Gazetecilikte "İYİ" ve "KÖTÜ"nün ardından "ÇİRKİN" yüzünü görmeyelim!

Bugün Dünya Çalışan Gazeteciler günü.

Aslında önceleri Dünya Gazeteciler Bayramı olarak kutlanıyordu. 1971'den sonra var olan uygulamalar nedeniyle bayram olmaktan çıktı ve gün olarak değerlendirilmeye başladı.

Bu özel! Gün nedeniyle haber kaynakları da tanıdığı veya tanımadığı gazetecilerin gününü kutluyor.

İyi güzel, sağ olsunlar

“İYİ” -  KÖTÜ” GAZETECİ Mİ BAKILMIYOR

Öyle ya "Gazeteci gazetecidir". Ama; “iyi gazeteci olmak” ile “kötü gazeteci olmak” arasında çok kalın bir çizgi vardır.

İyi gazeteci bireysel menfaat veya çıkar gözetmeden halkın çıkarı doğrultusunda mesleğini icra eder.

Kötü gazeteci ise bireysel menfaatleri doğrultusunda birileri için gazetecilik yapar.

Tüm gazeteciler özgürdür, "İyi" veya "Kötü" istediği doğrultuda gazetecilik yapabilir. Kimse "Neden" diye soramaz. Okur da, "Kötü" dediği gazetecinin yazılarını, gazetesini takip eder etmez, o da özgürdür. 

“YEREL BASIN YAŞASIN” MOTTOSU GERÇEKÇİ Mİ?

Bu tespitin ardından Adana’da 150’ye yaklaşan medya mecrasına baktığımızda, kimin desteklenip desteklenmeyeceği bir paradoks gibi karşımızda duruyor. Zira Holding sahibi de olsanız, size göre 50 “iyi gazetecilerin çıkardıkları” mecraya ilan-abone olsanız, geri kalan mecralarla çalışma yapmazsanız, geri kalan 100 mecranın büyük bölümü adeta sizi ve holdinginizi “Topa” tutuyor. İlan-abone yapılmayan medya mecralarındaki gazetecilere göre savunma “Medyada ayrımcılık yapmayın”,Yerel basın yaşasın” oluyor.

Peki, “Yerel basın yaşasın” mottosu kimin için geçerli olmalı? Canınız sıkıldı, bir dilekçe ile gazete çıkarabiliyorsunuz. Bu kadar basit. Peki gerçekten emek veren, halkın çıkarı doğrultusunda haber yapan gazetecilerin yer aldığı “YEREL BASIN” mı desteklenmeli yoksa gazete çıkarıp, “Gazeteci oldum” diyerek sosyal statüsünü yükseltenlerin “YEREL BASIN”ı mı desteklenmeli?

“Yerel Basın Yaşasın” derken, iyi gazetecilerin çıkardıklar gazeteler mi, kötü gazetecilerin çıkardıkları! Gazeteler mi öncelenmeli?

PEKİ, YA BUNUN KRİTERİ!

İYİ veya KÖTÜ gazetecileri, kim veya kimler denetlemeli veya belirlemeli?

İlk akla gelen meslek örgütleri.

Ancak meslek örgütlerinin yaptırımları yok. Hem yaptırımları yok hemde durduk yerde olumsuz olarak adlandırdıkları ve “kötü gazetecilik yapıyorlar” diyerek belirledikleri mecralardaki gazetelerin hedefine konuluyorlar.

Öyle olunca meslek örgütleri belirleyici olamıyor.

O zaman kim iyi veya kötü gazetecilerin yer aldığı mecraları belirliyor? Tabi ki, en büyük hakem olan okur yani halk bunu belirliyor. İstediği gazeteyi alıp-takip edip- izleyip veya dinleyerek destekliyor, uygun olan kişi veya kuruluşlar reklam veya abone desteği veriyor.

"Kötüler" eleniyor ama o zaman da elenen medya mecraları, inandığı medya mecrasına destek veren kişi veya kurumu hedef tahtasına koyuyor. Olan ya da olmayan konular üzerinde kişi veya kurumu “şaibe altına sokacak” yayın yapabiliyorlar. Öyle olunca da reklam veren kişi veya kurum aynı anda 50-100 medya mecrasına ilan veremeyeceği için bir daha inandığı medya mecrasına bile ilan ve abone olmuyor.

Yani "Kötü gazeteciler", "İyi gazetecileri" yeniyor.

İşte sorun tam da bu.

Yerel basın yaşasın” diyenler, "iyi gazetecilerin çıkardığı gazete yaşasın" diye destek verince "kötü gazetecilerin" çıkardığı medya mecrasınca hedefe konuluyor.

Reklam verenler kaçıyor.

"İyiler" de kaybediyor.

İNTERNET MEDYASI GERÇEĞİ

Bu gerçeklikten İnternet medyası da nasibini alıyor. Aynı gerekçeler internet medyası için de geçerli.

Ancak burada bir farklılık var.

Özellikle kamu kurum kuruluşlarının İnternet Medyasına, yazılı, sözlü ve görüntülü medyaya verdiği desteğin Yüze 1’i kadar destek vermiyor. Gelişen bu çağda hala internet medyasını boş geçmek o kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticilerinin çağı yakalamakla alakalı dünya görüşlerini yansıtmış oluyor.

Sponsorlu bağlantılarla “Kendin pişir kendin ye” mantığında verdikleri ilan- bilgilendirme gibi çalışmaların amacına ulaştığını zannedenler maalesef iletişimi de bilmiyor geleceği de göremiyor.  Yerel basının tamamlayıcısı olan İnternet Medyası herkesin kolayca ulaştığı mecra olurken, bu mecrayı görmezden gelenlerin de GÖRMEZDEN GELİNDİĞİ kesin.

NE YAPMALI?

Öncelikle güçlü medya için Çalışan Gazeteciler gününde yeni bir başlangıç yapmak gerekiyor. İyi veya kötü gazetecilerin ayrıştırılması ilk basamak. Bireysel menfaat peşinde koşanlar ile halkın çıkarları doğrultusunda yayın yapan medya mecraları ayrıştırılmalı.

Bunun için meslek örgütlerinin yaptırım gücü oluşturulmalı. Belediyeler ve kamunun vereceği ilan-reklam ve abonelik çalışmalarında Meslek örgütlerinin onayı aranması yaptırım gücünün oluşmasına en büyük etken olur. 

Çukurova Gazeteciler Cemiyeti (ÇGC) öncülüğünde; TSYD, TGS, ASGD Yerel Medya Güç Birliği Platformu gibi meslek örgütlerinin kuracağı bir komisyonla ve tabiî ki Meslek ilkeleri doğrultusunda belirlenecek kriterler ışığında abone, ilan reklam çalışması verilecek gazete ve dergi gibi medya mecraları belirlenmeli.

Belediyeler ve kamu kurumları, ilan reklamı BİK’ten vermesine karşın yapılacak anlaşmalarla ÇGC’nin öncülüğünde kurulan komisyondaki meslek örgütlerinin belirlediği mecralara ilan verir. Ve meslek örgütlerine reklam toplam ücretinden belli bir pay (Yüzde 3-5 gibi) verilir.

Böylece hem meslek örgütleri güçlenir hem de gazetecilik mesleğinin gelişimine katkı verilir.

CİDDİ DENETİM GEREKİYOR

Bu komisyonda haksız haberler yapılıp yapılmadığı, bir mecraya ilan veren bir firmanın başka medya mecralarınca olumsuz haber veya telefon (abone ve reklam için rahatsız edici boyutta) edilerek rahatsız edilmesi gibi konular dahil şikayetleri alıp karar verebilir. Hata yapan gazetecinin yayın mecrası, komisyon kararıyla reklam ve abone çalışmalarından çıkarılır.

Meslek örgütlerinin temsilcilerinden oluşan komisyon, hata yaptığı tespit edilen mecra için kamu ve Belediyelerle yapılacak olan ilan reklam gibi çalışmalar için olur vermez. Böylece belli kriterler çerçevesinde gazeteciliğin niteliklerine uyum sağlama konusunda ciddi adım atılmış olur.  

ÖZETLE BİRLİK OLUNMALI

Bu veya başka bir projeyle birlik olmak gerekiyor.

Bu olmazsa, “Yerel basın yaşasın” derken gazetecilik mesleği ile birlikte güç kaybeden Adana’nın da eriyişini izlemekle yetineceğiz.

Kısaca yeni bir adım atmamız yeni bir başlangıç yapmamız gerekiyor.

Yoksa mesleğimizin;  İYİ ve KÖTÜ yanlarının ardından ÇİRKİN yüzünü de göreceğiz. 

YORUM EKLE