Gençlik; toplumun en dinamik, en mücadeleci, en hareketli ve en ilerici kesimidir. Gelişen olaylar karşısında en iyi tepkiyi veren, toplumun en aydınlanmacı bölümünü oluşturan gençlik, bugün ülkemizde özgürlük mücadelesinin bayraktarlığını yapıyor.
Gençlik, her ne kadar üretim alanlarından uzak, tamamen tüketici konumda olsa da, toplumun genelinin yaşadığı ekonomik, sosyal ve siyasal baskılardan nasibini almakta, krizlerden olumsuz etkilenmekte, gelecek kaygısı içerisinde sıkıntılı günler yaşamaktadır.
Yönetim kadrolarının dışında bırakılan, adeta itilip-kakılan, yozlaştırılmak istenen, işbirlikçi ve tekelci çevreler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kullanılmaya çalışılan gençlik, içinde yaşadığı çevrenin sorunlarına duyarsız kalmayarak, çözüm projeleri üreterek, kendisine biçilmek istenen role karşı durmakta, giydirilmek istenen dar kaftanı zorlamakta, ileriye yönelik, çağdaşlığa, değişim ve gelişime uygun görüş ve önerilerini her platformda dile getirmeye çalışmaktadır.
Yaşlı kıta Avrupa'da da öğrenci olayları sıkça gündeme damgasını vuruyor. Örneğin Yunanistan'da “kemer sıkma politikaları” karşısında, “Emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı” verilen mücadelenin bayraktarlığını yapan öğrenciler, “Bu politikalar, bizim geleceğimizi etkilemekte, ebeveynlerimizi işsiz bırakmakta, ekonomik krizin faturası bize çıkarılmak istenmektedir. Krizi yaratan biz değiliz, biz ödemeyeceğiz” diyerek, mevcut egemenler karşısında dik duruş sergilemekte, emekten yana tavır koymaktadır. İngiltere'de ve Almanya’da öğrenci harçlarının artırılmak istenmesi karşısında direniş gösteren üniversite gençliği, İskoçya'da, İspanya'da ve Yunanistan'da da ayaklanıp, mevcut iktidarlara zor günler yaşatmıştır. Bugün Avrupa'da giderek artan oranda gözlenen öğrenci hareketleri, ülkemizde de gündemdeki yerini koruyor.
Toplumun tüm kesimlerini susturan iktidar, bilim yuvaları üniversiteleri teslim alma çabasında istediğini yapamamakta, tüm gücüyle yüklendiği ve teslim almak için büyük çaba gösterdiği üniversitelere girmekte zorlanmaktadır.
Mevcut iktidar kışkırtıcı tavır ve girişimleriyle üniversitelerdeki yangına körükle gitmekte, adeta buralarda başgösteren gerginlikten nemalanma çabası içine girmektedir. Protesto edileceklerini bile bile ülkemizin en duyarlı ve en dinamik unsurlarının yeraldığı, en mücadeleci güçlerinin bulunduğu ODTÜ, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi gibi üniversitelere giderek, provokatif panel ve toplantılar düzenleyip, buralara konuşmacı olarak katılmakta adeta eylemleri teşvik etmektedir.
Van'da bir siyasi partinin genel başkanına, iktidardaki partinin il örgütü mensupları tarafından yapılan yumurtalı saldırı, demokratik eylem olarak gösterilip, giderek artan tepkiler üzerine göstermelik soruşturmalar açılırken, eylemciler ellerini kollarını sallayarak gezmekteyken, bu eyleme hoşgörüyle yaklaşılırken, kapalı kapılar ardında adeta böylesi provokatörler teşvik edilirken, aynı hoşgörü üniversite gençliğine gösterilmemektedir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı Roman açılımı nedeniyle yapılan toplantıda, “Harçlar kaldırılsın, parasız eğitim istiyoruz” pankartı açan gençler 15 aydır tutuklu yargılanıyor, üstelik son duruşmanın ardından 5 ay sonraya duruşma tarihi belirleniyor. Bu gençler böylesi bir baskıya maruz bırakılarak, geride kalanlara gözdağı verilmek isteniyor. Gençlik üzerinde kurulan ağır baskı ve şiddetle birlikte bir anlamda topluma mesaj verilmek isteniyor. Üniversite gençliğinin son derece masum istek ve talepleri yoğun bir baskı ve hapishane ile cezalandırılırken, Vanlı partili protestoculara gösterilen hoşgörü, üniversite gençliğinden esirgeniyor.
Yasalar karşısında herkes eşit olduğuna göre, demokrasi havarisi ve ifade özgürlüğünü dilinden düşürmeyen, demokratikliği kimseye bırakmayanlar yandaşlarına farklı gözle bakarken, sözkonusu üniversite gençliği olduğunda celalleniyor, esip gürlüyor.
Referandumun ardından kuşatılan yargı ve bir şekilde soruşturmalarla sindirilen ordudan sonra, üniversiteler de teslim alınmaya çalışılmaktadır. Bir dönem Necmettin Erbakan'ın, “Rektörler karşımızda esas duruşa geçecek” sözü, bugün ülkemizde gerçek olurken, 12 Eylül'ün ürünü YÖK mevcut iktidarın güdümünde üniversiteleri cendere altına alırken, sivil toplum örgütleri baskı altında tutulurken, TÜSİAD gibi büyük sermaye sahipleri taraf ve bertaraf kıskacına sokulurken, toplumda teslim alınamayan tek güç olarak üniversite gençliği kalmıştır.
İşte bugün üniversitelerde olan da budur. Yani iktidar, son kale olan üniversiteleri düşürmeye, zaman zaman da kaleyi içten fethedebilmek için gençliği bölüp parçalamaya yönelik politikalar üretmeye çalışmaktadır. Üniversitelerdeki yumurtalı protesto gösterilerine bu gözle bakmakta yarar var. Biber gazı ve copla saldırıya maruz kalan, işkenceler ve hapishanelerle korkutulmaya çalışılan üniversite gençliği, teslim alınmak isteniyor.
Anayasada var olan örgütlenme ve ifade özgürlüğü nerede kaldı? Yaptıkları yumurtalı protesto nedeniyle öğrenciler hakkında soruşturmalar açılırken, Van'daki AKP'lilerin yaptığı protestoya gösterilen hoşgörü neden bu gençlere gösterilmiyor?
Mevcut iktidar, “yandaş ve yoldaş” yaratırken, çevresinde oluşturduğu bu kitlenin her yaptığına hoşgörü ile yaklaşmakta, aynı oranda hatta daha az orandaki aynı tür tepkileri, baskı ve şiddet yoluyla önlemeye çalışarak, toplumsal bölünmüşlüğe yolaçıyor.
Yasalar herkese eşit uygulanmak zorundadır. Bazılarına daha hoşgörülü ve insancıl yaklaşım gösterilirken, karşıt görüşe tahammülsüzlük ve baskı tehditleri, ülkede kamplaşmalara ve kaosa yolaçar.
Gençliğin en temel hakları karşısında cop ve biber gazı ile karşı koyan, orantısız güç kullanarak terör estiren, ibretlik görüntüler yaratarak gençliği korkutup sindirmek isteyen iktidar, adeta ateşle oynuyor.
İşte bu yüzdendir ki; hangi üniversitelere iktidardan herhangi bir siyasi gittiğinde, o üniversite gençliği tepkisini ortaya koyuyor.
Bugün ülkemizde sivil toplum örgütleri, ekonomik çevreler ve basın sindirilmiş, susturulmuş durumda. Muhalif görüşte olanlar üzerine devletin tüm olanaklarını kullanarak giden iktidar, “ya taraf olursun yada bertaraf” diyerek, korku imparatorluğu kurdu. Bugün bu imparatorluğa karşı çıkan, tavır koyan, direnen tek kesim üniversite gençliğidir.
Üniversite gençliği geçmişten farklı olarak, bugün ideoloji kavgası değil, yaşam kavgası vermektedir. İdeolojik görüşlerin aksine, demokrasiden yana, özgürlükten yana, emekten yana tavrını koymuş durumdadır. Bu nedenledir ki; MHP Genel Başkanı Dr.Devlet Bahçeli bile, üniversite gençliğine uygulanan baskı ve şiddete karşı çıkmakta, üniversite gençliğinin sorunlarının çözümü için iktidarı göreve davet etmektedir.
Gençliğin mevcut durumunu anlamayan, anlamak istemeyen, provokatif açıklamalar yaparak gençliği kışkırtmaya ve kendi istediği tuzağa çekmek isteyen bazı bakan ve vekiller, tehlikeli bir sürece hizmet etmektedir.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, yumurtalık eylem karşısında son derece çirkin, bir o kadar da bayağı bir açıklama yaparak, “yumurtayı atacaklarına getirsinler, ben de sucuk getireyim” diyerek, farklı bir çağrışımla, herkesi aptal yerine koyarak, kendince bir tavır sergilemiştir.
Anayasa profesörü ve yılların eğitimcisi olduğunu açıklayan vekillerden Prof.Dr.Burhan Kuzu, “Yumurtayı atacaklarına yeselerdi beyinleri çalışırdı” diyerek, sıradanlaşıp, eğitimci kimliğine uymayan bir tavır sergilemekten geri kalmamıştır.
Bir çok bakan ve milletvekili, karıştırmak istedikleri üniversitelerde yandaş rektörler sayesinde bir dizi panel ve konferans düzenletip, kendisini konuşmacı olarak kabul ettirmiş ve gittiği üniversitelerde de gençliğin ayağa kalkmasına, tepki göstermesine zemin hazırlayıp, “Bakın işte. Üniversite gençliği kullanılıyor, arkasında örgütler var, bunlar öğrenci falan değil, biz bu filmi görmüştük” diyerek, üniversite gençliğini soruşturmalarla, baskı ve şiddetle korkutmaya çalışmakta, eylemlerin arkasında örgüt parmağı arayarak, üniversite gençliğinin haklı taleplerinin karşısında ayak diremektedir.
Üniversiteler bilim yuvalarıdır. Üniversiteler toplumun gelişmesine katkı sağlayacak kadroları yetiştirir. En büyük güç olan bilgiyi üretir. Toplumun kalbidir. Dar kadrocu, baskıcı ve ezberci tutum ve davranışlarla sindirilmek istenen üniversite gençliği, kendisine biçilen rolü reddederken, dünya genelindeki akranlarından farklı bir çizgi izlemiyor. Faşist-feodal eğitim sistemini reddederken, ezberci anlayışa tepki gösteriyor. Üniversitelerin toplumun tüm kesimlerine açık olmasını istiyor. Paralı eğitime karşı çıkıyor. Sosyal devlet olmanın en temel ilkesi olan eğitim ve sağlığa bütçeden daha fazla pay ayrılmasını istiyor. İfade özgürlüğünün yaşama geçirilmesini, bilimin önündeki engellerin kaldırılmasını, özgürce tartışıp, özgürce görüşlerini dile getirmek istiyor.
Gerçekten üniversite gençliği çok şey mi istiyor?