“Karşı Devrim” ortamında, haddini bilmezlerin hukuksuzlukları kadar, küstahlıkları da bitmek tükenmek bilmeden devam ediyor.

Bir başka yazı konusu olacak olan meşhur 2004 tarihli MGK kararıyla hukuken olduğu kadar fiilen çöken “Balyoz”, “28 Şubat” ve “Ergenekon” tertipleri ile meydanı boşalttığını sananlar, cüretkârlıkta sınır tanımadan, bayraktan sonra Türklüğü de inkâra vardırdılar işi…

Atatürk’ün, bir imparatorluk yıkıntısında esarete terk olunmak istenen Türk Milletiyle birlikte, SEVR’i yırtarak kurduğu Cumhuriyet’i, Emperyalist efendileri adına tasfiye etmeye memur olanlar adına zırvalayan birisi en son işi “Türk Milleti yoktur”a getirmiş; Elbette hak ettiği yanıtı alacaktır.

Nitekim, gerek siyaset gerekse akademik çevreler, yanıtı anında vermekte gecikmediler.

“Neo Osmanlı” hayalleri kuran ve Milliyetçiliği ayakları altına alıp Ümmetçilik peşinde koşanlara, demokrasi inancımız gereği olsa bile, tek bir yerde tahammül edilebilir:

Bugün “Türk Milleti” dediğimiz, Büyük Atatürk’ün “İstiklalimiz için savaşıp bu Cumhuriyeti kuran halktır” başkası değil;
Bu itibarla AKP’li sözcünün söylediği gibi bir etnisite, dolayısıyla köklerini Orta Asya’ya sürmek meselemiz yok bizim;

Ama bu topraklardaki, dini, dili, mezhebi ve ırkı ne olursa olsun hepimiz birlikte Türk Milletiyiz ve Türklüğümüzle öğünürüz.

Bu gafil, cahil ve hain takımı, bugünlerde Milli Simgelerimize takmış;

Kah aracına Atatürk Posteri/Çıkartması yapıştırana ceza yazmaya kalkıyor;

Kah Türk Bayrağı ile Atatürk resmini birleştirenlere küfrediyor;

Bilsinler ki Türk Bayrağı da Türklük gibi bu topraklarda yaşayan halkın bütün hücrelerine nüfuz etmiştir;

Tıpkı Atatürk gibi, Milletin gönlünden, zihninden silinemez.

O nedenle canları isteyince “gece yarısı kanunları” yöntemiyle istedikleri hususu yasalaştıranlar, trafik mevzuatını tez elden değiştirsinler de, araçlarında Atatürk resmi, imzası ilh. Taşıyan yurttaşlarla polisi karşı karşıya getirmesinler.

Bu arada Türk Bayrağına takılanlara, Bayrağımız geçerken ayağa kalkmama kabalığıyla, kendi terbiyesizliklerini sergileyenlere, Türk Bayrağının öyküsünü aktaralım da, yaptıkları ile asıl neleri ve kimleri de rencide ediyorlar, öğrensinler.

Aşağıya aldığım metni yazan yurtsever dost, yazısı ekinde Osmanlı döneminde İstanbul’da çalışan ve “Şirket-i Hayriye” denilen o zamanın “Şehir Hatları” vapurlarından birisinin arka tarafında dalgalanan bayrağın resmini verip, şöyle anlatıyor, neden bu konuyu yazmış:

Dönem Osmanlı İmparatorluğu dönemi.

Daha Türkiye Cumhuriyeti ortada yok.

Mustafa Kemal Atatürk bile daha doğmamış.

Atatürk’ün Türkiye’yi kuracağını daha bilen yok.

Vapurun arkasında dalgalanan bu günkü Türk Bayrağı.

Bunu niye yazdım.

Bugün bir gazetede okuyunca şaşırdım.

Bir gurup açıklama yapmış.

‘Türk Bayrağına karşıyız.

Osmanlı Bayrağını görmek istiyoruz’.

Zaten bu günkü Türk Bayrağı son Osmanlı Bayrağı.

Osmanlı imparatorluğunun 1844 yılına kadar resmi bayrağı yok.

O yıllarda Avrupa devletleride kendilerine bayrak seçiyorlar.

1844 yılında ilk defa milli bayrağımız olmasına karar veriliyor.

O zaman bugünkü bayrak tasarlanıyor.

Dönem Sultan Abdülmecit dönemi.

Yani son altı Osmanlı Padişahı bu bayrakla karşılanmış.

Cumhuriyette aynı bayrağa devam etmiş.

Sadece kolay çizilebilmesi için yıldızı ortalamış.

Cumhuriyete karşı çıkmak için,

Sallayın ama bu kadar cahilce de sallamayın.

Lütfen paylaşın da millet gerçeği öğrensin.”

Ben de değerli dostun ricası uyarınca, bilmeyenlerin öğrenmesi, bilenlerin de yalancı cahillere karşı, Merhum İsmet Paşanın “Bu memlekette namus erbabı da laakal namussuzlar kadar cesur olmalı” öğüdünü anımsatarak, paylaşıyorum…