Çoğu ahlak geleneğinde kötü bir davranış olan yalan, dinen de büyük bir günahtır.
Gerçi “Pembe Yalan” denilen, özellikle bir kişinin hayatını kurtarmak üzere söylenenler için bir toleranstan söz edilebilse dahi, genel kabul, muhatabını yanıltmak amacıyla ve bilerek, kasten gerçeğe aykırı beyan, bütün toplumlarda ve inançlarda kınanma sebebidir, söyleyeni güvenilmez ve sevimsiz kılar..
Yasal kapsamda da belli konularda yalan söylemek, ceza gerektiren bir suçtur.
Bunların da ötesinde adet edinilmiş “yalancılık” açıkça bir “zaaf” ve “düşkünlük”, sahibine hiç iyi referans değil!
Kişisel ya da gurup referansları “takiyecilik” olanlar, yönetim sorumluluğu aldıklarında, herkesin malumu olayların küresel değerlendirilmesinde, haklı çıkma çabasıyla “büyük resmin” işlerine gelen kısımlarını, kalan diğer tarafları yok sayarak öne sürünce, kendileri için de pozisyonları için de hiç iyi olmuyor.
Bu bir politika olarak benimsenince, ortaya çıkan bir “güvensizlik ortamı”, zararı daha büyük oluyor.
AKP Hükümetinin Gezi Olayları ile meydana çıkan gerçek yüzü, 10 yıldır takınmaya çalıştığı “demokrat veçheden” farklı olduğundan, AB ile ilişkilerimiz yara aldı.
Uzun bir süre sonra “yeni fasıl açılması” suretiyle, ağır aksak ilerleyen, daha doğrusu son dönemde ilerleyemeyen Türk-AB müzakerelerine bir ivme kazandırılacakken, AKP, gerçeği kendine göre yansıtan tavrıyla fasıl açılmasına şarta bağlattı, müzakerelerde “hız kazandık” deme fırsatını kullanamadı.
AB tarafından alınan son karar 1) Yeni bir fasıl açmak değil; açılması kararlaştırılmış bir fasılda -müzakerelere başlanması yolunda- bir teyit, 2) Bu hususta dahi kesin karar, Ekimde yayınlanacak “İlerleme Raporuna” bağlanmış durumda….
Başlangıçta AKP İktidarını, “AB süreci” için çok uygun bir ortak kabul edenler; Şimdi açıkça Tayyip beyin Hükümetini şiddetle eleştiriyor, müzakerelere devam için önce “Sen henüz hukuk devleti değilsin, demokrasiyi bilmiyorsun” deyip, ardından da ekliyorlar: “Ülkene (ve hükümetine) fırsat tanıyorum; sana demokrasiye dönmen için ihtar ediyorum ve süre veriyorum. Ancak bu fırsatı iyi kullandığın ‘İlerleme Raporunda’ bana bildirilirse, bu fasılda görüşmelere geçilebilir”.
Bu durumda, özellikle, hem AB entegrasyonundan yana olan ancak hem de RTE karşısında elpençe divan, en ufak eleştirel söz etmeye korkan iş alemi başta; AB ile, dünya ile bütünleşmek ve küreselleşme peşinde ancak Tayyip bey korkusundan sus-pus olmuşların, önce kendilerine sonra da destekte kusur etmedikleri efendilerine bir iki kelam ile vaziyeti düzeltmenin çabasına düşmeleri, sizce de gerek değil mi?
Hitler Almanya’sı başta, baskıcı rejimlerde bazı patronlar, lider aşkı ve destekçiliğinde çok öne çıkmışlar, ancak bu “aşk”, sonuçta ülkelerini yenik, perişan ve zelil durumdan, milletlerini de fakr-u zaruretten kurtaramamış idi…
Umarız iş alemi başta bazı guruplar, belki de başta kendi başlarına beceremeyeceklerini “takunyalıların” peşine takılıp, onların iktidarında gerçekleştirme hevesiyle davranan “Liboşlar” gibi, büyük bir hüsranla ayılmazlar; Gerçi temelli bayılmadan, rüyadan uyanıp ayılmaları evladır ya…
Yıllarca biz ülkenin “zencisiyiz” diye yakınıp, “Harun gibi” geldikleri iktidarda hem “Firavunlaşıp” hem de “Karunlaşanlar”; birde Reislerini “Çağdaş Padişahlığa” itip, aslında ona kötülük edenler şunu bilmeliler: Avrupalı olmak istiyorsan ( önce ve özellikle) kendi insanına şiddetten vazgeçeceksin; Demokratik tepkileri içine sindireceksin. Sırf yandaşlarının değil, tüm ülkenin, bütün milletinin hükümeti olup, demokrasiyi bir tramvay gibi kullanmayacak, evrensel insan haklarına saygıdan zerre uzaklaşmayacaksın…
X X X
“V. BAŞKAN”A “DEVE DİŞİ” gibi RAKİPLER
Gazeteci İsmail Çevik’in tabiriyle “Yarım Dabılvi Başkan”, “BŞB’de Vekaleten 3 Yıl”ını değerlendirirken, “başkanlığa aday mısınız” sualini “BŞB Başkanında olması gereken nitelikleri” sıralayarak cevaplamış; Bu “En uygun aday benim dedi” diye yorumlanıyor.
Böyle demiş demesine de “Yarım Dabılvi Başkanın” –kendisinden menkul o niteliklerine karşın- aday olacak parti” arayışında “vuslat” bir türlü gerçekleşmiyor.
Partilerin kimiyle “Kan ve doku uyuşmazlığı” ayrıca O partinin “adaylarda soruşturma ve kovuşturma dosyası olmamalı” şartı” nedeniyle gerçekleşemediği söylenen “vuslat” için; Kimindeyse “Seçildiği yuvayı terk” ve O partinin adaylıkta “Boşadığının/boşananın topuğuna geri dönüp bakma” ilkesi engel söylentisi var.
Yani “V.Bşk.ın BŞB adaylığı” başlıca 3 seçenekten 2sinde, ilk baştan “Ümitsiz Vak’a”
Bu arada “V.Başkan”ın yardımına -ANAP günlerinden “Yol arkadaşı”- sağ siyasetin “Duayen”lerinden Recai Mercimek’in ilginç sözü yetişti: “Zihni Aldırmaz AK Parti'nin Büyükşehir Adayı olabilir”, ne diyelim, hayırlı olsun.
Olsun amma son günlerde “AKP’deBŞB adayı” olarak seslendirilen öyle isimler var ki her biri “Deve Dişi” gibi: Mehmet Mehdi EKER! Ömer ÇELİK!
AKP’liler soruyor: “Kim Eker ve Çelik için ‘Bilgi birikimi, dünya görüşü yok; emeği, hizmeti eksik’ diyebilir”
“Favori” ve/veya “Plase” diyebileceğimiz bu isimlere bir de “potansiyel aday” Mehmet Ali Bilici’yi ekleyince, “Yarım dabılvi başkanın işi burada da zor” yorumuna ne denebilir?