Dünkü gazetelere göre “Gezi Parkı Eylemleri” esnasındaki uygulamayı eleştiren CHP Milletvekilleri Süheyl Batum, Levent Gök ve Hüseyin Aygün hakkında Adana’da görevli bazı polisler “Hakaret davası” açmışlar. (DHA Haberi 03.07.13)
Hukuk Devletinde kişinin hak aramasından doğal bir şey olamayacağına göre, işin bu kısmına elbette sözümüz yok.
Ancak bir sorumuz var: CHP’li 3 Vekilden davacı polisler, Vekiller o sözleri, kendi fillerinden dolayı, kendilerine doğrudan yönelik söylenmediği açık iken, mensup oldukları kuruma yönelik sayıp üzerine alarak bu sözleri dava konusu yapan bu polisler, böylece CHP ve dolayısıyla bütün CHP’lilere karşı açıkça bir “Husumet” yaratıp “Taraf” olmuş durumdalar.
O davacı polislere soruyorum:
-Biliyor musunuz ki acaba o sözler hangi olayda, ne gibi davranışlar karşısında söylendi?
O durumda meslektaşlarınızın davranışlarını benimsiyor musunuz?
-O sözlerin sırf o olayda, olaya karışanlara yönelik sınırlı olmayıp tüm polisi hedeflediğine nasıl, neye dayanarak karar verdiniz? (Sayın Gök, maksadını aşan sözlerinden dolayı özür diledi, yanılmıyorsam.)
-Siz bu dava ile Hükümet karşıtı her tür muhalif gösteride “orantısız güç kullanıp” polisin masum yurttaşı” öldürmesi, kör etmesi vb.” taraftarı mısınız? Amacınız bu tür kanunsuz davranışlarınıza karşı muhtemel eleştirileri şimdiden önlemek, halk deyimi ile “baskın basanındır” mantığından hareket eder durumunda olduğunuzu düşünmediniz mi?
Polisin giydiği üniforma, yasalarla ona verilen, başta “ateşli/öldürücü etkili” silah ve zor kullanma yetkisi, kişiler ve olaylar karşısında kanun çerçevesinde ve mutlak “tarafsız” olarak görev yapmak üzere tanınan yasayla yetki ve imtiyazlardır.
Bireysel olarak “hasım” olup yargıda “dava” açan bu polislerin, görev yaparken, çok muhtemeldir karşılaşacakları CHP’lilere, tarafsız davranacaklarını kim, nasıl iddia edebilir? Elbette edemez.
Fazıl Say hakkındaki “reweet” davasının mahkumiyet kararını bozan üst mahkemenin belirttiği “kendisi İslam olan bir yargıç, dava konusu Islama hakaret olunca tarafsız olamaz” gerekçesini hatırlayalım: “Dini değerleri aşağıladığı gerekçesiyle 10 ay hapse çarptırılan Fazıl Say’ın mahkûmiyet kararını görüşen Üst mahkeme, Fazıl Say'ın yargılanmasının tekrarına karar verdi. Mahkeme,’Yargılamayı yapacak olan hâkimin İslam dinine mensup olması halinde davanın tarafı olacağı’ gibi bir sonuç doğduğuna" hükmetmişti.
Buna benzer onlarca örnek bulunup gösterilebilir.
Bizce yol yakınken bu polislerin halkla, CHP’lilerle yüzyüze gelecekleri, muhatap olacakları için görevlerden ayrılıp, AKP (Ya da Cemaat) saflarında yerlerini almaları gerekmektedir.
Çünkü o polislerin açtıkları dava nedeniyle CHP ile oluşan husumet karşısında, yarın Polis şiddetine maruz her CHP’li de çıkıp, “Bu polisler, CHP ile davalık olan meslekdaşları ile dayanışma duygusu içinde bana “hasmane” davrandı diyebileceklerdir.
Polis, Asker, Hakim vb. aslında bütün kamu görevlilerinin, görevlerinde halka karşı tarafsız olmaları, her türlü ön yargı ve husumetten arınmaları esastır, kuraldır.
Polis Devletindir, Milletindir.
Sinirine hakim olamayan, öfke kontrolü yapamayan, ona “kanunla verilmiş” yetkiyi aşarak “orantısız güç kullanan” polislerin görev yapması, halkın kolluk güçlerine karşı bakışında onarılmaz yaralar açar.
Şiddetin dozunu kaçırıp işkence yaptığına gelenekselleşen, “şahıs bana hücum etti, müdafaa halinde vurdum” savunmasını gerektirecek durumlar istemiyoruz.
Şimdi falanca partiyle davalı, filanca dernekle mahkemelik durumlar sorunu bu ülkeye yakışmıyor. “İleri demokrasi” iddiasını gülünçleştirecek, müracaat ve benzeri durumlarda, meslektaşlarına “dur” diyecek bir “Âkil” polis şefi yok mu?
Muhalefetin sindirilmesi için yasaların zorlanması; Evvelki günün manşeti “İstanbul Valisi CHP’li vekillerin gözlerinin yaşına bakmayın dedi” ve engelli Milletvekili Şafak Pavey’e reva görülenler; Ankara’daki, İstanbul’daki bazı olaylar için Adana’dan, hem de tüm polis örgütü/mensupları temsilen CHP Milletvekillerini dava eden polisler.
Sokaklarda huzur ve rahatı bozan binlerce olaya seyirci kalıp balkonunda “tava tencere çalan Muhalif Yurttaş”a Kabahatler Kanunu uygulanması;
Birleşince hiç iyi bir görüntü değil, kimse kızmasın, faşist diktaya giden yolda taşlar böyle döşenirmiş, henüz tarihi sansürleyemediklerinden, böyle yazıyor…
X X X
Esnafa eziyet etmeye hakkınız yok Sayın BŞB V.
Büyüksaat civarında, özellikle Yağcamii ile Büyüksaat arasındaki tarihi yapının odacıklarında, ekmek kavgası veren esnaf, sayenizde perişan Sayın Aldırmaz, biliyormusunuz?
Acaba sizi de, işyerinizi onaracağız diye, bir telafi edici ödeme yapmaksızın, bir süre açığa alsalar –tabii sözümüz tek geliri maaş olanlar için- buna sessizce boyun eğer miydiniz; Evde ekmek bekleyen evlad-u ayale rağmen, durumu sükûnetle kabul edebilir miydiniz?
Bakın, Alimünif Caddesi, onarım bahanesi ile –laf aramızda işin yüklenicisiyle kurum önde gidenlerinin karabeti var mı?- altı ayı aşkın trafiğe kapalı;
Sırf bu nedenle müşteri kaybı rekor düzeyde;
“Büyüksaat Esnafı” şimdi de, onarım bahanesiyle bir aylığına dükkanlarından çıkarılıyormuş.
Acaba bu esnafa gelir kaybına karşılık bir tazminat vermeden yaptığınız uygulama vicdanınızı sızlatmıyor mu?
Biliniz ki durum bu ise Adanalı size hiç hayır duası etmez;
İcraatın hukuki sonuçları ise bahsi diğer,
Ancak bilinmeli ki, sırf Büyüksaat Esnafı’nın ahı dahi, onları haksız yere mutazarrır edeni iflah etmez…