Günümüz dünyasında her şey son derece iç içe geçmiş olup da çok karmaşık bir hal almıştır. Bu karmaşanın göstergelerinden birisi de, insanlar eliyle oluşturulan sistemler ve bu sistemler neticesinde ortaya çıkan değişim ve dönüşümlerdir.
Hiçbir sistem yoktur ki, insan eliyle oluşturulmuş olmasın. Her sistemin temelinde insan yer almakta ve doğal olarak da hiçbir sistem kendiliğinden var olamamaktadır. Ve yine oluşturulan her sistem insan eliyle yönetilip değişim ve dönüşümler yaratmaktadır. Bu sistemlerden belki de en önemlilerinden birisi, günümüz dünyasına ekonomik yapı içerisinde hâkim olan ‘kapitalizm’dir.
Kapitalizm, kendi doğası gereği çok karmaşık olan ve büyük yıkımları beraberinde getiren değişim ve dönüşümlere sebebiyet verebilen ekonomik bir sistemdir. Kapitalizm, temelinde ekonomik bir sistem olsa dahi, kapitalizmi salt ekonomik bir kavram olarak düşünmemek gerekir. Kapitalizm, meydana getirdiği finansal etkilerle önce bireysel etkiler yaratmakta ve insanda meydana gelebilecek bu bireysel etkiler toplumu etkileyip toplumsal neticeler oluşturmaktadır.
“Maddi zenginlik içinde insani fakirliği yaşamak, kapitalizm denen bu sistemin meydana getirdiği en vahim neticelerden birisi olsa gerek...”
Bu sistemin günümüz dünyasında insanlar üzerinde meydana getirmiş olduğu en büyük değişim, koca bir pastadan bireysel olarak en büyük payı almaya çalışmak ve bireyin kendisi dışında kalanları elde edilecek bu faydadan mahrum bırakmaktır. Bu şekilde maddi olarak büyük bir kazanç elde edip de, manevi yoksunluğu yaşamak bu değişimdeki dönüşümüdür.
Oysaki günümüzde insan, kendini zengin zannederken o denli fakirleşmiştir ki; gözleri görmez, kulakları duymaz, elleri tutmaz, ayakları yürümez, dili konuşmaz, kalbi atmaz olup da yaşayan bir ölüye dönüşmüştür adeta. İçlerinde insani hissiyata dair tek bir zerre dahi kalmamıştır anlaşılan.
Anlaşılan odur ki; bizler, bizlere insanlığımızı hatırlatacak büyük bir felakete şahit olmadıkça içine düştüğümüz derin uykulardan uyanamıyoruz bir türlü. Ve ne acıdır ki; felaketi atlatıp da her şeyin tekrar normale döndüğünü düşündüğümüz vakit tekrar gaflet uykusuna dalıyoruz hiç uyanmamak üzere.
Ülkemizde yaşanan Soma faciası bir kez daha gösterdi ki, kendi oluşturduğu sistemin kölesi olan insan, daha fazla kazanmak uğruna yüzlerce, binlerce, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca, hatta ve hatta milyarlarca insanın hayatını çok kolay bir şekilde tehlikeye atabiliyor. Daha fazla kazanmak uğruna her türlü hileye başvurup da her türlü ihmalkârlığı gözlerini dahi kırpmadan yapabiliyor.
Ve insan öyle bir dönüşüme uğramış oluyor ki; kendi ağzından çıkanı kulağı bile duymaz oluyor.
Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan maden ocağında yaşam odası olup olmadığıyla ilgili soruya:“Yaşam odası kapatılmıştı. Yenisi hazırlanıyordu. Eğer patlama 3 ay sonra olsaydı, yaşam odası bitmiş olacak ve kimse ölmeyecekti.” şeklinde cevap verebiliyor. Oysaki olması gereken, her türlü önlemin maliyetinin büyüklüğü göz ardı edilip sorunsuz bir şekilde ve zamanında alınması değil midir?
Bu toplumun aydın kesim diye tabir ettiği gazetecilerinden biri olan Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı Yılmaz Özdil ise:“AK Parti’ye oy verdikleri için, o işçilerin ölümü müstahaktır.” şeklinde bir açıklama yapabiliyor. Siyaseti, siyasetçiyi ve buna benzer her şeyi eleştirebilirsiniz. Fakat insana ve insanlığa böyle bir şeyi asla ve asla layık göremezsiniz.