banner785

İMO'dan "Gölcük Depremi" açıklaması

İMO Adana Şube Başkanı Hasan Aksungur, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depreminin 22. yılı nedeniyle açıklama yaptı

İMO'dan "Gölcük Depremi" açıklaması
banner686

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Adana Şube Başkanı Hasan Aksungur, Cumhuriyet tarihinin en büyük depremlerinden biri olarak kayıtlara geçen 7,4 büyüklüğündeki 1999 Gölcük Depreminin 22. yılı nedeniyle yaptığı açıklamada, deprem güvenliği konusundaki sorunları ve deprem önlemleri için yapılması gerekenleri madde madde sıraladı.

Can kayıpları ve ekonomik sonuçları itibariyle tüm Türkiye’yi sarsan Gölcük Depreminden sonra, depremin yaralarını sarmaktan çok deprem öncesi alınması gereken tedbirlerin düşünülmesi gerektiğinin tüm çevrelerce benimsendiğini belirten Aksungur,  kamu kurumlarınca strateji ve eylem planlarının da oluşturulduğunu; ancak aradan geçen 22 yılda olası deprem zararlarını azaltma çalışmalarının toplumların/kurumların kendiliğinden yaptığı çalışmalardan öteye gidemediğini ifade etti.  

AFAD’ın 2011 yılında hazırladığı Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı (UDSEP) kapsamında, büyük çoğunluğu 2017 tarihinde bitirilmek üzere 2023 yılında tamamlanması hedeflenen çalışmaların belirlenmiş olduğunu ifade eden Aksungur, son olarak 30 Ekim 2020 tarihinde İzmir’de gerçekleşen depremin yarattığı hasar ve can kaybı üzerine, TBMM tarafından oluşturulan Meclis Araştırması Komisyonu raporunda yapılması gereken çalışmaların büyük oranda gerçekleştirilmediğinin görüldüğünü belirtti.  

KANAL İSTANBUL PROJESİ VARLIĞIYLA BİR BEKA SORUNUDUR

Aksungur açıklamasında, deprem güvenliği bakımından önemli sorunların bulunduğunu ifade ederek deprem önlemleri konusunda şu görüşlere yer verdi:

“Başta İstanbul ve İzmir gibi afet riski altındaki şehirlerde UDSEP’te ifade edilen tehlike ve riskleri esas alan planlar geliştirilip çevre ile uyumu sağlanmadığı gibi, ilin afet tehlike ve risklerinin mekânsal planlamaya aktarılması temel prensibine aykırı olarak İstanbul’da “Kanal İstanbul” Projesi hayata geçirilmek istenmektedir. Gerek kanalın kendi yapısı ve Kanal İstanbul kapsamındaki mühendislik yapılarının deprem riskleri açısından konu ele alındığında, deprem riski çok yüksek olan bu kentin Avrupa yakasını ikiye bölmenin yaratacağı açmazlar karar vericiler tarafından fark edilemediği gibi uzmanların söylemlerine de kulak tıkamaya devam edildiği görülmektedir.

YAPI STOKUMUZUN DURUMU KADERİNE TERK EDİLMİŞTİR

Ülkemizin yapı stokunun durumu belirsizliğini korumaktadır. UDSEP’e göre 2017 yılında tamamlanması öngörülen bina envanteri çalışması tamamlanamamış, dahası resmi kurumlar hariç başlanmamıştır. Bunun sonucu olarak mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi de mümkün olmamaktadır.

YAPI DENETİM YASASINDA KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLERE İHTİYAÇ VARDIR

Vatandaşın Anayasal hakkı olan “can ve mal güvenliği” serbest piyasa koşullarına bırakılmamalıdır. Kamu hizmeti veren/vermesi gereken kuruluşlar birbirleriyle rekabet eder durumda olmamalıdır. Ülkemizdeki denetimsizliğin temel nedeni rant ilişkilerinin tekniğin, fen ve sanat kurallarının önüne geçmiş olmasıdır. Yapı Denetim sisteminin sağlıklı çalışması için gereken yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

KENTSEL DÖNÜŞÜM RANT ODAKLI POLİTİKALARA TESLİM EDİLMİŞTİR

Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu bugüne kadar daha çok gayrimenkul piyasasının talepleri doğrultusunda gündeme getirilmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 6 milyon 700 bin binanın riskli olduğu ifade edilmektedir. Kentsel yenileme ve kentsel dönüşüm konusu, sadece mekân düzeyinde değil; sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınmalıdır. Kentsel dönüşümdeki temel konulardan biri de finansman konusudur. Vatandaşa verilen 190 milyon TL uzun vadeli kredinin günün ekonomik koşulları, inşaat maliyetlerindeki artışlar ve gelir düzeyindeki düşüşler dikkate alındığında yetersiz olmasının yanı sıra ödenemez bir durumla karşı karşıya kalındığı görülmektedir. TBMM araştırma komisyonunca bu konulara çözüm önerisi geliştirilememiştir.  

İMAR AFFI BAŞLI BAŞINA CİNAYETTİR

Hâlihazırda yapı stokumuzla ilgili belirsizlikler ve tehlikeler ortadayken bir de üzerine siyasal iktidarlarca çıkarılan imar afları, can ve mal kayıpları tehdidini büyütmektedir. Mühendislik hizmeti almayan yapıların yasallaştırılmasıyla, doğa olayları karşısında hasara uğramaları halinde sorumluluk, bu kararı alan siyasi iktidarın üzerindedir. Bir binaya iskan ruhsatı verilmesi, devletin vatandaşa 'Bu binaya oturabilirsin' demesi anlamına gelmektedir. 

HER ŞANTİYEYE BİR ŞANTİYE ŞEFİ ZORUNLU OLMALIDIR

Ülkemizin yakın tarihinde yaşanan depremlerin ardından ortaya çıkan tablolar bize göstermektedir ki yapılar, büyük oranda inşa sürecinde yaşanan olumsuzluklar ve hatalardan kaynaklı hasar görmektedir. Buna rağmen, yapı üretim sürecinde kilit rol oynayan şantiye şefliği en çok ihmal edilen ve yalnızca bir imzaya indirgenen görevlerin başında gelmektedir.

İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ EĞİTİMİNDE ACİLEN DÜZENLEME YAPILMALIDIR

İnsanın can ve mal güvenliği için en önemli konu, nitelikli inşaat mühendisliği eğitimidir. İnşaat Mühendisliği eğitimi veren bölümlerin %62’si öğretim üyesi, laboratuvar, fiziksel mekan, bilgisayar, yazılım gibi konularda yeterli imkanlara sahip değildir. YÖK, önceki yıl 300 bininci kişinin tercihini bile karşılayacak oranda kontenjanlar belirlemektedir. Bu tabloya eğitim kalitesinin düşüklüğü de eklendiğinde sorunlar daha da çoğalacaktır.

YETKİN MÜHENDİSLİK SİSTEMİ HAYATA GEÇİRİLMELİDİR

Bugün ne yazık ki, ülkemizde bir işi yapabilme yeterliliğine haiz olmanın ölçütü, diploma sahibi olmaktan geçmektedir.  Oysa diplomanın belgelediği eğitimin, öğretici, geliştirici, olgunlaştırıcı ve nitelikli bir uygulama deneyimi ile tamamlanması gerekmektedir. Eylem Planı gereğince 2017 yılına kadar uygulamaya sokulmuş olması gereken bu konuda, ÇŞB Yetkin Mühendisliğin hayata geçirilmesi için destekleyici olması gerekirken, İMO tarafından uygulamaya sokulan ve gönüllülük üzerinden yürütülmesi hedeflenen “Referans Belgesi” (Yetkin Mühendislik) yönetmeliğinin iptalini sağlamıştır. 

Sonuç Olarak, İnşaat Mühendisleri Odası olarak yıllardır benzer sorunlara dikkat çekiyoruz. Bu sorunların çözümü ise bilinmez değildir. Nitekim bu sorunlar ve çözümler kamu kurumlarının raporlarında ve eylem planlarında da yer bulmaktadır. Ancak gelinen noktada bunların neredeyse hiçbiri hayata geçmemiştir.   Karar vericileri daha da geç olmadan ve zaman kaybetmeden topluma olan sorumluluklarını yerine getirmeye, nitelikli mühendislik hizmetlerinin verilmesi amacıyla İnşaat Mühendisleri Odası tarafından hayata geçirilmeye çalışılan meslek alanlarımıza dair düzenlemelere ket vurmaya değil destek olmaya davet ettiğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.”

--

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER