Önemi, kendisinden çok

Abone Ol

30 Mart 2014, sadece bir “Yerel Genel seçim” değil, bir manada güven oylaması;

Hem de iktidarı ile muhalefeti ile tümünden siyaset kurumu için!

Şurası muhakkak ki “Gezi Direnişi” ile AKP’nin “Yönetim anlayışı” karşısında toplumun içinden ve “İstikbalimiz” Gençlerden ortaya çıkan,

Ve Taksim’den dalga dalga bütün ülkeye dağılan tepkinin anlam ve hedefini,

Muhalefet Partilerinin dahi, gereğince kavrayıp o kitle ile bütünleşemedikleri açık.

Oysa “Gezi” ile ortaya çıkan “Toplumsal Tepki”, Ülkemizin Yönetiminde öncelikle dikkate alınması gereken, “yön verecek” bir dinamiktir.

Keza bu ülke çapında yaygınlaşan tepkinin Yurdumuzun doğu-güneydoğusunda aynı yoğunluk ve frekansta yer almayışını da değerlendirmeden ülkenin sorunlarını bütünüyle kavramak ve çözümlemek imkânsızdır.

Atatürk Cumhuriyetinin dayandığı “sacayağı”:

1) Laiklik, 2) Ülke ve Ulus ile Birlik ve bütünlük, 3) Ulusal Egemenlik,

Olarak isimlendirdiğimizde, sorunun özünü kavramamak olanaksızdır.

Asıl güçlük, çözüm için bu “kurucu felsefe” konusunda gevşemiş bağları Ulus ve Ülke genelinde sağlamakta görünüyor.
Zira AKP döneminde asıl tahribat bu hususta gerçekleşti.

Ancak eklemeliyiz: 2002 de “Özel Misyon” ile görevlendirilip, koluna takılan “Okyanus ötesinden kumandalı İç ortak” ile birlikte arkadan iktidara itilen AKP’de, özellikle RTE için:

1) İç Koalisyon çatlayıp, “Cemaat” ile yollar ayrıldığından,

2) Sam Amcanın kendisine yüklediği “Misyon”u ifa edemeyip, türlü sair nedenlerinde etkisi sonucu kişisel “Son Kullanma tarihi” geçtiğinden; “Uzatmaları” oynuyor.

Tabii bir de iç ve dış mihraklar için hem birlikte hem ayrı ayrı önemli olan “Seçenek” meselesi var.

Zira oluşan tahribatın “Yaranın” tedavisi, sorunların çözümü ve Ülkenin ya a) Kurucu Felsefe odaklı, b) 2002 de RTE’ye yüklenen “Misyon” doğrultusunda yeniden “raya konulması” yöntemi var.

Her halde geçiş mutlaka ve elbette demokratik olmalı.
Böylesi hem genel kabul bakımından hem de süreklilik yönünden önemli.

Bütün bu hususları birlikte değerlendirdiğimizde, Türk Ulusunun Atatürk önderliğinde kurduğu Cumhuriyetin sadık yurttaşları için 30 Mart Seçimleri, kendisine mahsus manadan ötede bir anlam ve ehemmiyeti haiz bulunmaktadır.

İçine sokulduğumuz problemli noktadan düze, demokratik bir çıkışta yerel seçimlerin önem kesbetmesine koşut,

Özellikle CHP, aday saptarken, kendi parti çerçevesini taşan yaklaşımda, söz ettiğimiz manada bir “Güç” sahibi olmaya matuf aday isimlendirmeleri yaptı.

Bazı merkezlerde “Geniş Cephe” diyebileceğimiz bir yaklaşımı şahsında sembolize eden adaylara yönelinirken; İstanbul gibi merkezlerde “en uygun adayı” ilan amacıyla, eskiden kalan iç meselelere “İskender’in Kılcı” yöntemiyle neşter vurarak, “Ehem ile mühim” konusunda gereken tefriki yapma basireti gösterildi.

HALK TV’de önceki gün izlediğimiz “30 BÜTÜNŞEHİR” için yapılan son kamuoyu anketi sonuçları, çoğu CHP’nin aday belirlemedeki yaklaşımının yerindeliğinin kanıtı oldu; Demokratik özüm için referans “Sandık”ı alanlara…

Ancak şu gerçek ki CHP, Adana’mızda, birçoğu kamuoyunun bildiği, bazıları da “kapalı kapılar ardında” cereyan ettiğinden şimdilik kamuoyunun malumu olmayan faktörlerin zorlaması sonucu, aday belirlemede (Partililiği evvelki kayıtlarla tescilli) kendi “Havuzu” ile sınırlı bırakıldı.

AKP ve MHP’nin BÜYÜKŞEHİR adayları belli fakat CHP adayı belirsizken yapılmış olan, önceki gün HALK TV’de yayınlanan kamuoyu yoklamasında MHP %35 ile BİRİNCİ, AKP % 31 ile İKİNCİ iken CHP % 25 ile ÜÇÜNCÜ sırada idi. (2009 gibi)

Bununla birlikte, Adana’da yaşayan ve doğrudan şaşmayan herkes teyit eder ki, CHP adayları açıklanmadan evvel pek çok Adanalı, “Uygun/Beklenen” adaylar ile “CHP Adana’yı kazanır” diyordu.

Herhalde sözünü ettiğimiz anketlerden bir yenisi, CHP Büyükşehir Adayı da ismen belli olduktan sonra yapılıp, yakında açıklanacak; CHP’nin aday isimlendirmesinin oy tercihlerine yansımasında son durumu Kamuoyu görecek.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Kiminle fazla oy alacaksak o aday olacak” ilkesi ve “Aday belirlerken Sol-Sağ ayrımını bırakıyoruz” kararlılığının, Adana Büyükşehir Adayı isimlendirilirken ihmal edilmesine sebep olanlar, umarız, CHP Liderini mecbur bıraktıkları aday tercihleri nedeniyle mahcup olmazlar.

Gerçi birileri olumsuz bir sonuçla, sonunda mahcup olsa ne fayda; hiçbir mazeret başarının yerini alamaz, yenilmiş ayvanın hesabı olmaz.

Bu durumda tez elden yapılacak, CHP’ye seçim kazandıracak iç-dış bütün dinamikleri ortak bir hedef etrafında birleştirecek adımın atılmasıdır.

Unutulmasın “Baş olanın başı eğik olur” derler.

Şahsı olarak başarı isteyen, bu uğurda katkı ve destek olmasında yarar olan unsurları kazanmasını bilemiyorsa, kendi kazancı da hayal olabilir.

Unutulmasın şu güzel atasözü: “Son pişmanlık akçe etmez” kulaklara küpe olmalıdır…