Yeni bir Anayasa!

Abone Ol

Bir üst yapı kurumu olan kültür-sanat, sinema, spor vb. de siyaset gibi altyapıya hizmet ediyor. Altyapının varlığını sürdürmesini sağlıyor. 3F görevini gören, halkı uyutan (Fado, Futbol, Fiesta) gibi üstyapı kurumları, altyapıdaki kaotik ilişkiyi meşrulaştırıp, emek yoğun sömürüye kılıf hazırlıyor, yönetenler arasındaki çelişkinin çözümü için katkı sağlıyor. Düzenin devamını tehlikeye atan toplumsal yangınlarda ise devreye giren sosyal demokrasi itfaiyecilik görevini üstleniyor.
Bir üstyapı kurumu olan siyaset kurumu, mevcut sistemin bir parçası olup, emekten ve geniş halk yığınlarından yana değil, yönetenler arasındaki dengelere göre, çelişkinin hangi sermaya grubunun çıkarlarına uygun olarak çözüldüğü gerçeğine göre hareket ediyor...
İçinde halk olmayan siyasi partiler , bağlı oldukları egemenlerin hakları için siyaset yapıyor. Öyle olduğu için de, halktan yana çözümler üretemiyor, hepsi birbirine benziyor...
Yani “al birini vur ötekine”, “yok aslında birbirimizden farkımız ama biz...” diye başlıyorlar ve halkın elindeki oy pusulasını aldıktan sonra, kendi dünyalarına dönüyor, halkın gerçek gündemine sırt çeviriyorlar.
İdeolojinin olmadığı yerde menfaatler ve ikbal beklentileri ön plana çıkar.  Mevcut siyasi atmosferde var olan tüm siyasi partilerin söylemlerinde, programlarında veya iktidara geldiklerinde yaptıkları icraatlarda, nasıl da birbirine benzediklerini görebiliriz. İdeallerin yerini menfaatler aldığında, ideoloji de ölür, halkçılık da, demokrasi de, diğer insani değerler de...
***
Bugün gelişen ve değişen Türkiye’den bahsedenler, 12 Eylülcülerden hesap sorulacağını, 12 Eylül’ün bir şal gibi toplumu örttüğünü,  baskı, işkence ve idamlarla sindirdiğini, Türkiye’yi geriye doğru götürdüğünü, kazanılmış hakların gaspedildiğini, anayasa değişikliklerinin halkın onayına sunulduğu referandumun kabul edilmesiyle birlikte bu kara perdenin yırtılacağını, yeni bir dönemin başlayacağını söyleyenler, “yetmez ama evet” diyerek toplumun kafasını karıştıranlar, bugün gelinen noktada yaptıkları ihanetin yüz kızartıcı etkisinden bile uzak, pişkinlik içerisinde, yeni bir oyunu sahnelemeye çalışıyor.
Şimdi hedefte yeni bir anayasa var.  Kafalarının arkasındaki planı harekete geçirmek için bugünkü geldikleri noktayı yeterli görmeyenler, üzerinde hareket edecekleri zemini sağlamlaştırmak istiyor. Bunun için de zemini ve şartları olgunlaştırmaya çalışıyor. Tıpkı 12 Eylülcülerin, “Şartlar olgunlaşsın” diyerek, sağın da solun da eline silah verip, kardeşi kardeşe kırdırtıp, Anadolu insanının can ve mal derdine düşmesini beklediği gibi.
Referandum geride kaldı. Şimdi yeni bir hedef var. Yeni bir anayasa yapılacak.
Bunun için de ilk olarak seçimlerde belli partiyi yeniden iktidara taşımak gerek. İhalenin üstlenicileri bir an önce devreye girmeli. Zaten kendilerine biçilen yeni bir görev tanımı da mevcut .   Öyleyse bu hedef doğrultusunda toplumun hazırlanması gerekiyor.
Toplum mühendisleri işbaşına.
Egemenlerin düzeninin sürmesi için, dümenin o yola doğru kırılması gerekiyor. Bunun altyapısını oluşturmak için de seçimden sonra yapılacak anayasanın, yem olarak kullanılması gerekiyor.  Toplum mühendisleri, analistler, kamuoyu araştırma şirketleri, akademisyenler, bürokratlar, siyasi parti temsilcileri, ikbal peşinde koşan gözüaçıklar, alidibocular, mafyavari çeteler, kolları sıvamış durumda. Toplumu yeni hedef doğrultusunda pozisyon almaya hazırlıyorlar.
Yeni bir senaryoyu, hayal perdesine taşıyorlar.
Zaten yönetilmeye hazır olan kitlelere pembe gözlükler dağıtıp, hayal ülkesinin enginliklerine götürüyorlar. Eh halk da zaten ayakta hayal görmeye alışmış durumda. Güdülenmeye hazır...
Öyleyse ver gazı...
Yeni anayasanın kendisine getireceği faydaları düşünmeye zorlanan, vaatlerle avutulan halk yığınları, 2011 Haziran ayında yapılması planlanan seçimler için şimdiden belli merkeze yönlendiriliyor. Bu vaatler için anayasayı yapacak olanlar sandıktan çıkmalı. Oylar şimdiden ipotek altında yani.
Yeni anayasada ne olacak?
Bir bakalım...
* Bu anayasanın içinde geniş özgürlükler olacak mış!
* Türbana özgürlük gelecek miş! Herkes inancına göre yaşayacak mış!
* Kimse dili, dini, rengi ve ırkı yüzünden hor görülmeyecek miş!
* Herkes sağlık hizmetinden eşit olarak yararlanacak mış!
* Yurtdışına gidiş-gelişler kolaylaşacak mış!
* Doğu ve Güneydoğu’da Kürtçenin özgürce kullanımı sağlanacak mış!
* Herkesin kendi dilini öğrenmesinin önündeki engeller kaldırılacak mış!
* Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılacak mış!
* Avrupa Birliği uyum sürecine uygun olarak anayasadaki engeller ortadan kaldırılacak mış!
* Anayasadaki çağdışı kalan maddeler ayıklanacak mış!
* Anayasanın değişmez kabul edilen ilk 3 maddesine dokunulacak mış!
Yani hep mış...miş...
***
Peki halkın yararına olan, yaşamını kolaylaştıran, emeğini değerlendiren, yoksulluğu yüzünden aşağılanmasını önleyen,  asgari yaşam düzeyini geliştiren, ekonomik özgürlüğünü kazanmasını sağlayan ve bunları anayasal teminat altına alan düzenlemeler, yapılacak olan bu anayasada vücut bulacak mı?
Ne dersiniz.. İsterseniz bir de ona bakalım...
Bu yeni ANAYASA’da;
* Emekten yana bir düzenleme olacak mı?
* Sendikal hak ve özgürlükler yasal güvence altına alınacak mı?
* Sendikalaşmanın olmazsa olmazı olan grevlerin gerçek anlamda hayata geçirilmesinin önündeki engeller kalkacak mı?
* Taşeronlaşma durdurulacak, grev sırasında üretimin devam etmesi için grev kırıcıların işbaşına geçmesi önlenecek mi?
* Emek en yüce değer olarak kabul görecek mi?
* Geniş halk yığınları emeklerinin karşılığını alacak mı?
* Kapitalizmin devrevi buhranlarında halkın krizin faturasını ödeyen kesim olmaması, krizi yaratanların faturayı ödemesi sağlanacak mı?
* Eşit işe eşit ücret verilecek mi?
* Üretimden doğan artı değer, yeniden toplumun hizmeti için kullanılacak mı?
* Devlet sosyal devlet olmanın gereklerini yerine getirecek mi?
* Üniversitelerde eğitim parasız olacak mı?
* Faşist-feodal eğitimin yerini çağdaş eğitim alacak mı?
* Üniversiteler bilim yuvaları haline getirelecek mi?
* Öğrenciler sömürü aracı olmaktan çıkıp, üreten, düşünen ve toplumu dönüştüren bilim adamları olarak yetiştirilecek mi?
* Sağlık hizmeti herkese eşit ve aynı kalitede verilecek mi?
* Yasalar herkes için aynı olacak, kişiye göre değişen yorumlar ve kararlar normalleşip çağın gereklerine uygun hale gelecek mi?
* Her iktidara gelenin kendi yargısını oluşturması engellenecek mi?
* Azınlıkların sosyal-kültürel-siyasal ve ekonomik hak ve özgürlükleri anayasa teminatı altına alınacak mı?
* Laik olduğu söylenen ancak Diyanet Başkanlığı ile sünni bir devlet yapısının hüküm sürdüğü ülkemizde, farklı dini inançlara sahip olanların ibadetlerini özgürce yapabilmeleri, anayasal güvence altına alınacak mı?
***
Tüm bu soruları daha da çoğaltmak mümkün elbet...
Ancak bugün seçim sonrası yeni anayasa yapacaklarını söyleyenlerin, bu sorulara olumlu yanıt vermesi beklenemez.
Şimdilik ellerindeki havucu gösterip, peşleri sıra gitmemizi istiyorlar.
Geniş kitleleri koyun sürüsü haline getirip, yeni bir oyunu sahnelemeye çalışıyorlar.
Seçimi kazandıktan sonra da kendi istedikleri gibi anayasada bazı değişiklikler yaparak, yönetenler arasındaki çelişkinin hakim sermaye grubu lehine çözümü için, masada güçlü olanın çıkarına ve daha rahat hareket edebilmesine imkan sağlamak için bazı düzenlemeler yapacaklar. Hepsi bu...
Yeni yapılacak anayasada da çalışanlar için, geniş halk yığınları için yeni bir şey olmayacak.
***
Emekçiler, üretenler, geniş halk kitleleri, demokratik hak ve özgürlükleri için ayağa kalkıp, üretimden gelen güçlerini ortaya koydukları zaman, anayasanın halktan yana yeniden formüle edilmesini sağlayabilir, halktan yana bir anayasa yapabilir.
Bu olmadığı sürece anayasaları ya asker yapar, ya da sermayenin belli grubunun sözcüsü olan iktidardaki güçler yapar. O nedenle de anayasalar halkın anayasası olmaz.
***
İngiltere’nin günümüzde hali hazırda yazılı bir anayasası yok. Toplumun yaşam biçimi haline getirdiği, yazılı olmayan ancak kabul görmüş, hiçbir şart altında çiğnenmesine müsade edilmeyen, konsensüs sağlanmış kurallar bütünü vardır ve yazılı olan tüm anayasalardan bile daha güçlüdür.
Avrupa’nın diğer ülkelerinde de anlaşılabilir, uzun yıllara dayanan, üzerinde konsensüs sağlanmış, herkes tarafından özümsenmiş ve bizzat halkın katılımı ile yapılmış, dar kapsamlı anayasalar vardır.
İşte o anayasaları yapan halklar özgür olup, demokratik haklarına sahip çıkıp, sonuna kadar da bu haklarını korumasını bilmiştir.
Kendi anayasasını yapamayan bizim gibi ülkelerin halkları ise her türlü demokratik hak ve özgürlüklerden mahrum olup, sürü gibi yönetilmeye devam etmektedir.
Bugün bu topraklar üzerinde yaşayanlar yol ayrımındadır.
Ya kendi anayasalarını yapacaklar ya da kendilerine verilenle yetinecekler.
Üçüncü bir yol asla olmayacak...