Yukarıda ki söz geçen hafta sonu 28-29 Nisan günlerinde İstanbul'da düzenlenen Arap halklarının liderleri, gazetecileri, kanaat önderleri, akademisyenleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin sosyal demokrasiyi Türkiye'de yaşama geçiren Cumhuriyet Halk Partisi ile buluştuğu konferansta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında atıfta bulunduğu Ali Şeriati'nin sözleridir. Ey özgürlük!  Ben zulümden bıkkınım, esaretten bıkkınım."

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun Arap halklarının liderleriyle buluştuğu bu önemli konferansın baştan sona icraya geçmesi, görselliğin PR anlamında konsepte uygun olması ve konferansta her hangi bir aksaklığın yaşanmaması için konferansın Genel Koordinatörlüğünü başarıyla yapma gururunu hem de ''Adanalı genç bir siyasetçi'' olarak yaşamış bulunmaktayım. Konferansın açılışını Nobel Barış Ödülü sahibi Tevekkül Karman, CHP Genel Başkan'ı Kemal Kılıçdaroğlu ile beraber yaptı. Arap Baharı'nı konu alan konferansında konuşan Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun "Yüzünü güneşe çeviren, aydınlık geleceği gören Arap halklarının yanındayız. Cesur adımlarını destekliyoruz" mesajı değerliydi. Nobelli aktivist Tevekkül Karman'ın ise bu coğrafyada artık diktatörlüklere yer olmadığını söylediği sözleri konferansın en dikkat çeken demeci olarak gördüm. Konferansın en önemli özelliği bence farklı siyasi görüşlerin katılımıydı. Abdelfettah Moruou bunu kanıtlar bir konuşma yaptı; ''Farklı kıyafetler giyebiliriz ama hepimizin de isteği demokrasi ve özgürlükler''. Farklı simalar, farklı düşünceler hatta farklı kıyafetler olsa bile konuşulan tek şey demokrasi ve özgürlüklerdi.Konferansta Arap halklarının zulümden ve baskılardan bıkmış olduğu net gözüküyordu. Herkes özgürlük türküleri söylemek istediği çok açıktı. Bu gelinen nokta önemsenmeli. Çünkü Müslüman olan Arap halklarının özgürlük çığlıkları atması bizlere ders olmalı. Kimse bizi daha fazla şeriatla, baskı, dikta ile yönetin demiyor, bizi özgürleştirin, bizi demokrasi ile yaşatın demekte. Bu bir adım ama bu topraklarda büyük bir adım. Bu adımlara kendi adımıza hiçbir siyasi düşünceye kapılmaksızın insanlık ve hakları adına tarafsız destek olmalıyız. Nedeni ise, Türkiye'de de sadece protesto haklarını kullandıkları için öğrenciler tutuklu, farklı nedenlerle gazeteciler tutuklu, milletvekilleri tutuklu bu kişilerin aileleri perişan.Her geçen gün toplumsal baskı ülkemizde ağır şekilde hissediliyor.1 Mayıs yürüyüşleri bunun en net göstergesi. Neden mi? Çünkü geçtiğimiz bu 1 Mayısta her meslek grubundan insan gördük. Geçen dönemlerde sadece işçi ve memur görebildiğimiz 1 Mayısta şimdi işçisi, memuru, doktoru, hemşiresi, avukatı, öğrencisi, öğretmeni, sivil toplum kuruluşları hatta tiyatrocuları, sanatçıları, futbol takımı taraftarları bile destek verdi. Aranan bir birliktelik mi evet ama haksızlığa ve özgürlüğe de bir haykırış desek daha doğru bir cümle kurmuş oluruz. Arap Baharı'ndaki halkların özgürlük çığlıkları ile 1 Mayıs özgürlük çığlıkları bence aynı dilden. İnsanlığın topyekûn özgürlük dili. Bundan sonra ''Ya Her gün Arap Baharı'nda, 1 Mayısta toplumsal kenetlenme ile özgürlük diyeceğiz yâda bize ''sadece bir gün Arap Bahar'ı ve 1 Mayıs.''diyecekler.

Saygılarımla