Hangisi daha önemli

Abone Ol

Sağlanan gerçekten çarpıcı oranda büyüme sonunda zengin daha zengin fakir daha fakir oluyor.
Meşhur özdeyişteki gibi “arabasını dağdan aşıran” zenginler, mülkiyete konu her alanda olduğu gibi iletişim sahasında da ipleri ellerinde tuttuklarından, bu adaletsiz düzende “yolunu düzde şaşıran” fakirlere nazaran sesleri daha gür çıkıp, işler iyi türküsüyle memnuniyetsizliğin feryadını bastırıyorlar.
Artık yeni yılla birlikte iyice içine girilen seçim eğik düzleminde iktidar 8 yılın sonuçlarını, çoğu kez yanıltıcı olan 2000-01 kriz döneminin rakamlarıyla kıyaslayıp, nalıncı keseriyle yontar gibi kamuoyu oluşturuyor.
Kılıçdaroğlu sonrasında CHP yanıtını, bizce de yerinde bir yaklaşımla, sosyal adaletsizliğe vurgu yaparak veriyor.
İktidara geldiklerinde değindiğimiz adaletsizliklere ne gibi iyileştirmeler yapacakları odaklı propagandaya ağırlık veriyor.
Aslında bu durumda ülkede açıkça belli olan işsizlik ve yaygın fukaralık, sosyal demokratların kefesinin ağır basmasına yaramalıdır.
Nitekim Kemal beyin öncekilere göre aş ve iş sorununa daha çok eğilen söylemleri, değişim rüzgarını körükleyip CHP için ilave ivme yaratmış izlenimi vermektedir.
CHP kurultay sonrasında kadrolarını yenilerken aslında piyasa ekonomisi uygulamaları ve küreselleşmeye uyum sağlamakta kendisine yöneltilebilecek eleştirilere karşı önlem almış; partinin ekonomik kurmaylarının içinde AKP’nin 8 yıldır uygulamaya devam ettiği ekonomi rotasını çizip epeyi bir süre dümende bulunanlar da var.
Hatta “Yeni” sözcüğünü “özünden sapma” ve “başkalaşma” gibi gören kötümserlerin bu bağlamda görevlendirilen kimi isimlere içerden yükselen eleştirileri oldukça dikkat de çekti.
Ancak görülen o ki Kemal bey, CHP’nin “Kurucu Misyonu” konusunda kararlı, güvence kaynağı bir iradeye sahip ve “Cumhuriyet değerleri” olarak özetlenecek temel ilkelere samimiyetle bağlı.
Objektif bir bakışla ülkenin sorunlarının başında yerli üreticinin ihmali sonucu sürekli yabancının kovasına su taşıyan çarpık ekonomik tercihlerin geldiğini söylemek hiç büyük bir keşif değil, sokaktaki adam bunun farkında. Çünkü büyüme öyle ki ihracat bir artarken ithalat üç artıyor ve aradaki fark cari açık olarak daha fazla dış borç ve kaynak gerektiriyor.
Durum böyle devam ettikçe de işsizliğin azalıp yerli üreticinin tasarruf ve yatırım olanaklarına kavuşması hayal!
Bu durumda seçmenin, kendisine yararı olmayan, Aş ve İş sorununu çözmeyen, salt rakamsal büyümeye mi yoksa ulusal faydası olan politikalara mı önem vereceğinin görülmesi bakımından 12 Haziran merak etmeye değer.
Neyse, çok değil 6 ay sonra halk genel ama gerek ülkeye gerekse bireylere faydası somut olmayan sonuçlara göre mi yoksa kendi gerçek durumuna mı önem veriyor, göreceğiz…
Ancak hemen ekleyelim, eskilerin dediği gibi “şıh uçmaz, müritleri uçurur”
Seçim kampanyasında muhalefetin, olanak, kaynak ve mecraları elinde bulunduranların meşrebini iyi bilip, çok çalışması; bu çalışmanın en ücra örgütlerde dahil cansiperane olması gerekmektedir.