2005 yılıydı. Şemdinli’de Umut Kitabevi bombalanmış, patlatılmış ve sorumlusu olarak Astsubay Ali Kaya gözaltına alınmıştı. İlgili dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, sorulan bir soru karşılığı olarak “Tanırım Ali Kaya’yı iyi çocuktur” demişti.
Ortalık yer yerinden oynamıştı. Büyükanıt’ın yargıyı etkilediğinden tutunda organizasyonun derin devletin işi olduğu ve çeteleşmenin devlet kültürü olduğuna kadar iddialar günlerce yazılıp çizilmişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını cevaplarken tarihi tekerrür ettirircesine Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın dürüstlüğünü ve saflığını dillendirdi. Bir bankanın Genel Müdürü kariyerliğine kadar yükselmiş bir kişiye, “olsa olsa ‘saf’lığının kurbanı olmuştur” demiştir. Değerlendirmeleri bunlarla da bitmemiştir. Reza Zarrab için ise, “ülkeye katkıları bulunan bir hayırsever insan” benzetmesinde bulunmuştur.
Sormak gerekmez mi? Yaşar Büyükanıt’ın sarf ettiği sözler yargıya müdahaleyse, Başbakan’ın üstelik Adalet Bakanlığı’nın da içinde olduğu yürütmenin başı sıfatı ile bu değerlendirmelerini hangi terazide tartacağız? Büyükanıt o bir cümlelik değerlendirmesinden sonra görevinin sonuna kadar, hatta şimdiye kadar bir daha hiç konuşmadı. Lakin başbakan temadi eden bir değerlendirmeler ve yönlendirmeler zincirinin sürükleyeni konumundan hiç vazgeçmiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan daha henüz mahkeme aşamasına başlanmamış ve savcılık iddianameleri hazırlanmamışken bile bu savunma güdülü yorumlarını esirgemeden sürdürmektedir.
Yine Başbakan, evinde tuttuğu 4,5 milyon dolarlık dev paranın bir makbuzunun bile olup olmadığını sormadan banka müdürünün saf ve iyi bir insan olduğu yönlendirmesini yapmaktadır. Ve hatta bu paranın bankayla ilişkilendirilmesinin ‘vatana ihanet’ olduğuna yargıdan evvel hüküm vermiştir. Bütün bunları göz önüne alınca, düne kadar kendisini savunan Gazeteci Nazlı Ilıcak’ın, “alnımızda salak yazıyor ya“ cümlesini kullanmadan edemiyor insan.