Türkiye, demokratik rüştünü, iktidarı demokratik yöntemlerle değiştirerek ispat ettiğinde, vesayet iddiaları da, müdahale talepleri de geçersiz kalacak; Ülkeler Liginde küme atlayıp, “Kuruluş Hedefleri” doğrultusunda Uygarlık Liginde yerini alacak.
Bu dönüşüm, siyaset “esnafını” da siyaset adamları kategorisine dönüştürecektir.
“Siyasetten geçinenler” bir şekilde ve bu denetimsiz ortamda var oldukça “kötü paranın iyi parayı kovması” esasındaki “Gresham Kanunu” siyasette de geçerli olmakta; “kötü siyasetçi iyi siyasetçiyi kovar” şeklinde hükmünü icra etmekte;
Bu ise siyaset yoluyla çözüm bekleyenleri hüsrana uğratıp sisteme güveni sarsmakta…
Bilhassa sıkıntılı zamanlarda demokratik hayatın “sigortası” olan seçimlerin, iktidarı değiştirme gücüne sahip olması da, bir nev’i sistemin, demokrasinin sigortasıdır.
İyi olan “sigorta” çalışan sigortadır; gerektiğinde “atacak” ki yangın çıkmasın…
Gerçekten de eğer sistem, asıl amacı olan değişimi başaramıyorsa, seçim neye yapılır ki?
Bugün böyle bir seçim ortamındayız ve CHP, Lideri Sayın Kılıçdaroğlu, seçim kurumunun çözüm üretmesi için fedakârlık yapıyor;
Bazı itirazlara yol açsa da, adaylarda, listelerinde, seçim sonucunda beklenen değişimi sağlamak üzere ardında oy kümesi bulunan adaylara açılım yapmakta. Çünkü vaziyet “Söz konusu Vatan” vaziyeti; Gerisi ise teferruat!
Bu durumda gereken yapılmadıkça Türkiye, bugün maalesef seçimlerin demokratik bir iktidar değişimi vesilesi olması fırsatını yakalama noktasında çok ümit verici değil;
Bunda toplumdaki kamplaşmanın keskin olması ve sağ-sol seçmen kümeleri arasında geçişkenliğin pek olası görülmemesi rol oynuyor.
Bu hususta değerlendirme yapmak ve katkı koymak üzere herkese görev düşüyor;
Zira sağlıklı bir demokrasi muhakkak işleyen bir demokrasi olmalı;
Bunun göstergesi de halkın beğenmediği iktidarı oylarıyla değiştirmeye muktedir olduğunun kanıtlanması, kuşkusuz.
Demokrasiniz “gerçek” değilse, sizin “İleri” sıfatıyla pekiştirme çabalarınız işe yaramaz; Sizi “Kara Listeye” alıverirler.
Türk Demokrasisinin sorunu olan “Sağ-Sol Oylar” kamplaşması hakkında, Nihat GENÇ’in ODA TV’de geçenlerde neşredilen “İNAT OYLARI” başlıklı yazısı, bu hususta kafa yoranlarca muhakkak okunmalı; Seçmenin önce “Sistem ve Rejim” ortak paydasında mutabakatı muhakkak tesis edilmelidir ki demokrasi çözüm üreten niteliğe kavuşsun.
Elbette bütün bunlardan evvel de gereken, 12 Eylül ürünü Seçim ve Siyasi Partiler Yasalarının değiştirilmesi; Siyasetin düzenlenmesinde yasaların demokrasiye uyumunun sağlanması, değil mi?
-2.sayfa-
Başta Siyasetin Finansmanı, Parti içi demokrasiyi engelleyen akçeli suiistimaller ve sair sapma sonuçlarına yol açan çarpıklıkların, yaşanan onca deneyim ışığında çözüme kavuşturulması da ilk sıralarda yer alan “olmazsa olmazlardan.”
Kuşku yok ki bu işin ilk adımında gereken, Demokratik Düzeni bir yaşam ortamı sayanların, o ortamdan beslenenlere galip gelmesidir…
Türkiye ve Demokrasi denince samimi bir yurtseverlikle heyecanlananların, aşağıdaki satırları okuyunca tepkisiz kalmaları düşünülemez;
“OECD Mali Eylem Gücü (FATF,) Tanzanya ve Kenya gibi ülkeleri ‘Koyu GRİ Listeden’ çıkarırken, Türkiye ‘Koyu gri listede’ kaldı.”
Prof.Dr. Esfender Korkmaz, FATF’ın “Koyu Gri Listesi” için “ARAF’ta olmak gibi bir şeydir” diyor.
Bilgi için: Türkiye’nin de kurucu üyelerinden olduğu 34 üyeli OECD, dünya ticaretinin gelişmesine, finansal istikrarın sağlanmasına, gelişmekte olan ülkelerde halkın refah düzeyini artırmaya, işsizliğin azaltılmasına destek vermek amacıyla kurulmuş; Bu hedefleri için OECD ÜÇ İLKE benimsemiştir:
-Demokrasi,
-İnsan Haklarına saygı,
- Vatandaşların özgürlüğüne bağlılık.
OECD hedeflerini şeffaf ve işleyen bir piyasa vasıtasıyla gerçekleştirir. Yer altı ekonomisi ve kara para bu hedefleri engeller. Bunun için OECD bünyesinde faaliyet gösteren ve kara para aklama ile mücadele edilmesi için üye hükümetlerin kararları ile Mali Eylem Gücü (FATF) kurulmuştur.)2010 yılında Türkiye, terörün finansmanının önlenmesiyle ilgili bir eylem planı sunup, kanun tasarısı hazırlamıştı.
Kanunun yürürlüğe girmesinin gecikmesiyle yaşanan problemli dönemde Türkiye, “Gri Listeden” “Koyu Gri Listeye” alındı. Bu listede Etiyopya, Myanmar, Pakistan ve Tanzanya gibi ülkeler var.
Tayyip bey istediği kadar “Dünyanın 17. Büyük ekonomisiyiz” desin. Bu ülkelerle aynı “Koyu Gri” listede olmak, “Dünyanın 17. Büyük ekonomisi” olmakla öğünmeye engeldir, züldür.
“Koyu GRİ Liste” aslında OECD üyesi ülkelerin inebileceği en kötü listedir. Çünkü “Kara Listeye” sadece taraf (üye) olmayan ve FATF’ı muhatap kabul etmeyen ülkeler alınıyor.
Herhalde açık ki 17 Aralık ile açığa çıkan ve Tayyip beyin “Polis Devleti” önlemleri ile, Antidemokratik Yasalarla engel ve sansür peşinde olduğu gerçekler, Türkiye’nin kredisini düşürüyor; Ekonomide”Ülke Riskini” artırıyor.
Bütün bunlar sonuçta “Yaşam Kalitemizi” düşürmektedir. 
%3.sayfa..
-3.sayfa-
Bu izahat çerçevesinde okurlarım, muhakkaktır, “Gri Liste” gerçeğini ve de AKP İktidarının, 17 Aralık operasyonu ile açığa çıkan “Yolsuzluk ve Rüşvet” batağının demokrasimize nasıl engel ve darbe olduğu, daha iyi değerlendirilecektir.
Bu durumda ise, çözümün demokratik yöntemlerle gerçekleşmesinin gereği kadar; demokratik sistemin önündeki engellerden kurtulmanın ötelenemeyeceği de, eminim, zihinlerde berraklaşmaktadır.
O halde ilk adım, bu koşullarda dahi demokrasi ile 30 Mart’da bir işaret fişeği atılmalı…