Kıbrıs’a dikkat

Abone Ol

Kıbrıs, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türklerin, Haçlı zihniyetindeki Emperyalizminin saldırıları karşısında çekildiği ve/veya terke mecbur bırakıldığı topraklardan

–İstiklal Harbi kazanımlarıyla Sevr’de kaybettiklerinden geri aldıkları hariç-

geri alınan ilk ve tek Türk Toprağıdır.

Üstelik bu toprak, ünlü “93 Harbi Felaketi” (1877-78 Osmanlı-Rus savaşı) sonucu Rusların Ayestefanos’a (Yeşilköy) kadar inmelerinin ardından yaşanılan buhranlı dönemde, İngilizlerin Osmanlı’ya bu sıkıntıyı bertaraf etmekte “müttefik” olarak ve gerekirse silahlı yardımlarına(!) karşılık, Abdülhamit II’nin, geçici kaydı ile verilmiş idi.

Ayrıca bu konudaki anlaşmada işgalin geçici olması ve Rusların (93 Harbi sonunda işgal ettikleri) Kars, Ardahan, Batum gibi vilayetlerden çekilmesi halinde İngiltere'nin de Kıbrıs'tan çıkacağını taahhüt etmesi şartı mevcut idi.

Bu kutsal toprağı 1974 yılında Ecevit Başbakanlığındaki Türk Hükümeti, Kıbrıs Türkünü soykırıma uğramaktan kurtararak, uğruna kan döküp, bedel ödeyerek geri almış;
İstiklal Savaşının ardından, Misak-ı Milli çerçevesindeki Musul’u çıkardıkları iç kargaşa ortamında Türklükten koparan Emperyalizm;

Türk’ün bu “Milli Adımının” bedelini, dost bildiğimiz ve sözüm ona Nato müttefikimiz Sam Amcanın “Ambargosu” ile,

“Karanlık Ellerin” 1980 İhtilaline kadar ülkemize musallat ettikleri iç karışıklıklarda yitirdiğimiz canlarla, kaybolan milli servetle, çok pahalı ödenmiştir.

Şu unutulmamalı ki Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethi, birilerinin rivayeti kadar fantezi

( güya II. Selim Kıbrıs'ı nefis şarapları için fethetmiş!) olmadığı gibi, tam aksine;

Akdenizde Türkiye konumunda her devlet için, Shakespeare’in Othello'sunda "Sanmayın ki Türk, kendini en çok ilgilendiren şeyi en sona bırakacak kadar beceriksizdir" diyerek Kıbrıs'ın fethinin Osmanlı için ne denli gerekli olduğunu söylediği kadar, elzem olduğundan Osmanlı tarafından fethedilmişti.

Aynı önemi nedeniyle Kıbrıs, evvelki ve geçen yüzyılda İngiltere’nin, keza 20. asrın ortalarından bu yana da ABD’nin ilgi odağında yer almıştır.

Şimdi AKP İktidarının çözülme ve 11 yıllık yarı gizli koalisyon ortağı ile hesaplaşma döneminin karmaşasında, Kıbrıs’ta yine bir hareketlenme var.

Bu hareketlilikte gerek Kıbrıs’taki ortak iktidarın bir kanadı, Denktaş’ın Demokrat Partisi ve ana muhalefet UBP, Rumlarla yeniden başlatılan müzakerelerin hareket noktasında imzalanan metinden rahatsızlar.

Ancak “Gündem saptırmakta” mahir AKP, yine kendi yarattığı sun’i gündeme milleti mahkûm ederken, bu Milli Davada Türk Halkı yine olan bitene “Fransız” kalıyor…

Oysa şurası muhakkak ki AKP İktidarı, Türklüğün sürekli denklem dışı bırakıldığı bir dönem olmak yolunda; Kıbrıs da bu hususta bir yeni adım mı demek zorundayız.

11 yıllık İktidarında AKP, maalesef, önce Irak Türkmenleri, ardından Orta Asya’daki genç Türk Cumhuriyetleri ve Azerbaycan, en son da Suriye Türkmenleri maalesef kendi kaderleriyle baş başa bıraktı.

Ve daha acısı, AKP İktidarı, sanki Sevr’i canlandırmakla görevli gibi, dört devlete yayılmış Kürtleri bir büyük devlette birleştirmenin hizmetinde;

Ayrı bir dilleri ve kültürleri olan “Zazaları” da Kürtleştirirken,

Belki o sorun için “Çözüm” ancak ve muhakkak ki Cumhuriyetimizin Üniter Yapısı için bir “Çözülme” süreci başlattı.

Bütün bu nedenlerle ve özellikle Osmanlı neden Kıbrıs’ı fethetti ise, aynı o gerekçeler Türkiye Cumhuriyetinin yüksek menfaati için de önemli hatta beka meselesi olduğundan, Kıbrıs, her Türk için güncel ve Ulusal bir sorundur.

Bu itibarla her ne kadar zıvanadan çıkmış AKP İktidarı ortalığı toza dumana boğsa da, aklı selim her yurttaş, bu karmaşada da Ulusal Çıkarlara duyarlılıktan ayrılmamalıdır.

Kıbrıs meselesinde bugün gelinen noktada CHP Genel Başkan Yardımcısı, deneyimli diplomat Faruk Loğoğlu’nun şu sorusu anlamlı ve muhakkak yanıtlanmalıdır:

Kıbrıs'ta müzakerelerin başlaması için önemli bir adım atıldı, ancak bu konuda bazı kuşkular var…

Basında yer alan şekliyle bu ortak açıklama metnini biz değerlendirdik. Genel kanaatimiz bu ortak açıklama metninde ciddi bir sakatlık yok.Basında yer aldığı şekliyle kabul edilen resmi metin ise buna çok fazla itirazımız yok.

Yalnız bizi kuşkulandıran iki nokta var. Birincisi bütün bu görüşmelerin Türkiye'de danışması gereken yerlere danışmadan Kıbrıs Türk tarafına da fazla bir bilgi vermeden götürüldüğünü anlıyoruz.

Bizim korkumuz bu ortak açıklama metninin ortaya çıkması için Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Kıbrıs Türk tarafına danışmadan Türk kamuoyuna bilgi vermeden bu ortak açıklama metninin ortaya çıkması için acaba bilmediğimiz, telaffuz edilmeyen metinde yer almayan birtakım taviz sözleri verildi mi?

Bunu bilmiyoruz, inşallah verilmemiştir diyoruz”

AKP Hükümeti, bu Milli Konuda, Türk Halkının onayı ve kabulü olmadan ve olamayacak adımları atarsa, sonunda fena halde pişman olur;
Çünkü Ulusal Konularda hatalar, dozuna göre, hatta ihanete kadar varacak derecelerde, asla kabul olunamaz hatalardır;
Yapanın yanına kâr kalmaz, kalamaz…