AKP bütün yoğun ve tek taraflı propagandasına karşın 11 yıllık iktidarında, kendisinden evvelki Cumhuriyet Hükümetlerinin gerçekleştirdiği “Büyüme” ortalamasını aşamadı.

AKP döneminde Büyüme Hızı Ortalaması % 4.5;
Oysa Demirel, 1965-71 arasında 5 7 Büyümeyi % 7 enflasyon ile başarmıştı.

Tabii aradaki asıl fark; Adalet Partisinde o büyüme, Demirel’in deyimi ile “Eserlere eserler katılarak”; Türkiye’nin alt yapısı tamamlanıp, köy kente; Kent dış dünyaya açılmak suretiyle başarıldı.

Yoksa öyle 6 kere gidip 7 kez gelmek; Zincirbozanlar’dan, Hamzakoy’lardan sonra Çankaya’ya çıkmak kime nasip olur ki?

Yani Demirel, BABA lakabını, engin hoşgörüsü, demokrasiye inancını yitirmeden, “Bitli Yorgan” denilebilecek yapılarda “ÇOK SESLİ”/DEMOKRAT Türkiye idealini soldurmadan yaptıklarıyla, ezcümle Millete AŞ, İŞ ve HİZMET, Sosyal Adalet ilkeleri dışına taşmadan verilerek hakkıyla aldı.

Şimdi ise 11 yılda yapılan: a) Cumhuriyetin ekonomik birikimleri satılarak;

b) Üretimde kendi hammaddemize dayalı üretim yerine Yabancı ham ve ara malına dayalı “Fasonculukla” yetinilip; c) “Üretim ve İstihdam” yerine “Ticaret” esaslı ve ne var ki Bankalar, Büyük Firmalar hep YABANCI SERMAYE malı; “Artık Değer”de aslan payı Yabancının; Bize kalan sadece IRGATLIK Bedeli…

Bir de “Kendi zenginini yaratma” uğruna Devlette en gerekli DENETİM feda olunduğundan; Devlet İçinde Devlet olgusu birden çok ve birbirini takip ve hatta tehdit edercesine gelişmiş, görmüyor muyuz?

Bırakın bizi, önemli olan bunun dünyaca görülmesi; Üzerimize olumsuz algının, silinmemecesine yapışıp kalmasıdır.

AKP öncesinde, özellikle 1980 Faşist darbesinden evvel Türkiye “Tarımsal/Gıda üretiminde, Dünyadaki “Kendi kendine yeten” 7 ülkeden idi.

Şimdi SAMANI dahi ithal ediyoruz.

Son YOLSUZLUK operasyonu gösterdi ki maalesef “Mafyozi” denilebilecek” ilişkiler yumağı içinde, devlet ticari faaliyetine “HAYALİ İHRACAT” bulaşmış iddiaları; KARA PARA AKLAMAK işine önde giden bir DEVLET BANKAMIZA ilişkin, ABD’de “Önlem girişimleri” hepsi üzücü, düşündürücü.

Durum, çok saklanamadan, apaçık çıkıyor meydana!

Maalesef son gelişmelerle bir kez daha doğrulandı ki “Güneş Balçıkla Sıvanamıyormuş”, “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” çok manalı bir atasözü.

Bakın uluslar arası endekslere göre Türkiye Demokrasi ve Yolsuzluk liglerinde nerelerde?

Uluslararası Şeffaflık Örgütü isimli araştırma şirketi, 1995 yılından beri  “Yolsuzluk Algısı Endeksi” hesaplamakta ve rapor olarak yayınlanmaktadır.

176 ülkeyi kapsayan son rapor 2012 yılında yayımlandı. En temiz üç ülke 0.9 puanla Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda, en yüksek derecede yolsuz üç ülke ise 0.8 puanla Afganistan, Kuzey Kore ve Somali’dir. 
Türkiye bu endekste orta sıraların daha altında, 3.2 olan yolsuzluk algısı endeks puanı ile kırmızı çizginin üstüne çıkamamış.
“Dünya Yolsuzluk Haritası” ise “Özgürlükler Evi” (Freedom house) isimli bir Uluslar arası Örgüt tarafından hazırlanıyor. Haritada bütün dünya ülkelerine basın özgürlüğü konusunda karne notu veriliyor.

Basın özgürlüğü konusunda  çok kötü durumda olanlar siyah, Zor durumda olanlar kırmızı.

Gözle görülür sorunları olanlar turuncu, memnuniyet verici durumda olan ülkeler sarı, iyi durumda olanlarsa beyaz renge boyanmış. Bu haritaya göre Türkiye ve Rusya kırmızıya bayanmış yani basın özgürlüğü konusunda kötü durumda.

Türkiye yayınlanan endekste geçen yılki 117. sıradan 3 basamak gerileyip indiği 120. sırada;

10 puanın sıfır yolsuzluk, en temiz ülke olarak alındığı yolsuzluk endeksinde, özgür olmayan ve yarı özgür ülkelerde yolsuzluk puanı beşin altında kalıyor. 
Çarpıcı örnek: Özgür Güney Kore’nin yolsuzluk puanı 5.6; ortanın üstünde; Ama özgür olmayan Kuzey Kore’nin yolsuzluk puanı en son sırada ve 0.8… 
Ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile yolsuzluk arasında da ters bir ilişki var. Fert başına gelir düzeyi yüksek olan ülkelerde, Yolsuzluk Algı Endeks Puanları 7’nin üstünde. Kuveyt ve Suudi Arabistan istisna teşkil ediyor. Bu ülkelerde fert başına ortalama gelir yüksek olduğu halde, demokrasi ve özgürlük yoktur. Yolsuzluk Algı Endeksi her ikisinde de 4.4’tür.

İşte acı gerçek bu.

Yani özgürlük ve demokrasinin olduğu ülkelerde yolsuzluklar daha az, daha temiz, tersine özgür olmayan veya yarı özgür ülkelerde yolsuzluk daha çok.

Ülkemiz Tayyip bey istediği kadar bağırsın, Özgürlükler Liginde de Yolsuzluklar Liginde de “Küme Düşmek Üzere”

Halkımız yolsuzluğu görüyor, yoksulluğu yaşıyor;
Çaresini de biliyor: Sandıkta, önüne doyurucu seçenek görürse, kendi göbeğini kendi kesecek; Bu iktidarı sandıkta değiştirecek;

Çünkü YOLSUZLUK ve YOKSULLUK İktidarı bitirir; Bizimki de “UZATMALARI” oynuyor. Çünkü maalesef, ikisi de bizde var;
Ya yok olduğundan yakınılan “Halka ümit veren”, “Seçim kazanma şansı yüksek” bir muhalefet.

Sayın Kılıçdaroğlu, bu eksiği tamamlamanın çabasında;
O’na destek gerek…