İçerik farklı olsa da aynı konu üzerine birden fazla yazı yazmak canımı sıkıyor. Benim açımdan böyle. Biliyorum ki okur da çok haz etmiyor bu durumdan. Ama ne yaparsınız bazı olayların sürekliliği olunca insan birşeyler karalamak, bir, iki kelam etmek istiyor.
Hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda görevden düşürülen CHP Çukurova'yı ve delege savaşlarını yazmıştık. "Haklılığımız ortaya çıktı, Ne demişsek o..." babında başlayan manşetler ya da yazı başlıkları sık sık kullanılır bizim basında. Bu da çok hoş bir durum değildir belki ama öngörülü gazeteci zaman zaman kullanır bu tür cümleleri. Haksız da sayılmaz.
***
CHP'nin içine düştüğü durumu ve kısır çekişmeleri daha çok yazacağız gibime geliyor. Delege olabilmek için "Her yol mübahtır" anlayışının yanlış olduğunu söylemeye kalmadan CHP'li milletvekili ve bir belediye meclis üyesinin atışmalarına tanık olduk. Karşılıklı çekişmeleri, suçlamaları, iddiaları -toplum menfaatiyle ilgisi yoksa- çok da kaale alan bir mecra değiliz. O yüzden bir kahvaltı masasında gelişmiş ve sonraları kamuoyuna yansımış konuşmaları -çok iyi tahlil etmemize rağmen- irdeleme gereği duymadık. Ama bu konuşmalar arasında bir cümleye dikkat çekmek gerekiyor. Sayın Milletvekili'nin bazı isimlerin delegeliğini engellediğine yönelik iddia -ki doğruysa- nedeniyle daha çok "DELEGE SAVAŞLARI" konulu yazı kaleme almamız gerekecek. Sonra "Ne olacak bu CHP'nin Hali" sorularına devam edeceğiz. Atı alan Üsküdar'ı geçecek o başka...
***
Hep olumsuzluk yaşanmıyor elbet CHP'de... Partiye gönül vermiş, fikir üreten, strateji geliştiren gençlere de dikkat çekmek gerekiyor. Büyükler yanlışlarını er-geç anlayacak belki... Ama bu yanlışları görüp doğru yönlere kanalize olan, bu uğurda çalışan yetenekleri de biliyoruz parti içerisinde.
***
Soner Anafarta'yı hatırlarsınız. Son seçimlerde Adana'dan milletvekili adayı olunca hemen "Bu da kimmiş?" dedi bazıları. Sonra, her toplantıda Soner'i gördük... Gazeteler haber yaptı, televizyon programlarına çıktı... Dilinin döndüğünce CHP'yi ve projeleri anlattı. İnsanların nerede doğduğu, babasının, anasının nereli olduğu hiç ama hiç önemsenmemeli, kişinin samimiyetine bakmalı... Ama merak edenler için yazıyorum ki Soner, Ata'dan, dededen, doğma büyüme Adanalı... Adana'nın okullarında okumuş, sokaklarında top oynamış. Almanya'da, Ankara'da ve yurdun farklı yerlerinde iş deneyimleri olmuş. Son yılların gözde mesleği PR (Public Relations-Halkla İlişkiler) üzerine Ankara'da kurulu şirket ortağı... Bu alandaki deneyimlerini partisi için kullanıyor. Adaylıktan önce olduğu gibi şimdilerde de CHP için çalışmaya devam ediyor. Ailesinin sorumluluğunu unutmuyor ama zamanının büyük bölümünü CHP için ayırıyor genç adam... Geçen hafta Adana'ya geldiğinde bir süre sohbet etme imkanı bulduğumuz Soner, ayakları yere basarak konuşuyor. Adana'daki dedikoduları hatırlattığımızda, sessizliğini bozmuyor ancak "Böyle işlerle uğraşma zamanı değil" dediğini anlıyoruz hemen... "Benim için aslolan CHP'dir. Önemli olan kentim ve ülkemin sorunlarının çözümüne ortak olmaktır" diyor arkasından... CHP'nin Adana'da o eski güzel günlerine kavuşacağına olan inancını dillendiriyor. Bize de gençlerin önünü açacaklarına yönelik söylemlerde bulunan parti yetkililerine seslenmek düşüyor. Sadece CHP içerisinde değil diğer partilerde de Soner Anafarta gibi isimlere söz hakkı verilmesi gerekiyor.
İşte o zaman 'büyük' siyasilerin samimi olduğuna inanacağız...
İyi haftalar...