Haklı olan Halk, Zalimi yener, yenecektir!

Abone Ol

İnsanlık tarihinde çok diktatör yazılıdır; Ancak hükümranlık süreleri sınırlı, çoğunun sonu fecidir.
“Hak” ve “Adalet” duygusu, “İnsan Hakları” ve bu temel hak ve hürriyetleri esas alan “Hukukun üstünlüğünde Demokrasi” her zaman ve her şartta, en zalim diktatörü bile zevale uğratmıştır.
Büyük Atatürk’ün çok veciz ifade ettiği gibi “Fikirler, cebir ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez.”
Biz zaman diliminde, belli bir çoğunluğun oyuyla iktidara gelmek, kimseye, elde ettiği gücü toplumun en temel insan hakkı olan yaşam biçimini değiştirmeye zorlama gücü vermez. % 50 oy alan, diğer % 50’nin ancak “Hâdimi” olur, “Hâkimi” değil!
% 50 Oy desteği, hiçbir Başbakana, İstiklal Savaşıyla kazanılan, Lozan Barışı ile taçlandırılarak, Laik, Demokratik, İnsan Haklarına dayalı bir Sosyal Devlet esasında, Ulus Devlet formunda Cumhuriyetin dayanağı olan “Egemenliği” tek başına ve kuralsız kullanıp, Cumhuriyetin “Değiştirilemez”lerini yok etme hakkı veremez!
AKP İktidarının 10 yıldır yapmakta olduğu budur. En azından toplumun en az yarısındaki algı budur.
İktidarının, İmralı’daki “Bebek Katili” ile müzakereyle yapmaya çalıştığı, Atatürk’ün Türk Ulusuna, özellikle Gençliğe emanet ettiği Cumhuriyeti öz itibarıyla hiçleştirecek bir anayasadır ki, buna bir tür “Sivil Darbe” denilse, hiç haksız olunmaz!
“Anayasa” ile “Değiştirilmesi teklif dahi edilemez”leri; Önce o “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddesini kaldırarak başlatacağı süreçte; Böylece açılan kapıdan girerek, sonuçta ortadan kaldırmak, ancak bir şark kurnazlığı olup, Taksim Gezisinde doruğa çıkan, bütün bunların yarattığı bir birikimin sonucudur.
Dünyada çok bilinen ve patenti İngilizlere ait, şimdi de emperyalizm bayrağını İngilizlerden devralan Sam Amca’nın sıkça başvurduğu; “Böl, parçala ve yönet” düsturuna uyarak;
Kendi seçtiği “Yumuşak” –belki de Truva atı- bazı zevat ile görüşüp; “Gezi Direnişi” kalesini içten fethedemeyince, öfkelenip, Polisi Cumartesi akşamı, adeta düşmana saldırırcasına, Taksim Gezisindeki masum ve silahsız sivillere orantısız bir güçle saldırtmak, aslında aczin ifadesidir.
Ancak bilinsin ki şimdi iktidar olanların bir zamanlar pek sık kullandıkları ifadeyle dünya artık bir “küresel köy”; Ve bu köyde “İnsan Hakları” ve “Hukuk” iki temel ayaktır. İnsana, % 50 oy alsa da çiğnetmezler; İnsani değerlerde sınır olmaz!
Meydanlara devlet imkanı ile onbinleri, belki de yüzbinleri toplamak, hiçbir iktidara bir tek masum insana karşı zalimce davranma hakkı vermez!
Bu sebepten değil mi haykırmış gariban: “Zalimin zulmü varsa, Mazlumun da Allahı var” diye.
Çağdaş Dünya, “silahsız sivillerin” gerçekleştirdiği “protesto gösterilerini” bir hak olarak kabul etmiştir. Bunlara karşı “orantısız güç” kullanımı “İnsanlık Suçudur”.
Cumartesi gecesi Polis eliyle dünya alemin gözü önünde “ezilerek” önlenmeye çalışılan bu “Evrensel kabul görmüş hakkını” kullanmakta olan insanlarımızdı. Kimsenin yanına kâr kalmaz. Yapılan büyük bir hatadır.
Bu hatalı davranışlar, meydanlara toplanan “taşıma” topluluklarla meşrulaştırılamaz.
Karakteri “Özgürlük ve bağımsızlık” olan Türk Ulusu, 21. Yüzyılda, “Polis Devleti yöntemleriyle” baskı altına alınamaz.
Her gecenin bir sabahı vardır.  
Hem unutulmasın güneş batmakta iken gölgeler uzarmış; Kimse gölgelere aldanmasın!
Yine kulaklara küpe olacak şu dizelerin tam zamanıdır:
Keser döner, sap döner, Bir gün gelir, hesap döner…
*Dün gece Atatürk Parkında çadırlara POLİS Saldırısıyla, Sayın Vali ve Sayın Emniyet Müdürü, eminiz, Sayın Başbakana uyumlarıyla O’nun TAKDİRİNİ hak ettiler.
Türk Milletin, Adanalının kanaatleri, elbette vicdanlardadır…