ÜŞÜYORLAR

Abone Ol

Mevsimlerin adeta baştan sona değiştiğini söylemek mümkün…

Ki Akdeniz iklim kuşağında yer alan Adana’nın bu denli sert soğuklara maruz kalmasına hiçbirimiz alışkın değiliz…

Şehrimizde sıcaklığın anormal bir şekilde sıfırın altına düşmesiyle birlikte, yaz mevsimlerinde sıcaklığından sürekli şikâyet ettiğimiz ve bir an evvel kış mevsiminin gelmesini beklediğimiz o günler, şu anda yerini tam tersi bir duruma bırakmış durumda adeta…

Ve bugünlerde eminim ki birçoğumuz dile getirmemiş olsak bile, aklımızın ucundan: ‘‘Bir an evvel yaz gelse de, şu soğuklardan kurtulsak.’’ düşüncesini geçirmişizdir…

Evet, belki de birçoğumuz bu düşünceye sahip olmakta haklıyızdır…

Çünkü bizler, bu derecede bir soğuk havaya alışkın değiliz…

Çünkü bizler, Akdeniz ikliminin sıcaklığına alışkın insanlarız…

Lakin düşünülmesi gereken daha önemli bir konu var ki, o da evsiz barksız ve de kimsesiz olan insanların bu aşırı soğuklarda ne yaptığı ve nasıl yaşadığı sorunudur…

Bizler, sıcak evlerimizde dahi bu soğuklarla mücadele etmekten şikâyetçi iken, kim bilir onlar dışarıda ve bu ayazda nasıl bir gece geçiriyorlar?

Ve kim bilir daha nasıl geceler geçirecekler?

Ölmenin kolay ve hayatta kalmanın gittikçe zorlaştığı günümüzde, onların bu şekilde kurtuluşa ermek için ölmeyi beklemelerine sessiz ve çözümsüz kalmak ne kadar doğru sizce?

Yaşanan bu insanlık dramını, bir tiyatro oyununu bir seyirci misali izleyip de, bu durum karşısında bedenlerimiz üşüyor olsa dahi, vicdanlarımız üşümüyorsa eğer, insan olduğumuzdan ve de insanlıktan hangimiz söz edebiliriz ki?

* * *

Üniversite okuduğum zamanlarda, 2010 yılının Bahar Dönemi’nde, Macaristan’ın Pecs adlı şehrine Erasmus öğrencisi olarak gitmiştim…

Orada bulunduğum sıralarda Schengen Vizesi’nden faydalanıp farklı Avrupa ülkelerine vizesiz geçiş yapabiliyordum…

Mayıs ayında, Fransa’nın Paris şehrine 3 günlük bir süre için gitmiş ve Paris’e indiğimizde ilk geceyi arkadaşımla birlikte havaalanında geçirip sonraki gece için de bir otelde yer ayırtmış idik…

Lakin görevliler havaalanının kapanacağını ve orada kalamayacağımızı belirtmişlerdi…

Ve ilk gecemizde dondurucu bir soğuk ile karşı karşıya kalmıştık…

Ne yapalım? diye düşünürken gecenin son servisini yapan otobüs şoförü, orada gece saat 12’den sonra her yerin kapalı olduğunu ve sadece bir Türk lokantasının bulunduğunu ve oraya gidebileceğimizi söylemişti…

Ve biz, oraya gitmiştik ve kendisine ‘‘davetsiz misafir’’ olan biz, orada ismi Ali olan ağabeyimizle tanışmıştık…

Ali ağabey, Paris’te bir Türk Lokantası işleten ve 8 yıl boyunca orada yaşayıp vatandaşlık alan, Fransızcayı anadili gibi konuşan ve benim de hemşerim çıkan güzel bir insandı…

Devletin orada insanlar soğuktan korunsun diye evsiz barksız ve kimsesizlere kapılarını açtığını söylemişti…

Bizlere o gece yardımcı olabilmek için birçok yeri aramış ve birçok kimseyle telefon görüşmesi yapmıştı…

Lakin her yer doluydu ve bizler de oradan çıkıp gidecek gibi değildik…

Yapacak bir şey kalmayınca da, o gece bizleri kendi evinde misafir etti…

Ve biz, şanslıydık ki, o gece soğuktan donmaktan bu şekilde kurtuluvermiştik…

* * *

Bu anekdotu paylamış olmamdaki amaç, herkesin bizler kadar şanslı olamayacağıdır ve bizler o gece dışarıda kalmış olsaydık dahi, bu sadece o gece ile sınırlı kalacaktı…

Ve biz, bir gün sonra yine sıcak yatağımıza kavuşacaktık…

Lakin onlar, maalesef ki bizim kadar şanslı değiller ve onların sıkıntısı sadece bir gece ile sınırlı değil…

Onların her gecesi bin bir sıkıntı ile dolu…

Ve ortada bir gerçek var ki, o da onların bu sıkıntısının kalıcı bir çözüm ile giderilmesi zorunluluğudur…

Devletimiz, yerel yönetimlerimiz (valilik ve belediyeler), sivil toplum kuruluşlarımız, maddi olanakları iyi olan iyi yürekli ve güzel düşünen vatandaşlarımız ve de insan olarak her birimiz elimizden gelen çabayı göstermek zorundayız…

Bu yüzden valimiz, belediye başkanlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, bu konuya duyarlı olabilecek vatandaşlarımız ve hatta il müftümüz bu konuya acilen kalıcı bir çözüm üretmelidirler…

Kısa sürede nasıl bir çözüm üretilebilir diye düşünecek olursak eğer, çözüm kısa ve uzun vadede bir karşılık bulacaktır…

Kısa vadede bu insanları geçici de olsa bu soğuktan korumak için, gerektiğinde kapalı spor salonlarının, camilerin vb. yerlerin bu insanların barınmalarına imkân sağlayacak duruma getirilmesi gerekir…

Uzun vadede ise, kalıcı bir çözüm sunacak olan durum ise, evsiz barsız ve kimsesizler için yapılacak olan sığınma evleridir…

Bu şekilde, onlara en azından başlarını sokabilecekleri sıcak bir ortam sağlanabilir ve bizler de, geceleri başımızı yastığa koyduğumuz zaman rahat bir uykuya dalabiliriz…

İşte o vakit, bedenlerimiz üşüyor olsa da, vicdanlarımız rahat edip üşümek zorunda dahi kalmaz…