Adana, Tanrı vergisi olanaklarını değerlendirerek, istihdam yaratıp katma değer üreten, “tarımsal ürünlere dayalı sanayi” esaslı yatırımlarla sıçrama yapıp temayüz etmiş bir kenttir.
Bugünkü göreceli gerilemeyi kimse, artık o tür yatırımların modası geçti diye izah edemez. Objektif uzmanlara göre gerilemenin sebebi, adeta kasıtlıymış gibi dahi algılanabilecek hükümet politikalarıdır.
Adana’mızın kalkınmasında hükümetin katkısı, başta enerji üretimi ve sulama amaçlı baraj ve santrallerle sınırlıdır. O alandaki öncü kuruluşun, ülkemizde bir ilk “çok ortaklı halka açık şirket” oluşu, yatırımlara kaynak tahsisinde de Adana’nın “harcı içinden çıkmış” bir model teşkil etmesi itibarıyla, altı çizilmesi gereken bir husustur.
Bugün dahi Adana gibi merkezlerin ekonomik sıçramalar yapması için başka yöntem ve modeller aramak zaman ve kaynak israfı olur. Çünkü “Helva yapmak için” bütün unsurlar, en iyi malzemeler Adana’da fazlasıyla var; Üstelik Adanalı bu konuda usta!
Önümüzde seçim var, dileriz bu kampanyada, AKP “sadaka” dağıtarak bağımlılık yaratan amma fukaralaştıran modelinden vazgeçer; Adana seçmeni de, özellikle kırsal kesimler ile varoşlar, insan onuruna ters bu yaklaşım yerine “Sosyal Devlet”in ihya edilip, özvarlıklara dayalı “Üretim” esaslı ve “Hakça bölüşümü” ihmal etmeyen modele itibar ederler.
Meşhur Çin Atasözünü, yeri geldi analım: Kuşkusuz insana her gün bir balık verilmesinden ise ona balık tutmayı öğretmek yeğdir; Buna ekleyeceğimiz, Devleti yönetenlerin uzun bir süredir Adana’ya/Çukurova’ya yaptıkları gibi, “Gölge etme başka ihsan istemez” diyen halkın sesini duyup, yanlış politikalarla balık tutmak isteyenlere engel olmamasıdır.
Gerçekten bazı zaman oluyor ki yanlış politik kararların verilmemesi bile, doğrusuna karar verilmese dahi, yanlışın yürürlükte olduğunda verdiği zararı durdurmaya yeter. Adana bu konuda da güzel örnektir. Adana ekonomik kalkınmasında öyle ahım şahım “teşvik politikaları” vb. olmaksızın, piyasa koşullarının beklentilerine cevap vermeyi sağlayan olanaklarını seferber ederek kalkınmayı sağlayan yöreler için en çarpıcı örnektir. Bugün için de o avantajlı koşullar değişmedi, değişen yatırımcıyı/üreticiyi engelleyen politik zihniyet, tercihler ve sonucu önlemlerdir.
Adana’nın ekonomik kalkınmasında lokomotif olan “Pamuk” Türk ekonomisinde yine revaçta amma nemasını eller yiyor; İşte bunun kanıtı: “Pamuk ithalinde şampiyonluğa koşuyoruz!”
SÖZCÜ yazarlarından Ufuk Söylemez, o başlık altında şöyle yazmış: “Beyaz altın olarak adlandırılan pamukta Türkiye, 2001 yılında 930 bin ton olarak gerçekleştirdiği üretimde her yıl gerileyerek bugün 300–350 bin tonlara kadar düştü. Artık Yunanistan ve Mısırdan pamuk ithal etmek zorunda kalıyoruz. 2010 yılında dünyada pamuk üretiminde % 15’lik artış bekleniyor. Türkiye ise geriliyor maalesef. Ama üzülmeyelim, Türkiye pamuk üretiminde ve ihracatta geriliyorsa da, 1 Milyon tonu bulan yıllık ithalatıyla Türkiye, en çok pamuk ithal eden 2. ülke konumuna geldi Pamuk ithalatına yılda 1 milyar dolar ödüyoruz.” (SÖZCÜ,23.09.10)
Yukarıdaki haberde en dikkat çekici, bir o kadar da üzücü olan şu: Pamuk ülkemizde halen önemli bir endüstriyel girdi. Tekstil sanayinin hammaddesi için komşu Yunanistan’ın, Mısır’ın çiftçileri başta elin üreticisine yılda 1 milyar dolar veriyoruz. İşte dikkat edilecek husus budur. Pamuk ithalatı için ödenen 1 milyar doların yarısı Çukurova’ya girse, üreticimiz o pamuğu kendisi üretse fena mı olur?
Kimse Türk üreticisini suçlama kolaycılığına kaçmadan şu açıklamayı okusun: Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Kocagöz, Türk pamuk üreticilerinin ABD’li üreticilere göre % 42 daha yüksek maliyetle üretim yapmak zorunda kaldıklarını vurguladı.” Demek ki işin püf noktası Hükümet tarafından düzenlenen girdi fiyatlarıdır. Yoksa diğer bütün şartlar benzer, aynı hatta belki daha lehimize; Ama “saldım çayıra mevlam kayıra” anlayışıyla kaderiyle baş başa bırakınca sonuç bu oluyor. Hükümet, kendi üreticisine, kendi insanına öncelik vermeli ki “Ekonomi büyüyor” diye nutuk atıp rakam açıklayanlar karşısında fakirleşen, üretemeyen, istihdam yaratamayan Türkiye gerçeği durumu içinden çıkılamaz kılmasın…
Son bir söz de “Yatırım” diye BŞB’deki kaotik ortamda imar plan değişikliğiyle yeni yeni AVM’ler üzerinden rant kovalayanlara: Yatırıma elbette evet amma Adanalı için yatırım, üreten, istihdam yaratan, katma değeri yüksek alanlara yapılandır, bireysel kazanç için yapılan değil!