ev kıyafetleri ile evine gidip resmi yazıyı kendisine tebliğ etmesi ve makam aracına Pazar günü evinde el konulması suretiyle görevden alınmıştı.


Öncesine göz atarsak, akla ilk gelecek olanlar, MHP ile girdiği seçim öncesi ve sonrası Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile girdiği sıkı polemikler, karşılıklı restleşmeklerdir. Ardından Ak Parti Genel Başkan yardımcısı Ömer Çelik ile girişilen polemik savaşı Adana siyasi tarihine yazılacak gelişmeler oldu.


Durak’ın bu kentte en büyük eleştiri konusu olan yönü, oluşturduğu statükoydu. Kendi adamlarıyla çalışıyor, gittiği tüm partilere ekibiyle birlikte dahil oluyor, kendi seçmenini de peşinden sürüklüyordu. Bu anlamda Adana’nın siyasi anlamda kendine has bir teamülü vardı. Zira tüm ülkede muazzam bir rüzgar yakalayan Ak Parti dahi Durak’ın dışında bir tercihle seçime girmekten imtina etmişti. Tayip Erdoğan, Durak’a rağmen Adana’da seçim kazanmak gibi bir inisiyatif kullanamamıştı.


İşte ne olduysa esasen, Durak’ın AK Parti ile birlikte hareket ettiği dönemde oldu. Çünkü AK Parti içerisindeki muhafazakâr kesim, yani milli görüş geleneğinden gelen taban, Durak’ı bir türlü hazmedemedi. AK Parti içerisinde çok keskin kavgalar yaşanıyor, ve ayrıca Durak’ın, ‘Siyasi ayrıcalığı belediyeye sokmam’ prensibi bir takım yerleri gıdıklıyor, tırmandırıyordu.


Ardından aynı kavgalar Mehmet Ali Bilici üzerinde de yaşansa da bu travma Durak kadar etkili olmadı. Hatta Bilici’nin kaybetmesi, onun Anavatan geleneğinden gelen, 28 Şubat’ı destekleyen bir siyasi profili olmasına bağlandı.


Durak’ın Büyükşehir Belediyesi etrafında ördüğü zarın dışında kalan her bir zümre ona katıksız muhalifti, bunu inkâr etmek akıl ve izanla bağdaşmaz. Sağcısı, solcusu, liberali ve muhafazakarı, bir şekilde düzenin içerisinde olanlar biat etmeyi seçiyordu. Ancak bunun dışında kalanlar aşırı bir muhalefet kimliğine bürünüyordu.

Bazıları Adana’nın çeyrek asırlık bedbaht kaderini sadece ama sadece Aytaç Durak’a ve onun kurduğu statükoya bağlıyordu. Öyle ya, Durak’ın AK Parti’de de, merkez sağda da, sol partilerde de kuvvetli dostluğu olduğu isimler vardı. O Yerel bir statükoydu. Ekibini satmayan, yol arkadaşını unutmayan ve onları siyasi devinimlere kurban etmeyen yerel bir statüko.

Hasan Gülşen, Zihni Aldırmaz, Ali Ulukanlıgil, medyadaki sac ayakları ve diğer partilerdeki ekip arkadaşları ona sıkı bir şekilde bağlı ve kırılma noktalarında etkili inisiyatif kullanabilecek şekilde güçlü tutulmuştu. Durak statükosunun en önemli unsurlarından birisi buydu. Bugün siyasi ve ekonomik alanda çok önemli yerlerde olan çok sayıda ismin mimari Aytaç Durak’tır.

Aytaç Durak’ın, siyaseten önemli bir lider ve kafa adamı olduğunu kimse inkâr edemez. Ben bugüne kadar yazdığım her yazıda onu çok katı bir dille eleştirdim. Yönetim şekline itiraz ettim. Statükonun yeni bir sinerjiye yani değişime ihtiyaç duyduğunu ifade ettim. Ama bir şekilde güçlü bir siyasi figür olduğunu inkar etmek, istediğini görmeye çalışmaktan ibaret kalır.

Durak bu güne kadar çok büyük çalkantılarla boğuştu. Bu siyasi çalkantılar ve hatta usulsüzlük ve rant iddialarının altından ekip arkadaşlarının da isimleri çıktı. Ama bir noktayı es geçmemek lazımdır ki, çözülmeye hiç izin vermedi. Hiçbir yol arkadaşını medyanın önüne veya kurtlar sofrasına atmadı. Kimseyi feda edip kurtulmadı. Bu yüzden çözülmenin önüne geçebildi ve yerel bir güç oldu.

Buna karşın, kuşkusuz çeyrek asrın feda edilen ve günah keçisi seçilen ismi, büyük bir ironidir ki yine kendisi oldu. Kadere bakınız ki; onun kurduğu statüko tüm kurum ve kuralları ile yoluna devam ederken sadece kendisi sürecin dışında kaldı. Siyasi linçe tabii tutuldu. Anti demokratik bir uygulamanın muhatabı oldu.

Bugün ise Adana’da değişim nidaları atanlar, bizimle de bir dönem yolda yürüyenler aynı statüko ile yola devam ediyorlar. Eleştirdikleri statükonun unsuru, aktörleri oldular. Onun çözülmesine razı gelmediği o statüko şimdi Durak karşıtı bir statükoya dönüşüp başka odaklarla yoluna devam ediyor.

Bizler elbette Aytaç Durak’ın bu kentin bugün gelişim anlamında geri kaldığı noktalarda, yerel yönetime binaen bir takım günahlar taşıdığı fikrine karşı gelemeyiz. Bu fikri savunuruz. Ortadaki iddiaların soruşturulması ve şayet suç unsuruna rastlandığı takdirde, cezasını çekmesini isteriz.

Ancak bir de başka bir açıdan daha bakabilme meziyetine de sahibiz.

Bugüne kadar Aytaç Durak’ı çok katı bir şekilde eleştirenler, kentin içler acısı durumundan onu sorumlu tutanlar, gelişmenin önüne geçtiğini savunanlar acaba bugün sadece Durak’ın dışarıda tutulması ile tüm sorunların aşılabileceğine mi inanıyorlar?

Acaba, sadece ve bir tek Aytaç Durak koltuktan inince, geri kalan tüm unsurları ile aynı statüko şirin bir hal mı almış oldu? Elbette böyle bir şey mümkün değil. Çünkü Adana’nın 25 yıllık yolculuğunda, yol haritasında etkili olan isimler halen bu kenti yönetiyor. İşbaşında ve yetkililer.

Pekiyi şimdi Adana kabuk mu değiştirecek? Ya da çağ mı atlayacak. Durak’ı yöneten ve yönlendirenler de perde arkasındaki aynı isimler değil miydi?

Meseleye bir de buradan bakmak lazım gelir diye düşünüyorum.

Zira çeyrek asırlık bir günah varsa ortada şayet, sadece Aytaç Durak’ı bu statükonun içerisinden cımbızla çekip yargılayarak kurtulamayız bu günahtan. Durak’ı cımbızla çekip, ardından tam tam dansı yapmak abesle iştigaldir. Bugün adanın seyri de ilerideki kaosun alamet-i farikalarıdır.

Bir Durak gitti diye açıkçası Adana’da güz gülleri açtığını hiç ama hiç düşünmüyorum.