Pencereleri gökyüzüne bakan, üstü açık bir evde yıllardır yaşıyormuş gibiydim. Özgürlük geçmiş olan buralara hiç yabancı da değildim. Belli ki buraları koşulsuz sevmeliydim. Ara sokakları, sağlı sollu ağaçlarla dolu yolları, sonbaharın etkisinde kalmış yapraklarla bezeli kaldırımları hep tanıdıktı. Göremediğim lakin kendim gibi çok iyi bildiğim yüzlerin kolkola yürüdükleri alanlardı. Buralar beni kendimden alıp, geçmişte o tanışıklığın olduğu zamanda bir yere bırakmıştı. Yürüyordum, takribi 10 dakikalık mesafeyi yavaş adımlarla uzatıyordum. Yürüdükçe düşündüm, düşündükçe içimden o günlere görünmez bir şekilde daha sıkı bağlanıp gittim. Zamansız solmuş çiçekler, yıllanmış ağaçların gölgesinde. Her birine, her adımımda sessizce içten içe ağladım… 
Tadınıdıktı herşey, kor bir yürek ve bir o kadar sıcaktı. Adımlamıştı onlar ta eskilerden, tıpkı coşkun bir deniz gibi hak gözetmiş,  nefes almıştı. Buralar paylaşımı, aşkı dolu dolu yaşamıştı. Dört bir yanı sarsın diye aşk kokusu, durmadan dinlenmeden çabalamıştı. Keyfiyete göre atılan, üç kuruşa pazarlarda satılan, değişime uğrayıp tanımadık biçimlere bürünmüş günümüz duygularından çok ayrı bir aşktı. Küllenirdi zaman zaman, belki  de ateşi sönmüş gibi görünürdü. Kimi üzülür, kimi sevinirdi. Oysaki küçük bir esintiyle küller dağılır, sönmeyen ateş tekrardan belirirdi. 
Kaldığım misafirhanenin yıpranmış, yıllara meydan okuyan bir yanı vardı. Aslında eskilerden günümüze bir bakış açısının yansıması, bir anısıydı. Rahatlığının değerlendirme kısmından çok burası ele alınmalıydı. Bir çalışma masası, üstünde bir masa lambası gayet şıktı. Masa lambası ancak uzatma kablosuyla odada bir adet bulunan prize ulaştırılabilirdi. O prizde, küçük bir komidinin üstüne yerleştirilmiş 37 ekran televizyon içindi. Televizyon izlenecekse masa lambası açılamaz, masa lambası açıkken televizyon izlenemezdi. 
Günümüzde tutsağı olduğumuz teknolojik aletlerin, bu odada yeri pek yoktu. Kitap  bu odanın vazgeçilmez öğesi olduğunu gösteriyordu. Her odada tek kişilik iki yatak bulunuyordu ve kalınacak süre boyunca odanın tertibinden düzeninden kalacak kişi sorumluydu. Konaklamaların genelde bilimsel çalışmalar adına yapılması, beklentilerin abartıdan uzak mütevazi boyutta kalmasına neden olmuştu. Mütevazi, abartılmamış renklerinde sade bir yaşam tercih ettiğimdi. Tanıdık gelmesine sebep birazda buydu. Buralardan hem geçmişte hem günümüzde; başkaları içinde koşturup didinmiş, kendilerine hayran bıraktıkları sade bir yaşam sürmüş olan benimde sevdiklerim geçmişti. Buralar bana yabancı değildi. Yaşadıkları güne ve aşka bir şiirimle not düşmek isterim…
Aşkına Hayran
Bulutlar olmadan esaret
Özgürce uçmaya hasret
Bir kuş misali…
Titrek sesin
Sesinde gurbet.
Ağlamaklı gözlerin,
Gözlerinde hep şefkat…
Bir çıkmazdı aşkın
Hiç bıkmadın.
Aşkına hayran,
Aşkına hayret… Kenan DOĞAN