Anayasa Mahkemesinin Mustafa Balbay kararı, “Hukukun Üstünlüğünün” demokrasi için ne kadar elzem olduğunu gösterdiği kadar, hukuksuzluğun vahim sonuçlarının nerelere kadar varacağını bu çarpıcı olayla gözler önüne serdi.
İzmir halkının “Vekâlet” verdiği bir Milletvekilinin TBMM çalışmalarına katılmasının , keyfi “Uzun Yargılama Sürecinde” engellenmesinin hukuka aykırılığı Anayasa Mahkemesi kararıyla tescillendi.
Balbay İzmirli seçmenler, mensup olduğu CHP bu hukuksuzluğun “mağduru” oldu.
Bu mağduriyet, “Devr-i Tayyip” de gerçekleşti;
Yani, hani o “Devr-i Tayyip”ki, alay-ı vâlâ ile dünya âleme “İleri Demokrasi” olduğunu ilan etmişti;
Çok da değil, daha 3 yıl önce, anımsadınız, değil mi?
Oysa acı, incitici ve üzücü gerçek: Türkiye bugün 167 ülke arasında demokrasi liginde 87. sırada;
Tanzanya ve Uganda ile aynı gurupta!
Demek ki “HİTLER ALMANYASI Oluyoruz” diyen, boşuna dememiş!
Meraklısı bilgi notu: Ünlü İngiliz “The Economist” dergisinin, iki yılda bir yaptığı dünya demokrasi endeksi araştırmasının üçüncüsünde Türkiye, iki yıl öncesine oranla iki basamak geriye düşerek 89 sırayı Nikaragua’yla birlikte paylaştı.
Türkiye, söz konusu “Lig”de, Tanzanya ve Uganda gibi ülkelerle aynı kategoride yer aldı.
Bu ankette devletler, seçim süreci ile çoğulculuk, sivil özgürlükler, hükümetlerin işlevi, siyasal katılım ve siyasal kültür dikkate alınarak dört ana kategoride sıralandı.
Birinci kategori 'tam demokrasiler' bölümünde, Norveç 10 üzerinden 9.80 ortalamayla en demokratik ülke olurken, 26 ülke bu kategoride yer aldı. İkinci kategori: 'kusurlu demokrasiler' de ise Cape Verde, Yunanistan, İtalya, Güney Afrika ve Fransa ilk beş sırada yer aldı.
Araştırmanın üçüncü kategorisi “Hibrit” (Karma) rejimler; Türkiye, 5.73 ortalama ile Honduras’ın ardından 109.uncu sırada yer buldu. Karma (Hibrit) rejimler kategorisinde Türkiye ile birlikte Nikaragua, Tanzanya, Filistin, Uganda, Sierra Leone, Pakistan ve Haiti gibi ülkeler var. Türkiye, 167 ülkeyi kapsayan araştırmada, 2008 yılında da 'hibrit rejimler' arasında gösterilmişti.
Türkiye, birkaç basamak daha gerilerse, düşeceği kategori “Otoriter rejimler” (Diktatörlükler) olacak…
Toplam demokrasi endeksinde ise Türk demokrasisi, iki yıl öncesine oranla iki basamak gerileyerek 89uncu oldu.
İşte Ülkemizi, üstelik bir de “İleri demokrasi” iddiasıyla bu durumlara düşüren bir iktidara “Dur” demenin yolu 30 Mart seçimlerinde sandıkta AKP’ye “Kırmızı Kart” göstermekten geçiyor.
Bu kartı gösterecek partilerin başında CHP var, kuşku yok.
O halde CHP:1-Bu seçimlerden mutlaka başarılı çıkmalıdır. 2-CHP başarıyı sağlarken, eleştirdiği AKP’nin yanlılarını tekrarlamamalı, mesela asla hukuksuzluk yapmamalıdır.
CHP Lideri Sayın Kılıçdaroğlu bu gerçeklere vakıf; bazı provokatörlerin kuyruğuna basılmışcasına feryatlarına neden olsa da, akıl yolundan ilerliyor; İlkeleri doğru, hedefleri doğru, yaklaşımları/tercihleri doğru.
O nedenle muhakkak ki “Doğru duvar yıkılmayacak”;
Doğru ile savaşan ise sonunda mutlaka kaybedecektir.
Kendi milletvekilinin haksızlığa uğradığı AYM kararıyla tescillenen CHP, herhalde masum kişilere haksızca “Yargısız İnfaz” yapıp,
Evrensel Hukuk İlkesi “Masumiyet Prensibini çiğnetmeyecek.
Hak ve hukuka uygunluk hem CHP’nin hem Kılıçdaroğlu’nun “Alamet-i Farikası”dır.
“Çamur at, izi kalsın” türü karalama yöntemi hiç onurlu olmadığı gibi, böylece kurulmak istenen “30 Mart’ta başarıyı engelleme tuzakları” apaçık belli oluyor.
Atalar ne demiş: Yalancının mumu da yatsıya kadar yanar!
Ziya Paşanın “Terkib-i bendinden” şu anlamlı beyit de akıldan çıkarılmasın:
“En ummadığın keşfeder esrar-ı derunun
Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?”
Hele, kişisel hırs ve husumete dayanan, asılsız ve çarpıtılmış bilgilerle kampanya açıp, sonuçta 10 yıllık icraatı neticesinde Türkiye’yi nerelere düşürdüğü meydandaki AKP’ye yarayacak çabalar, muhakkak ki kamu vicdanında affedilmez; mahkûm olacaklardır.
Son söz de, (Kendisine kötü laf ettiğini duyduğu adam için) konuşmuş olan İslam Halifesi Hz. Ömer’den: “BEN ONA İYİLİK ETMEDİM Kİ, NİYE YAPSIN?”