Evet, ama yetmez

Abone Ol

                                              
            12 Eylül referandumunda bir kısım liberal(!), anayasa değişikliğine dair değerlendirme ve reyini “Yetmez ama Evet” formülüyle açıklıyordu.
Bugün referandumdan üç ay geçti. Referandum kampanyasında, demokratikleşme ve özgürlükler şampiyonu(!) AKP iktidarının demokratik hak talebindeki öğrencilere karşı tavrı gündemin başına yerleşti. Durumu Sözcü gazetesi özetlemiş:
 “Bu ülkede sesini çıkaranın başına cop iniyor!”
 Gazete 16 Aralık 2010 günkü manşetini, yarım sayfayı kaplayan “öğrenci başına 11 cop düştü” alt yazılı fotoğrafla desteklemiş...
 Öte yanda muhalefetin referanduma sunulan değişikliklere başlıca itirazı hafızalarda çok taze; “asıl amaç yargıyı denetime almak”
İddiası itibarıyla çok önemsenmesi gereken “Balyoz davası” hâkimlerinin son andaki değişiklikleri; Görev yerleri değiştirilenler kadar, yerlerine atananların da hakkında şikâyetler varken, görevden alınanlar için dikkate alınan şikâyetlerin, görevlendirilenler bakımından önemsenmemesi; böylece muhalefet eleştirisinin doğrulaması da, altı çizilecek diğer bir olay.              
Görülüyor ki 12 Eylül’de EVET denilmesi demokratik, özgürlükçü bir ortama gerçekten yetmemiş; hatta HAYIR diyenlerin itirazları gerçekten kuvvetli temellere sahipmiş!
Yetmeyen bir başka gelişme de AKP iktidarının her vesileyle, bir çarpıcı rakamlar yığınıyla destekleyerek öne sürdüğü ekonomik gelişmeler.
Türkiye İstatistik Kurumu gibi bir resmi kurumun yayınladığı mukayeseli rakamlar belirtiyor ki, “Evet, ekonomide bu gelişmeler oldu ama yetmez!”
Bakın neden yetmez;
Gazetelere ama -elbette yandaş olmayan- bir gazeteye, örneğin 16 Aralık günlü SÖZCÜ’ye göz atınca bu yargıya katılmamak olanaksız: “Türkiye, Avrupa’nın en fakir 7. ülkesi”
Açıklamaya göre Türkiye, 2009 yılı “satın alma paritesine” göre kişi başına gayrisafi yurtiçi hâsıla sıralamasında 37 Avrupa ülkesi arasında 32. sırada yer alıyor. Yani mesele dünyanın 18. büyük ekonomisi olmak değil o zenginliğin yurttaşlara ne ölçüde yansıdığıdır.
Bu örnek de kanıtlıyor ki şimdi durumumuz zengin bir evin fakir bekçisinden hiç başka değil…
  Zaten bu nedenle ki Sayın Başbakanın “Cumhuriyet döneminde yapılandan daha fazlasını başardık” dediğini duyup, bir de kendi vaziyetine bakanlar “Acaba ben bu ülkede yurttaş değil miyim?” diye soruyorlar…
 Bakın yine aynı gazeteden, devletin resmi kurumu TUİK’in bir başka “Evet, ama yetmez” dedirten açıklaması: “İşsizlik % 11,3’e indi ama Eylül’de 483 bin kişi işsiz kaldı”.
İşsizlik rakamlarının yaş gurupları içinde dağılımında düşündürücü; Genç nüfusun işsizlik oranı düşüşe rağmen hala % 21.2, Tarım dışı işsizlik ise % 14.3 seviyesinde.
Tarım sektöründe olduğundan “işi var” sayılanların, sektörün genel durumu çerçevesinde “avare kasnak” durumu dikkate alınınca, siz olsanız, işsizlikte azalmaya “Evet, ama yetmez” demez misiniz?
Ekonomi sayfasında gezindikçe “evet ama yetmez”lik haberler birbirini takip ediyor. İşte bir rakam da “Bütçe açığı”na dair, şöyle:
“Bütçe açığımız azaldı ancak 11 aylık açık 23.5 milyar TL.”
Bu rakamlara bakıp da ekonomide “rotayı ‘üretim odaklılığa’ çevirmedikçe, açık azalsa bile kalan rakam dahi alarm verir” diyenlere ne diyebilirsiniz?
Hele dünyanın en pahalı benzinini kullanan Türk tüketicisiyle adeta alay edercesine, benzinin litre fiyatının önce 4 liranın üzerine çıkarılıp sonra da 2-4 kuruş indirilmesine, “Evet ama yetmez”den başka ne denebilir ki?…