Adana Kadın Platformu üyeleri “Fatmagül’ün Suçu Ne” adlı televizyon dizisinin yayından kaldırılması için imza kampanyası başlattı. Gerekçe, söz konusu dizinin yayınlanmasından sonra kadınlara yönelik cinsel suçlarda büyük artış görülmesi ve tecavüz olayının meşrulaştırılması.
Bence bir diziye ya da herhangi bir programa gösterilebilecek en etkili tepki o yayını izlememektir. Televizyon kumandaları da bunun için üretilmiştir ve beğeninize göre size seçim olanakları sunmuştur. Her hafta diziyi izlemek için ekran başına oturup, sonuna kadar izleyip sonra da dizinin kaldırılmasını istemek çok samimi gelmiyor bana. Kadın Platformu üyeleri çıkıp da “Biz izlemiyoruz” derlerse bu da hiç inandırıcı gelmez bana.
Diğer bir konu kadın platformu üyelerinin sadece dizideki tecavüz sahnesine takılmış olmaları. Artık algıda seçicilik durumuyla mı açıklanır başka bir gerekçeye mi dayandırılır bilemiyorum. Oysa dizi, Türkiye’deki acı gerçekleri, yasalardaki inanılmaz boşlukları ve insan onurunu hiçe sayan durumları göz önüne sermesi açısından son derece önemli. Sadece dizi olarak bakmak ya da sadece dizideki tecavüz olayına takılarak durumu magazinleştirmek pek sağlıklı bir durum değil. Ben kadınlarımızdan bu olaya tepki göstermek yerine en azından tecavüze uğrayan bir kadının tecavüzcüsüyle evlendirilmesi gibi insanlık dışı bir konu için ya da bunu uygun gören yasaların değiştirilmesi için bir imza kampanyası başlatmalarını beklerdim. Hatta üşenmez kalkar gider bir imza da ben atardım. Ya da isterdim ki kadınlar, bu ülkede her türlü namussuzluğun üstünün parayla nasıl örtüldüğüne tepki göstersinler. Bir insanın dizideki bir sahne yüzünden kalkıp da tecavüze yeltenmesinin ardındaki sosyolojik gerçekleri masaya yatıran bir konferans düzenlesinler. Şu bir gerçek ki tecavüz sahnesine bakarak tecavüz eden bir kişi zaten o dizi olmasa da yeterince sapıktır. Bu sapıklığın altında da eğitim, aile yapısı, toplum yapısı ve yasal boşluklar nedeniyle ya da caydırıcılıktan uzak maddeler nedeniyle “Ne yaparsam yanıma kar kalır” anlayışı vardır.
Aynı kadınlarımızın “En az üç çocuk” talebine tepki gösterdiğini de duymadım. Biri de çıkıp demedi ki, “Bir çocuğa bile bakmaktan aciz, bu sorumluluğu üstlenebilecek donanımda olmayan ya da bu sorumluluğu yerine getirecek maddi olanaklardan yoksun kadınlar neden üç çocuk yapsın? Bu çocukları kim eğitecek geleceklerini kim garantiye alacak? Binlerce çocuğun sokakta kaldığı, Çocuk Esirgeme Kurumlarının kapasitelerini zorladığı bir ülkede en az üç çocuk istemek hangi aklın ürünüdür”.
Bütün bu gerçekleri gözardı ederek olayı bir tecavüz sahnesi boyutuna indirgemek acı bir durum. Zaten her konuya yüzeysel yaklaştığımız ve günü birlik çareler üretmeye çalıştığımız için gelmiyor mu bu kadar bela başımıza? Medyayı eleştiren kadınlarımız medyada yer bulmak için daha ciddi konularla gündeme gelirlerse hem kendileri için hem de bu ülke için daha hayırlı olmaz mı?