Wall Street Journal’e söylenenler
29 Ekim’de 87. yıldönümünü kutlayacağımız Cumhuriyet, dayandığı Kurtuluş Savaşının mazlum/esir milletlerin ilham kaynağı oluşuyla, emperyalizm için baştan bu yana sevimsiz oldu. O nedenle baştan beri Cumhuriyet değerlerini ters yüz etmek üzere mücadele verilmekte. Bugün öyle anlaşılıyor ki birilerinin el ovuşturması için uygun algılanıyor, gelişmeler buna işaret etmekte…
Sözcüklerin, kavramların hakkını verdiğinizde “İnsan hakları temelinde yükselen, Laik ve demokratik bir sosyal hukuk devleti” formu gerçekten de sömürü düzeninde insanı ruhsuz bir figürden farksız görenlerin düşledikleri düzenin en büyük tehdididir.
Türkiye imrenilip, model alınan bir egemen ve bağımsız devlet haline gelirken önemli unsurlar, ulusta yükselen “müdafaa-i hukuk” inancı, bunu gerçekleştirmek üzere yoktan var ettiği “kuvva-i milliye” düzeni idi. Bu inanç ve kurumlaşmanın ürünü CHP, önem ve kuvvetini taşıdığı misyondan alıyordu kuşkusuz.
Bu misyon zaman zaman CHP’nin günlük başarılarına engel görülse bile, insan için uzun fakat milletler için öyle sayılamayacak vadelerde geçici başarı yerine, kalıcı ve sonuçsal kazanımlar kuşkusuz tercih edilmek durumundadır. Kaldı ki “Pirus” benzeri, içi boşaltılmış bir sonuç, çöken imparatorluktan çağdaş cumhuriyeti var edenlerin kazanırken kaybı olmaz mı? Bugün Türkiye’yi istedikleri yöne dönüştürerek değiştirmek isteyenlerin de, çağın olağan akışında özü yitirmeden günü de kazanmayı isteyenlerin de sorunu bu!
Sayın Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olduğunda kucağında bulduğu referandum kampanyasının hemen ardından bir genel seçim eğik düzleminde şimdi. Yapmak istedikleri ile yapılması gerekenleri -önündeki ilk sınavı ihmal etmeden- birlikte, bağdaştırarak gerçekleştirmek zorunda. Nasıl kolay elde edilen başarı sayılmazsa, Kemal bey de zoru başararak sorumluluğuna layık olacağının idrakinde çalışmalarını sürdürmekte…
Ancak Kemal beyin çalışmaları gerek içerde gerekse dışarıda farklı değerlendirmelere konu oluyor. CHP Genel Başkanının Wall Street Journal’in İstanbul muhabiri Marc Champion muhabiriyle görüşmesi de bunlardan birisine neden oldu.
Mr. Champion “Kemal bey RTE Hükümetine karşı güvenilir bir alternatif yaratmaya çalışırken partisinin Atatürk tarafından kurgulanan kural kitabını da temelden değiştiriyor.” demiş.
Bize göre o sözler daha çok “yorumcunun Kemal beyden beklentisi” değerlendirmesine müstahaktır. Bu değerlendirmemizin dayanakları CHP Liderinin WSJ’deki söyleşisinde mevcut; Örneğin “Washington ‘dini ve demokratik olmayan gizli bir gündemi’ bulunan Erdoğan hükümetinin ‘gerçek niteliği’ konusunda yeni yeni uyanmaya başladığı” tespiti Kılıçdaroğlu’nun. CHP Liderinin “dini ve demokratik olmayan gizli gündem” karşısında Atatürk’ün kurguladığı “kural kitabını” değiştirmesinden söz etmek tutarlı geliyor mu size?
Bize ilginç gelen bir diğer hüküm de “Hükümete karşı güvenilir bir alternatif yaratmaya çalışıyor” sözü oldu.
Muhakkak iktidar alternatifinin “güvenilir” olması esastır; fakat burada kendine sunulan seçeneğe güvenmesi gereken Türk seçmenidir. Ancak Türkiye’de olaylara Sam Amcanın gözlüğünden bakanlar bunu “Sam Amcanın güvenini kazanma” diye anlıyorlar ki yanlışlık orada başlıyor. Asıl olan Türk seçmeninin güvenini kazanmaktır.
Keza muhabirin söyleşide edindiğini yazdığı izlenim “CHP Üniversitelerde Türbana karşı muhalefetten vazgeçti” imiş ki bu, Kemal beyin bu konuda muhtelif beyanlarında açıkladığı yaklaşım ortadayken ona bir haksızlıktır. CHP bir siyasal simge olarak türbanın, dini referans alan yaklaşımla, kamusal alan dâhil, kamu hizmeti veren dâhil serbestîsi yönünde bir söz etmedi ki!
WSJ’de yayınlanan mülakatın özü muhabirin şu cümlesinde saklı: “Batı başkentleri, serbest ekonomiye, yurttaşlık haklarını iyileştirmeye ve Türkiye'yi AB üyesi yapmaya daha bağlı gözüken Ak Parti'yi CHP'ye göre daha cazip bir ortak olarak görüyor.” Acaba AKP’nin “CHP’den daha iyi bir partnerlik” nedeni “gizli ve dini gündem” olmasın?
Acaba Atatürk tarafından kurgulanan kural kitabı “temelden değişirse”, 1) CHP ne olur? 2) Türkiye ne olur?