Siyasetçi aynaya bakmalı

Abone Ol
Çoğu yazar gibi biz de bu sütunda “30 Mart seçimleri bir ‘yerel genel seçim’ anlamından ileri bir mana yüklüdür” diye yazdık;
“30 Mart Sonuçları öyle olacak” iddiasında bulunduk.
Çünkü bugün gerçekten de rejim tehlikededir.
11 yıllık AKP İktidarı, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyeti tehdit altında, yakın bir tehlikeye maruz duruma getirmiştir.
Hepsi ve her şey bir yana, 11 yıldır iktidarda olanlar;
Bugün kendi imzaları ile devlete yerleştirip, “temel taşlarını” döşeyerek, yetki verdikleri;
Ve Türk Silahlı Kuvvetlerini pasifize edip şerefli komutanlarını tutsak alma planlarının uygulanmasında kullandıklarını, bu kez,
“Paralel Devlet” olmakla suçlayıp tasfiye ediyorlar.
Onların “darbesinden” şikâyet eder hale geliyorlar.
Daha düşündürücü olan ise, bu tasfiye, 11 yıldır aynı kaptan içip aynı kaba yaptıkları, kendileri hakkında “Asrın Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” başlatınca akla geliyor.
Bu durum, başlı başına bir “İktidar değişikliği” sebebi, gerekçesidir.
Bu durumda eğer toplumsal geleneksel değerler,
Bir diğer deyişle “mahalle baskısı”,
“İstifa” denilen erdemli/uygar kurumu işletir etkinlikte değilse;
Ve elbette demokrasi dışı çareler de aranmayacağından,
Yerel de olsa seçim, muhakkak bir çözüm vesilesidir, olmalıdır.
Ancak ne var ki partilerimiz kendi iç çalışmaları demokratik değiller ki!
Daha seçim çalışmaları dahi başlamadan;
Aday tespiti aşamasında, yaptıkları ile herkese
“Yok aslında birbirlerinden farkları” dedirttiler.
İtirazı olan var mı?
Kendilerine “Sosyal Demokrat” etiketi yapıştıranlar,
İdeolojileri ile öğünüp, dışarıdan gelene kapalı olduklarını iddia edenlerin başlarındakiler,
Şimdi “öküz ölünce” ya da “zurnanın zırt dediği yere gelinince” kendilerini ifşa ediyorlar.
Gazetelerden okuyoruz biz ve öğreniyoruz:
Maalesef, öğrendiklerimiz, hepimizi üzüyor;
Mesela bir yanda “Adayımız içimizden olacak” tiradları, seslerin var gücüyle ilan edilirken, öte yanda, kişisel ve akçeli denilebilecek karşılıklarla, hem de bir değil iki “ithal aday” için ön çalışma yapılma iddiaları ayyukta olunca;
Bu, o yapıda bir partide, “istifa” denilen erdemli kurumun çalışması için yeter sebep değil midir?
Yerel Yönetimlerin seçimle gelen Organları “Ulufe dağıtım yerleri” mi ki;
Buralarda “Meclis Üyelikleri”, görünürde “hakkı huzur adı altında ayda ancak 1000 TL getirirken; “Suyun Başındakiler” o pozisyonları kardeş-yeğen-ahbap-çavuş-yar ve yaranlara tahsis ederler?
Bu, Türk Siyaseti için talihsizliktir;
Zira seçimler demokratik yaşamda, istenmeyen iktidarlara “dur” demenin yolu ise;
Siyasal Partiler de söz konusu demokratik “Değişimi”/Nöbet devrini gerçekleştirmenin araçlarıdır, olmalıdır.
Oysa eğer söz ettiğimiz kriz anlarında “demokratik seçenek” olması gereken siyasi partilerde, yönetimi elinde tutanların niyet ve davranış biçimleri Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibi ise;
Yani asıl amaç “Şu kepçeyi bir elime geçirsem de şu hoşafı ben kaşıkla değil kepçeyle götürsem” hesabında ise;
O vakit durum, tabir caiz ise “Tuzun kokması” vaziyetidir;
Sonuçta iktidar değişse dahi merhum General Sadık ALDOĞAN’ın dediği gibi:
“Aynı has, aynı hamam, yalnız tellakler değişti” durumu olur!
Oysa halk için “kötü gidiş” olarak beliren algı, seçimlerde emanetin, iktidarın muhalefete devri ile olumlu yönde bir sonuç doğuruyor ise, bu değişim sorun çözer; yoksa toplum, giderek siyasetten soğur;
Ortaya bir zamanlar ABD’de geçerli olan “Spoil System” (Kayırmacılık sistemi) çıkar.
Bu kez de aynı “Han-ı Yağma” yeni iktidara gelenler ve yandaşlarının yağması olarak sürer;
Sade vatandaş da siyasetçilerden giderek soğur.
Böyle bir ortamda seçmen, geçmişi geleceğine kefil; liyakati ve ehliyeti deneyimiyle test edilip onaylanmış bir değeri; bAĞIMSIZ da olsan seni seçeceğim diye bütünüyle destekliyorsa;
Siyasi partiler, kendilerini kötü yönetenlerden hesap sorup, emaneti geri almalıdırlar…