MHP Adana'da "Partiye Katılım" Coşkusu MHP Adana'da "Partiye Katılım" Coşkusu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin, AK Parti iktidarının 20 yılda Cumhuriyet değerlerini sata sata bitiremediğine dikkat çekti.
“Elektrik Piyasası Kanunu İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı KHK’da Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi” adı altında görüşülen torba yasa ile ilgili parti grubu adına konuşan Dr. Şevkin, emeklilere intibak yasası, emeklilikte yaşa takılanlar, kamuya atanamayan meslek grupları ve taşeronların kangrene dönmüş onlarca sorunu dururken AKParti’nin getirdiği, Anayasaya, Danıştay kararlarına, uluslararası sözleşmelere, ILO Sözleşmesi'ne aykırı bu torba yasanın alelacele görüşüldüğünü vurguladı. AK Parti’nin sabaha karşı korsan bir önergeyle, aynı torba kanun içerisine 200 milyar borçlanma talebiyle geldiğini kaydeden Dr. Şevkin,  “Neyse ki zeytinlik alanlarla ilgili 1. maddeyi geri çektiler” dedi.

“SATA SATA BİTİREMEDİLER”

AK Parti’nin yirmi yıllık sürecinde tüm değerleri, cumhuriyetin bütün değerlerini hedef aldığını vurgulayan Dr. Şevkin, “AKP, 2002 yılından bugüne kadar tam 275 özelleştirme yapmış. AKP, iktidara gelir gelmez, icraatlarına halkın zenginliklerini satarak başlarken kurulan ilk Hükûmetin Maliye Bakanının "Ne ülkeymiş ya? Sat sat bitmedi." sözü hâlâ kulaklardan silinmedi. Aradan geçen yıllara rağmen, gerçekten, sata sata cumhuriyetin değerlerini bitiremediler” diye konuştu.
Zeytinin sadece bir ağaç olarak değerlendirilemeyeceğini, her şeyden önce evrensel barışın simgesi, köylünün geçim kaynağı, meyvesi ve yağına bandığı ekmeğiyle aç kalmadığı, kızlarının, oğullarının geleceği ve üzerinde barınan börtü böceğin, kurdun kuşun yuvası, toprağın koruyucusu olduğunu kaydeden Dr. Şevkin, “Öyle ‘17 bin 500 ağacı kesip yerine 35 bin ağaç dikeceğiz’ diyerek sadece maddi verilerle hafife alınmayacak bir konudur. Yapılan bütün bilimsel çalışmalar, başka bir yere taşındığında zeytinin yüzde 10'unun dahi yaşamadığını göstermektedir. Ayrıca, yüzyılladır burada yaşam süren köylülerin, geçimini bu ortamda sağlayan köylülerin bu ortamlarını yok edip 35 bin ağaç dikince yeniden aynı hâle getirmeniz mümkün değil. Kimse kimseyi kandırmasın” diye konuştu.

“ZEYTİNLİK ALANLARI BUZDOLABINA KOYMAYIN, TAMAMEN VAZGEÇİN”

Köylülerin zeytinlik alanlar için kilometrelerce yol kat edip meclise geldiğini hatırlatan, gözyaşları içerisinde “Evladımızı alsanız ancak bu kadar üzülürüz” dediğini kaydeden Dr. Şevkin, köylülerin fotoğraflarını göstererek, “Bu fotoğraf dikkatlerden kaçmasın. O gözyaşları sizi bir gün boğacak” diye konuştu.

“Zeytinlik alanlarda yapılacak madencilikle nebati toprağı ortadan kaldırıyorsunuz; doğal ortamı yok edip faunayı, florayı tamamen yok ediyorsunuz; su kaynaklarını ve ovaları besleyen yer altı sularını yok ediyorsunuz. Oluşturduğunuz hafriyatla ortamı bir pasa ve toz yığınına dönüştürüyorsunuz” diye konuşan Dr. Şevkin, “Muğla'da bugüne kadar 8 köy kömür madenleri nedeniyle yok edildi, halkı göç ettirildi, yaklaşık 55 bin dönüm alan maden alanı oldu; bunun yaklaşık 30 bin dönümü orman arazisiydi, kalanı ise nitelikli tarım arazisi ve zeytinlikti. 2013'te Türkiye Kömür İşletmelerinin Hacettepe Üniversitesine hazırlattığı rapora göre Akbelen Ormanları'nın yok edilmesi durumunda Bodrum'a su kaynağı taşıyan, yer altı sularını besleyen havzaların yok edileceği ve dolayısıyla 5 milyar dolarlık turizm geliri olan Bodrum turizminin yok olacağı ifade ediliyor. Peki, Yeniköy Kemerköy'deki termik santralin geliri ne kadar? 200 milyon lira. İnsanlar beton yığınını ya da pasa atıklarını görmek için değil, yeşili ve doğasını görmek için geliyor o bölgeye. Dolayısıyla maddi olarak bakıldığında bile rantabl olmayan bu konudan tamamen vazgeçilmesi gereklidir, buzdolabına konulması değil!” ifadelerini kullandı.

“ARACI KURUM SORUNLARI ARTIRACAK”

Her seferinde yerlilik ve millîlik edebiyatı yapanların Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen rekabet kurallarını yok sayan ve ihaleye çıkılmadan çocukların, torunların geleceğini ipotek altına alan yaklaşımının hesabını yüce milletin elbette sandıkta soracağını kaydeden Dr. Şevkin, torba kanun içerisinde yer alan enerji piyasasında "toplayıcı ve toplayıcılık" kavramları ile bir nevi aracı kurumun tanımlandığını, bu aracı kurumun, zaten kangrene dönmüş olan ve neredeyse mikro ölçekte parçalanmış olan enerji piyasasının sorunlarını daha da arttıracağını vurguladı.

“OHAL VE KHK ZULMÜ SONA ERSİN”

Türkiye’de milyonlarca insanın Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) nedeniyle mağduriyetler yaşadığını ve hâlâ yaşamaya devam ettiğini ifade eden Dr. Şevkin, OHAL’i içeren torba kanun maddesiyle ilgili şu görüşlere yer verdi:

“Hayatlarını kaybeden, aileleri dağılan ve görevlerinden uzaklaştırılan binlerce kamu görevlisi var; pasaportları iptal edildi veya tahdit konuldu. Yetmedi, suçun şahsilik ilkesi yok sayılarak kendilerinin dışında, ailelerinin, yurt dışında eğitim gören çocuklarının da yurt dışına çıkışı engellendi, eğitim hakları gasp edildi. Bu insanların mağduriyetlerini giderebilmeleri için başvurabilecekleri yargı yolu kapatıldığı gibi, açlığa mahkûm edilip "Ağaç kökü yesinler." denildi. Ocak 2017'de OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruldu. Sözüm ona iki yıllığına kurulmuştu ama her yıl uzatıla uzatıla tam altı yıl oldu ve şimdi diyorsunuz ki: "Kamu kurumlarına yetki verdik, onlar bu işlerle ilgilensinler." Adalete ve mahkemeye erişim hakları kısıtlanmış OHAL insanları hiçbir hukuki temele dayanmayacak şekilde yargılanmış, Anayasa dışı bir kurum olan OHAL kararlarına karşı kumpas yargılamalarından hatırladığımız üzere, özel yetkili Ankara idare mahkemeleri kurulmuştur. Dolayısıyla, ihtilaflı teklif maddesiyle çeşitli hak mağduriyetlerini yıllardır sürdüren, Anayasa'nın 30'uncu maddesinde öngörülen adil yargılanma hakları ihlal edilmektedir.”

“SENDİKALARIN TOPLU SÖZLEŞME İKRAMİYE HAKKI ELİNDEN ALINIYOR”

AKParti’nin getirdiği torba kanun içerisinde yer alan sendikalarla ilgili düzenlemenin ise âdeta askerî darbe rejimlerinde dahi görülmeyen ve o döneme rahmet okutacak bir yasaklama ve sınırlama getirdiğini dile getiren Dr. Şevkin, “Hizmet iş kolunda sendikalı olabilecek memur sayısının yüzde 2'sinden az üyeye sahip sendikaların üyelerinin toplu sözleşme ikramiye hakkı ellerinden alınıyor. Önerilen değişiklikle, hâlen sendika üyelerinin tümüne üç ayda bir 707 lira olarak ödenen toplu sözleşme ikramiyesinin sadece ilgili hizmet iş kolunda sendikalı olabilecek memur sayısının yüzde 2'sini üye kaydeden sendikaların üyelerine verilmesine ilişkin bir düzenleme yapıyorsunuz. Bu düzenleme yaklaşık 400 bin kamu çalışanını ilgilendiren ve toplu sözleşme ikramiye hakkını elinden alıyor. Yüzde 2'den daha düşük bir üye oranına sahip sendikaların üyelerine ise üç ayda bir 250 lira veriyorsunuz. Tabii, hâkim, savcı, polis, infaz memuru gibi 500 bin civarındaki memur arkadaşımız bu konudan yararlanamıyor yani sıfır lira toplu sözleşme ikramiyesi alınıyor” dedi.

“ZALİMLER BİR GÜN ELBET HESAP VERECEK”

Kendisinin de yıllarca sendikacılık yaptığını, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) kurucu üyelerinden biri olduğunu vurgulayan Dr. Şevkin, şunları söyledi:
“KESK'in bu ülkedeki emekleri unutulmamalı. Memur sendikalarının kurulmasında çok büyük emeği olmuştur. 2001 yılında AKP, Memur-Sen’i ön plana çıkarmak adına yüzde 5 olan baraja itiraz etmişti. Bu, doğru bir yöntem miydi? Evet, yüzde 5 barajı kalkmalıydı ama o zaman AKP'nin MEMUR-SEN'ine demokrat olanlar, bugün nedense yüzde 2 barajını getiriyor. Bu, Allah'tan reva mıdır? Üstelik, 2002-2003 sözleşmelerinde yüzde 1'e Danıştay kararı var, "Eşit koşullarda çalışma ilkelerine aykırı." deniliyor, "Anayasa'nın 51'inci maddesine aykırı." deniliyor, ILO sözleşmelerinin 87'nci ve 96'ncı maddelerine aykırı denilmesine rağmen, ısrarla ve ısrarla 5 milyon memuru ilgilendiren bu yasa teklifini getiriyorsunuz. Sendika temsilcileri hak aramak adına Meclisin önüne üç gün önce geldiklerinde âdeta terörist muamelesi gösterildi. 18 sendika temsilcisi vardı. Binlerce polis boydan boya Kızılay Meydanı'nda ne yazık ki onları engellemeye çalıştı. Ya, Allah'tan korkun, onlar da devlet memuru. Limanları sattığınız ortada zaten, onları peşkeş çektiğiniz ortada ama son söz olarak gerçekten şunu söylemek istiyorum: Halkımız hiç umutsuzluğa kapılmasın, bu devran bitecek, bu zulüm bitecek ve zalimler bir gün elbette hesap verecek.”