Ağustos ayında sadece yeni Çankaya sakini belirlenmeyecek;
Tayyip bey başarırsa, Cumhuriyetin “Değiştirilmesi teklif dahi edilemez” temel niteliklerinin değişiminin önü de açılacak.
Bunun Milli Menfaatlere uyumu, demokrasiye nispetinin takdiri size kalmış.
Ama yeri gelince –ve haklı olarak- “Cumhuriyetin kurucu Siyasal Kurum” vurgusu yapılan kurucusu Atatürk olan CHP, Atatürk’ün eseri Cumhuriyetimizin “Kurucu felsefesi/temel esasları söz konusu ise, büyük sorumluluk altındadır.
CHP oyları cumhurbaşkanını tek başına seçmeye yetmiyor.
Akılcı olursak, CHP ye düşen görev MHP ile ortak çözüm aramaktır.
En azından göstereceği aday, MHP’nin de kabul edebileceği bir kişi olmalıdır.
Kim ne derse desin, “CHP Tabanı”, özellikle “Çelik Çekirdek”, “Söz konusu Vatan ise gerisi teferruat” vecizesinin bilincinde; Gerekirse sandıkta o bilinçle davranıyor.
Bunun çarpıcı örneklerini en son 30 Mart seçimlerinde gördük.
Ancak CHP Merkezi, 30 Mart’ın -bize göre başarısızlık olan- sonuçlarını değerlendirip, gereken yerlerde hamlede eksik kaldı.
İlki 4 ay sonra olarak, 2015 Haziran’ına kadar halkın önüne gelecek 2 sandıkta, başarı için neşter atılmadı.
Öte yandan, kim ne derse desin, CHP Türkiye’ye demokrasiyi getiren partidir.
Bu gerçek, CHP Üyeleri için bir demokrasi madalyası, bir şereftir.
Ve fakat CHP’nin “Demokrasi misyonu” bağlamında yeni görevi: Parti içi demokrasi açılımı yapmaktır.
Ne yazık şimdi hiçbir partimizde “parti içi demokrasi” yok.
CHP bu konuda da “Öncü” olmalı;
AKP hiç ümit vermiyor. MHP ve diğerlerinde de yapısal nedenlerle pek olanaklı değil.
Elbette “Özeleştiri” ve “Yaptırımı” olan, aşağıdan yukarıya/yukarıdan aşağı karşılıklı işleyen bir rapor ve denetim sistemi” demokrasi açılımının bir parçası olup; Bu Türk Demokrasisinin eksiği, ihtiyacıdır.
Kendi iç işleyişinde demokratik olamayan; Üstelik siyasetin finansmanının şeffaf olmadığı bir ülkede, demokrasi sağlıklı olur mu?
Demokrasi kendi haline bırakılırsa, olması gereken hızda gelişebilir mi?
Yeri geldi, söz ettiğim hususla ilgisi çok bir yazıyı paylaşayım:
29.04 SALI günü HÜRRİYET’te Yalçın BAYER’in köşesinde Mersin’den düşündüren bir okur mektubu yer aldı. Mektupta 30 Mart’ta seçilen Mersin BŞB Başkanı Sayın Kocamaz’ın devraldığı Belediyenin, 55 BANKAMATİKÇİSİ söz konusu edilmiş;
11’inin CHP İl Yönetiminden oldukları iddia edilen Bankamatikçilerin her ay –fazla mesailerle- 8000-9000 lira aldığ iddialar arasında idi.
HÜRRİYET’te yayınlanıp alenileşen bu ithamlar için ilgili taraflar, herhalde en kısa zamanda kamuoyuna açıklama yaparlar.
Bizi ilgilendiren şudur: 30 Mart’ta “CHP, BÜTÜNŞEHİR Yasasıyla eklenen yeni seçmenleri dikkate alıp Mersin adayını değiştirilmeli” tavsiyelerine Genel Merkezin kulak tıkamasında, Yerel Örgütün etkisi oldu mu? Bu 11 kişi o konuda söz söyledi mi? Bu konuda son söyleyeceğimiz, CHP, 21. yüzyılda, yine bir öncülük yapmalı;
Gerek parti içi demokrasi gerekse siyasetin finansmanı/şeffaflık bağlamında ilk adımı atıp, Türk Demokrasisine hizmet etmelidir.
Bu sadece CHP için değil genelde siyasetin sağlığı bakımından da bir zorunluluktur.
Konumuza dönersek, Çankaya Köşkü, Atatürk’ün makamı söz konusu;
CHP, AKP’nin % 43 oyuna karşı orta yerde % 57 seçmen yok gibi davranamaz.
Bile bile lades tavrıyla, AKP adayına Çankaya’yı mücadelesiz sunma manasında yanlışlar, kabul edilemez.
CHP’nin kendi adayını belirleyerek, diğer partilerle işbirliğini reddetmesi Tayyip Erdoğan’a yarar.
CHP, “Partili Aday” ve/veya “CHP’nin adayı” diye diğer partilerle, bilhassa MHP ile işbirliği aramadan; Sayın Deniz BAYKAL’ı da aklına getirmeden bir adım atarsa, bu bir fahiş hata olur.
Durum “Sıfır hata” gerektiren bir vaziyettir…