Geçtiğimiz yılbaşında Adana İncirlik Üssü’ndeki 10. Tanker Üs Komutanlığı’nda bulunan camiye yılbaşı gecesi giren bazı ABD askerlerinin ahşap minberi yıkıp camları kırıp, hızlarını alamayıp Kur’an-ı Kerim-i yırttıkları gerçeğini cami müezzinine sorsalardı, o müezzin de gerçekleri söyleyecekti. Ancak böyle alçakça bir hadise, müezzine ve imama bile sorulmadan ve kamuoyuna duyurulmadan perde ardı edildi. Büyük bir infiale sebep olacak bu olayın kapatılması belki de milli ve manevi çıkarlarımız açısından ehven de olmuştur. Hükümetin bu tasarrufuna zinhar aykırı durarak, aksini ısrarla kaşımayı hakiki de bulmuyorum. Belki de bu konuda Sayın Başbakanın bir bildiği vardır. Zira bazen kabahatlerin kapatılmasında faydalar mülahaza edilebilir.
Bu nokta çok önemlidir. Yani, olan bir kabahatin kapatılmasından faydalar umulabilir belki. Ancak olmayan ve olduğu bile şüpheli bir durumu gerçek gibi gösterebilmek için, bir müezzinden dininin direğini kırmasının, bükmesinin istenmesi ve düpedüz yalan söylemesine zorlanması günahı kebirdir şüphesiz. Şimdi camide içki içilmesi konusunu geçen zaman içinde geldiği noktayı bir daha ele almakta fayda vardır. Çünkü Sayın başbakan bu vakıayı bir kere daha fazla anlatabilmek için ilave miting ve toplantılar bile tertip etmektedir.
Dolmabahçe Bezm-i Âlem Valide Sultan Camisi Müezzini Fuat Yıldırım Gezi eylemlerinde içki içenlere neden şahitlik yapmamış olabilir. Ya da hakikati söylemiş de, içki falan içilmemiş de mi olabilir? Kimdir bu müezzin Fuat Yıldırım?
Erzurum doğumlu olan ilkokuldan sonra tahsiline Kuran hafızlığı ile devam eden müezzin Fuat Yıldırım’ı anlatanlar onun son derece gayretli, mefkûreleri olan ve inançları doğrultusunda hareket etmekten milim sapma göstermeyecek bir karakterin sahibi olduğunu söylüyorlar. Dünyanın belki en şahane sahillerinden birinde yükselen bir İstanbul camisinin 24 yıllık hizmetlisidir müezzin Yıldırım. Meslektaşlarının imrendiği bu camide en muhkem şartlarla görev yapmaktadır. Muhit insanları ile akraba kadar yakınlık kurmuştur. Onun cemaati ve yöre insanları kadar şanslı topluluk da yoktur belki koca İstanbul’da. Sabahların sessizliği onun sabah ezanıyla ayrı bir güzelliğe bürünür. Onun sesinden ezanı dinlemek ve lahuti sesiyle Kuranı hissetmek ayrı bir zevk. Hele Cihangir’deyseniz, biraz da deniz sakin ve etrafta fırtına uğultusu yok ise, Fuat Yıldırım’ın okuduğu sabah ezanını dinlemek ayrı bir ayrıcalıktır.
Ancak muhitin sakinleri şimdi bu ayrıcalıktan yoksundur. O ses o minarelerden ve o şerefelerden belki de sonsuza dek İstanbulluları mahrum bırakacaktır. Çünkü müezzin Fuat Yıldırım, büyük ikbal kapılarının kendisine açılacak olmasına zerre miskal pirim vermeden, daha kötüsü gerçeğin hilafına yalan söylemediği takdirde, o görevden azade edileceği tehdidine boyun bükmeden, “Yukarda Allah var ve ben din adamıyım. Burada hiç kimse içki içmedi” demiştir.
Ey benim dinimin aziz temsilcisi, senin var ya senin, Allah’ına kurban olayım. Allah seni bu dünyada da, âlemi ukbâ’da da aziz kılsın. Seni belki bu coğrafyanın en ücra yerlerinden birine sürgün edebilirler. Ancak sen Yaradan’ının yolunda öylesine yükseldin ki, alçaktakilerin göndereceği her yer senin için iman ve inancın birer zirvesi olacaktır.