Türk’ün utanacak mazisi yok

Abone Ol
Bir yandan sırtını dayadığı Sam Amcasından, öte yandan suç ortağı, suça azmettireni Moskof’tan destekli şımarık Ermenilerin bu mevsimlerde yinelenen hezeyanları, bu yıl beklenmedik bir jestle karşılandı;
Başbakan, 24 Nisan öncesinde bir nev’i taziye mesajı yayınlayınca, fazlasıyla iyimser olan bir gurup, karşıdan benzer cevabi jest için çok umutlanmıştı.
Ne var ki beklentilerini karşılamayan yanıt için çok beklemediler;
Tayyip beyin gerekliliği ve Ulusça paylaşılması tartışılır aşırı nazik mesajına Erivan’dan yükselen yanıt, Şanlı Bayrağımızı yakmak oldu.
Üstelik utanmadan “Taziye beyanı yetmez; Seneye özür dileyin” dahi dediler.
ABD ve RTE uzmanlarının “Son Kullanma tarihi geçti” deyip “Uzatmaları oynuyor” teşhisi koydukları iktidara, giderayak yüklenen son iki görev, yoksa; 1) Kıbrıs’ı Rum’a verip; 2) Doğuda ise, Wilson’un Sevr’e geçen arzusu, Ermenilere toprak verip tazminat ödemek mi dedirtiyor, gördüklerimiz. ..
Hele Osmanlı Ermenilerine “Vatandaşlık vermek” ve “Van ve civarında yer tahsisi” söylentileri, kulaklara hiç hoş gelmiyor.
Kahpece, kalleşçe şehit ettikleri silahsız, sivil Diplomatlarımızın evlatlarıyla birlikte Türk Milletinin büyük çoğunluğu, önce katillerin özür dilemesini tercih eder, bekler.
Ne yazık ki Ermeniler de, İşgal Yıllarının Yunanlıları gibi, Ulusların şerefi demek olan “Bayrak” konusunda pek saygısızlar;
İddiaları da tarihi gerçeklere değil, emperyalist planlara uyuyor;
Aslında Türklüğe iftiradan ibaret.
Çukurovalılar, Adanalılar, dış tahriklere kapılıp, asırlarca kendilerine “Millet-i Sadıka” (Osmanlı’ya ‘Sadık Millet’) diyen Türklere neler yaptıklarının canlı tanıklarıdır.
Gerek 31 Mart (13 Nisan) 1909 tarihinde başlattıkları “İğtişaş” denen ayaklanmada; Gerekse 1. Dünya Savaşı ve takip eden İşgal Yıllarında, Ermenilerin Türk-Müslüman komşularına neler yaptıkları Adanalıların, dededen toruna anlattıkları birer canlı tarih dersidirler.
Bu itibarla hiç kimsenin, isterse Başbakan olsun, bu gerçekler orta yerde dururken, Türk Milleti adına Ermenilerden “özür dileyecekleri” bir geçmişimiz, mazimiz yoktur.
Ermenilerden asıl özür dilemesi gerekenler: 1) Savaşta oldukları Osmanlı Ülkesinde, cephe gerisindeki Ermenileri kışkırtıp Türk Ordusunu sırtından vurmak üzere istismar eden Ruslar, 2) Emperyalist amaçları uğruna bölgede güçlü bir Türk Devleti istemediklerinden, bu bahane ile el kesesinden hovardalık edip, Türk Yurdunda Ermenilere toprak verdirmek isteyen Amerikalılardır.
Türk Milletinin, o bayrak düşmanının olsa dahi, Milletlerin şerefi olan “Bayrak” konusundaki duyarlılığı ise pek bilinen bir gerçek olup, örneklerini İzmir’in işgali ve işgalden kurtuluşunda yaşamadık mı?
İzmir’imizin işgalinde Türk Bayrağını çiğneme cüretinden geri kalmayan Yunan Kralına, 9 Eylül günü Atatürk’ün manidar yanıtı, önüne çiğnemesi için serilen Yunan bayrağını saygı ile toplatmak olmadı mı?
Büyük Önderin o gün söyledikleri, bir ibret vesikası olarak bugün de, Yunanlılar dahil, insanlığın hafızalarındadır.
Misak-ı Milli, 1. Dünya Savaşı ortamında nasıl kabul olundu ise, Türk Milleti için bugün de Vatanın sınırları o denli sıcak ve canlıdır, yaşamsal önemdedir.
Türkiye Cumhuriyetinin “Kurucu Esasları” ve “Tek Millet, Tek Vatan, Tek Bayrak, Tek Dil” Özündeki “Ulus/Üniter Devlet yapımızı ilelebed koruma kararlılığımız, Milli bir Yemin olarak Türk Vatandaşlarının, bir manada amentüsüdür.
Bu itibarla, elbette bütün insanlık, özellikle de beraber yaşamakta olduğumuz komşularımız için, vukua gelmiş en küçük bir sıkıntının dahi karşılıklı gönül alma anlamında telafisi, elbette alkışlanır.
Ve fakat 1) Bu insani jest, uluslar arası ilişkilerde temel esas “karşılıklılık” çerçevesinde, yanıt bulmalıdır, 2) İnsani bir jest manasındaki yaklaşım asla bir zaaf sayılmamalı; Alan da veren de ardından başka ve kabul olunamaz ödünler beklememeli/vermeye hazırlanmamalıdır.
Zira Türk’ün mazisinde bugününü ipotek altına alacak, utanılacak en küçük bir gölge dahi yoktur…