Good morning after supper

Abone Ol

(Akşamdan sonra) Sabah-ı şerifiniz hayır olsun

“Good morning after supper”, yani “Günaydın, Üsküdar’da sabah oldu!” ya da “geçti Bor'un pazarı, sür eşşeğini Niğde'ye…”

Kimine göre İngilizlerin, İngilizce olmasına karşın “Fransız” kaldığı; Bazı başka kaynaklara göre (mes. Privatesözlük) ise , 13 ncü yüzyılda türetilmiş bir ingiliz atasözü.

Siz, “(Akşamdan sonra) sabah-ı şerifiniz hayırlı olsun” da diyebilirsiniz.

Bir yanda Yassıada’nın ismini değiştirerek şov yaparken, Esir Kampında Mahkeme Tiyatrosu kurdurarak çifte standartın, samimiyetsizliğin dikalasını sergileyen;

“Masumiyet Karinesi”, “Adil Yargılama”, “Tutukluluk İstisnaidir”, “Silahların eşitliği” gibi evrensel hukuk ilkelerini unutup, Yassıada Hakimi Salim Başol’un “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” kabalığıyla asıl niyeti açığa çıkan;

“Ben bu mahkemenin Savcısıyım” diyebilen Tayyip beyin, işin ucu kendisine uzanınca söyledikleri denecek tek laf: Good Morning after supper!!!

Sayın Başbakanın “Yeniden Yargılanma” ve “Ergenekon-Balyoz” davaları için, iş işten geçtikten, suçsuz günahsız insanlara koskoca çuvaldız battıktan, vicdanlar kanatıldıktan sonra, iğnenin, o da ucu, biraz kendilerine batınca söylediği sözler, akla başka diyecek laf getirmiyor.

Sayın Başbakan, iktidara gelirken sloganı “3 Y (Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar) ile mücadeleyi” unutmuş;
Daha doğrusu gelinen noktada:

1) Ayakkabı Kutusu dolu eurolar/dolar, yatak odalarında para sayma makineleri, AVM tuvaletlerinde rüşvet görüntüleri, Bilaloğlanın Vakfına yardım adı altında kotarılan işler ile verdiği “Yolsuzluk batağında” görüntüsü,

2) Bu yolsuzlukları soruşturanları “Yasaklama”, HSYK’yı ele geçirip Demokrasiye yasak getirme girişimi,

3) Dizboyu yolsuzluk ortamında yaygınlaşan “Yoksulluk”

Ezcümle gelinen noktada “3 Y” İktidarın alameti farikası olmuş durumda, bugün.

Daha düne kadar dizinin dibine çöktüğü, el öpüp saygıda kusur etmediği, “Ne istediniz de vermedik” diyecek kadar, kendi sanki padişahmış gibi Milletin cebinden, Devletin sırtından “İhsanları” eksik etmediğine şimdi “Haşhaşi” benzeri “Örgüt” muamelesi çekiyor!

Kendi eliyle devlete yerleştirip, birlikte Türk Ordusuna “Kumpas yapıldı” itirafına konu marifetleri gerçekleştirdikleri –dünkü ortağına* şimdi “Bana darbe girişimi yaptılar” derken, yine “Mağdura yatmak” istiyor.

Artık kabak tadı verdiğinden yenmeyen bu sözlere en güzel yanıtı CHP’nin hukukçu Milletvekili Emine Ülker Tarhan hanım şöyle vermiş:

Erdoğan’dan iyi darbe mi olur bu ülkeye?

Demokratik Hukuk Devletini, Kuvvetler Ayrılığını ortadan kaldırmak, darbe değil de nedir?

Apoletli ya da apoletsiz, ne fark eder?”

Sayın Tarhan’ın AKP-Cemaat kavgasına teşhisi de net: “Paylaşım Kavgası

Gerçekten soğukkanlılıkla bakınca görülen şu: “Kavga”, “Cemaat’e bağlı” denilen “Yargı-Polis”, AKP’li Bakanlar ve Oğullarının, Bilaloğlan’a dek uzandığı iddiasıyla “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu” yapınca, değil mi?

İktidarın içine düştüğü vaziyet, AKP’nin, ortağı “cemaat” ve dış destekçileri “Bölücüler” ve “Emperyalizm” ile birlikte 12 yıldır devam eden bir süreç sonunda gelinen durumdur.

Kavga, Ülkeyi yönetenlerin nasıl bir yolsuzluk batağına battıklarını, siyasi varlıklarının nelerden beslendiğini deşifre etti.

Bundan dolayı ki “Eşek kaçtı, palan düştü”

Eğer yanlış varsa 1 değil 2 tanedir:

İlk Yanlış Cemaat ise, İkinci yanlış da kuşkusuz RTE ve AKP, hiç başka değil…

O nedenle şimdi Sayın Başbakanın “Cezaevlerinde suçsuz yere yatanlar” diye döktüğü olsa olsa “Timsahın gözyaşları”; Söylenecek ise Good Morning after supper.

Böylece ve “Mağdur”u oynayarak sağladığı ortamda, HSYK’yı yani “Yargıyı” ele geçirmesi, asla kabul edilemez.

Öne sürülen RTÜK benzeri bir HSYK, açıkça Yargı’nın “Siyaset aktörlerince ortaklaşa kontrolü” teklifi ki, aslan payının AKP’de olacağı bu kontrol, Hukuk Devletinin ruhuna “el Fatiha” dedirtir…

AKP ile Cemaat arasında cereyan eden, Sayın Emine Ülker Tarhan’ın deyişiyle bir “Kirli Savaş

Sayın Tarhan’a göre, “Bu çatışma, çıkarları için siyaset yapanları eleyebilirse, ilkesi ve ülkesi için mücadele edenlerin farkını ortaya koyarsa Türkiye nefes alabilir.”

Elbette bu sonuç için asıl görev halkındır, sade vatandaşındır görev;

Gerçekten de ülkenin geleceği hiç bu günkü kadar halkın elinde olmadı.

Halk isterse, Emine hanımın Çarşamba günü HÜRRİYET’teki mülakatında söylediği gibi “Dibe vurur çıkar, güzel günler görebiliriz…”