Siyasetin yeni silahı "Algı yönetimi"
Olmayan bir şeyi var mış gibi pompalıyorsun,
Yalanı doğruymuş gibi satıyorsun,
Günahı, Kur-an ayeti gibi sallıyorsun,
Aç, beş parasız olana, olmayacak vaatlerle rüyalar sunuyorsun,
Masum birine, halkın nefret duygularını yönlendirerek, komplo kuruyorsun,
Al sana zafere giden yol !
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı dinledim geçen akşam.
Söylemlerinden çıkan şifreler var.
Yarın seçim meydanlarında, son yılların çok kullanılan aldatmacası
"Algı yönetimi"yle vurmaya çalışacaklar.
Yani gerçekliği olmayan, sahte algılarla yönlendirecekler insanları.
7 Haziran Genel Seçimleri için strateji belli.
Birincisi AKP'nin asıl genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan olgusunu,
Cumhurbaşkanı her mitinginde kazıyor.
Davutoğlu'ndan çok Cumhurbaşkanı seçime hazırlanıyor.
Sokağa "Bu partinin başı benim hala" deyip, oyları toplamaya çalışıyor.
ikincisi ise zaten yüzde 50 cepte algısı...
Ne diyor Arınç; "Biz yüzde 50 oy alıyoruz, fakat geriye kalan yüzde 50
bizden nefret ediyor"
Yüzde 50 algısı oluşturulmaya çalışılıyor şimdiden bunun da iki sebebi var,
birincisi millet zaten AKP kazanacak diye AKP ye oy versin,
ikincisi de eğer oylar az çıkar ise YSK gereğini yapsın...
Ayrıca başımızın belası Suriyeliler de AKP ye oy vermeleri için halen tutuluyor diye düşünüyorum.
Seçim günleri yaklaştığında algı söylemleri artacak, yandaş anket verileriyle,
AKP'nin medyasının da asparagaslarıyla vatandaşın zaten kısıtlı olan algısı,
beyni sulandırılacak...
Ayrıca son bir yıl içerisinde oynan ayarlar ve düzenlemelerle, adliye koridorlarında ki
savcı ve hakimlere verilen çeki düzeni de hesaba katınca,
muhalefetin seçim günü sandığa sahip çıkmak yerine, evin yolunu gözleyince,
işte o zaman algı yönetiminin vatandaş ve YSK üzerinde ki etkisi devreye girecektir.
Zaten kazanan bir AKP (!) varsa onla zıt düşmek ne getirecek ki?
Sokakta ki vatandaşa, köylüye, işçiye,AKP'den beslenen yüz binlerce insana,
"Biz zaten yüzde 50 alıyoruz"
algısına muhalefetin bir an önce gerçekçi bir sert cevap vermesi gerekmektedir.
Seçim barajından dolayı çöplerden çıkan oyları çıkarsak,
trafoya girip elektriklerin içine eden KEDİLERİN marifetini hesaba katarsak,
Sandıklardan çalınan oyları,
aylık 400 Tl harcama kartı elde etmek için verilen oyları,
Kömür, makarna, bulgur,çeyrek altın matematiğini de düşünürsek,
Değil yüzde 50, bu milletin en az %75-%80 'nin nefret ettiği neden düşünülmüyor.
Stalin'in dediği gibi "Oyları kimin verdiği değil, kimin saydığı önemlidir"
sözü bizim seçimler için söylenmiş sanki...