FELAKET TELLALLIĞI (1)

Abone Ol

               Padişahların emir ve buyruklarını halka duyuran gür sesli görevliye Tellal denmektedir. Bu muhtaçlık durumu; daha sonraki dönemlerde, farklı sebeplerden dolayı farklı zaviyelerden bakılmak suretiyle farklı tarif kalıplarına dönüşmüştür. Bu dönüşümlülük tahtındaki tellallığın en önemli evresi; padişahlığın sona ermesinden sonra bu gür sese bağımsızlık nefesinin de eklenmiş olmasıdır. Bu gür sese, bağımsızlık nefesinin kazandırılmasıyla birlikte tellallık; marjinalleşerek sınıfsallaşmıştır. İşte orta kalitede demokrasi iklimlerinde hala yaşama alanı bulabilen marjinalleşmiş mesleğin adı; “Felaket Tellallığı”dır.

               Eski dönemlerde “Felaket Tellallığı” gibi bir mesleğin serpilip yeşermesinin izni ve imkânı olamamıştır. O dönemlerde sadece padişahlar ve krallar tarafından buyrulan fermanlar, o günlerde bu günlerin medya ve propaganda imkânları da olmadığı için bu mesleğin o günlerdeki ilkel halleri ile kitlelere duyurulmuştur. O dönemlerde tellallar, peşinen kötü giden hiçbir şeyin olmadığı varsayımından yola çıkarak, hep iyiliğin ve müspet gelişmelerin duyurulmalarını yapmışlardır.

               Ülkemizde az gelişmiş bir demokrasi olsa da, şimdilerde “Felaket tellalları”nın kötü giden şeyleri de söyleyebileceklerini düşünmekteyim. Hadiselerin daha çok tehlikeli olanları; canlarımızı çok daha fazla acıtacağından dolayı kendimi “Felaket Tellalı”  olarak görevli kıldım. Evet, kimilerine göre bir “Felaket Tellal”ıyım. Böyle görülmem hoş ama yeterli değildir(!) Tüm insanlar tarafından bir “Felaket Tellalı” olduğum kabul görürse, yaptığım bu yazarlık görevimde, başarılı olabilme gücümü yükseklere taşıma imkânına sahip olacağım. Ama gözüken o ki, böyle bir sıfat için, daha kırka yakın fırının imalatını kapatmam gerekmektedir. 

               “FELAKET TELLALIĞI”NA KONU, BU MAKALEMİN BİR KAÇ SATIR BAŞLIĞINI, SEVGİLİ OKURLARIMA SAYGILARIMLA ARZ EDERİM. 

* İhanet ihtimalini beklemede tutmaktayım. Bakiye iki ihtimalin belki de her iki saikı ile yani gaflet ve dalalet zaafları ile bu ülke insanları, “açılım” çukurunda siyasi difteri nöbetlerine mahkûm edilerek; korku, titreme, bölünme, parçalanma, ayrışma ve kamplaşma süreçlerine itilmişlerdir.  

* Dış politikalarımıza; okyanus ötesinden alınan talimatlar egemen olmuştur. İç politikalarımıza; Avrupa Birliği ülkelerinden alınan talimatlar egemen olmuştur. İktisadi ve dâhili siyasi politikalarımıza, İMF ve küreselgüçlerden alınan talimatlar egemen olmuştur. Bu üç üçgen tarafından biçilen bu elbise ile ve çizilen bu yol haritası ile geçmişin Sevr’ini amel etmekte olduğumuzu hissetmeyenler; ihanet içinde değillerse bile, kesinlikle gafletin ya da dalaletin en alçak kodundadırlar. Bu hazin tablo gün be gün, gün ışığına çıkmaktadır. Bir değil 58 tane referandum kazanılsa, bu gerçeği kapatmak mümkün olmayacaktır.

*  Çeyrek yüzyıldan uzun bir süreden beri ülkemiz, milletimiz ve muhteşem medeniyetimiz; etrafımızda tutuşturulan ateş çemberlerinin tufanlar gücüne çıkartılmak istenilen darbeleri ile mağlup edilmek istenmektedir. Mağlubiyetten çıkışın tek ve alternatifsiz yolu; ABD’den, AB’den ve IMF’den talimatlı politikaları terk ederek, özümüze dönmektir. Bu güçlere bağımlı iken bağımsız kalabilmemiz mümkün değildir.

 

* Türk Milleti; mensup olduğu güçlü ve yüce medeniyetiyle çok büyük bir millettir. Türk Milleti; Tarih sahnesine başlangıç yapmasından bu yana, karşı karşıya kaldığı çetin şartlar ve çok zor imtihanlar süresince ortaya koyduğu muvaffakiyetlerle ve adil yönetim anlayışı ile bu sıfatı fazlasıyla hak etmiş bir millettir. Çok acilen gücümüzü kendi milli melekelerimizden toplayacağımız bir sistemi yeniden icat etmek mecburiyetindeyiz. Türk Milleti’nin, üç kıtaya yayılan geniş coğrafyasında yaşamış yüzlerce etnik kökeni ve farklı milletleri en az altı asır barış ve adil bir nizam dairesinde yönetebilmiş olması, istifade edeceğimiz en büyük geçmiş tecrübe kaynaklarımızdan biri olmalıdır. Milletimizin sosyal adalet temelinden güç alan kimliğini ve bu kuvvet mayasını yeniden keşfedebildiğimiz gün, kendimizle birlikte insanlığın da emniyetini temin etmiş olacağız.

* Özellikle son sekiz yıl içerisinde milletimizin ve medeniyetimizin direnç elbisesi olan özgüven zırhımız, elimizden kısmen alınmak suretiyle 1000 yıllık değerler manzumemiz, büyük oranda tahrip edilmiştir. Bu negatif siyasi mitoz parçalanmayı behemehal durdurmalıyız. Bu durdurmanın ve dirilişin rotası;  ölümün bu uyku mahmurluğundan uyanmaktır. Zira ölüm uykusuna yatmış milletlerin tarihleri yoktur. Devamını sonraki yazılarımda paylaşabilmek dileği ile hoşça kalın.