Cumhuriyet Halk Partisi'nde bugünlerde bir seçim telaşı var.Tüm Türkiye'de bütün örgütlere de telaş yayılmış gözüküyor.Ankara'da olduğumdan ve Genel Merkez'de görev aldığımdan dolayı bunu net şekilde daha iyi görebiliyorum.Bu dönem açıkçası sert geçen Türkiye siyasetinde de bize handikap yaratıyor.Aslında bir üniversite sınavı gibi yapılması taraftarıyım.İlk önce Tüm Türkiye'de ilçelerin tamamı, sonraki bir tarihte de il seçimlerinin tamamının bitimiyle bu dönemi daha rahat ve hızlı atlatabilirdik.Hukuki veya farklı ertelenmelerde başka bir tarihte yapılarak bu dönem hızlıca bitmiş olabilirdi.Bu konuda çalışmalarım da olacaktır.Bu dönemin en kısa zamanda bitirme isteğimin temel sebebi örgütlerin seçim meşguliyetinin en kısa zamanda genel siyasete dönmesini istememdir. Nedenleri aslında çok açıktır. Akp'nin birçok önemli konuyu bugünlerde dayatması bizim örgüt seçimleriyle kesinlikle ilişkisi vardır. Çünkü ben örgütten gelen birisiyim ve örgütsüz siyaset kolsuz, bacaksız dev'e benzer. İstediğiniz kadar dev olun kolunuz, bacağınız yoksa siz yinede cücesiniz. Şu anda sadece Genel Başkan ve kadroları yani Genel Merkez nezdinde siyaset yapabiliyoruz. Örgütler çok doğal olarak seçimlerine hazırlanıyorlar ben bunu da çok normal görüyorum fakat genel siyasette inanmış, hazır örgütsel yapıya çok ihtiyacımız var. Akp gibi atama yapmıyoruz bütün örgüt başkanlarımız seçimle geliyor. Anlayacağınız doğum biraz sancılı geçiyor. Bu dönem içerisinde Adana'dan birçok kişiden telefonda alıyorum, Ankara'ya gelip birebir görüştüğüm kişilerde oluyor.  Dertlerimizi temennilerimizi paylaşıyoruz, konuşuyoruz ben herkese aynı şeyleri söylüyorum. Doğum sancılı ama çocuklarınızı ayırmadığınız gibi partilileri de ayırmamak gerek. Yanlışlar oluyordur, kızmışsınızdır da ama seçimler bitince örgüt kapılarını hepimiz tutacağız, parti amblemini hepimiz taşıyacağız bir bakmışsınız bir eylemde o kızdığınız kişiyle aynı yola baş koymuşsunuz, yan yanasınız.12 Eylül davası bugünlerde kamuoyunda tartışılıyor, dava Ankara'da görülüyor. Dinlediğim bir konudan bahsedeceğim. İki genç komşu her gün beraber sofraya oturuyorlar, ekmeklerini, yemeklerini bölüyorlar ama ayrı olarak birbirlerinden gizli çalışmalarda yapıyorlar. Bir gün siyasi bir sokak kavgasında karşı karşıya geliyorlar ve o gün bu savaşın kendi savaşları olmadıklarını anlıyorlar. Bizde anlamalıyız. Bizim kavgamız başkalarıyla. Şiddet anlamında değil. Bugün şiddeti kullanan zaten benim için peşin hükümlü suçludur. Aynı oyuna gelmeyeceğiz. Akıl yönünden, inanmışlık yönünden, bu memleketin kendi öz değerlerini tekrar kazanmak yönünden, siyasetimiz, politikamızı anlatmamız yönünden kavgamızın kiminle olduğu bellidir. Zaten sorunda her şeye karışmak değil mi? Onun için ben tarafsızlığımı seçiyorum. Seçilmiş ve seçilecek herkes benimde başkanımdır. Kim kazanmışsa elini kaldırırız, kim kaybetmişse bir daha ki sefere deriz. Ben böyle bilirim. Çünkü unutulan aslında budur. Olmadığımız bir seçimde tarafsızım diyebilmektir. Projelere bakıp, gidip sessizce oyunu yerin de kullanmaktır. İki tarafa da zarar vermemektir. Çünkü bilmektir iki tarafta aynı taraf. Altı Ok, Kırmızı Beyaz.