Ege Kızık’ın yazdığı, Levent Aras’ın yönettiği  “Ortak Cinayetin Suç Duyurusu”, Adana Devlet Tiyatrosu'nda sürüyor. Savaş, terör, barış olgusunu inceleyen, tarafların iç çelişkilerini, kişisel ve toplumsal travmalarını yansıtan oyun, başarıyla sahneleniyor. Kuşkusuz oyundan farklı çıkarımlar söz konusu. Tarihsel derinliği ve geleceğe ilişkin beklentileri de sorgulayan oyun tarafların açmazlarını da yansıtıyor.

‘Ortak Cinayetin Suç Duyurusu’ oyununun yazarı Ege Kızık,  şu görüşlere yer veriyor.

“İnsanlığın varoluşundan bu yana her coğrafyanın yaşadığı “gerçekliktir” savaş ve barış…

Çoğu zaman savaşı başlatanın ve savaşanların ilkeleri, motivasyonları, farkındalıkları ayrı olur.

Kayıtsız kalamayız bu gerçeğe…

Her gün dünyanın herhangi bir yerinde insanların birbirini “bir şeyler uğruna” katlettiğine tanık oluruz.  Bu acımasızlık düşüncelerimizi, ruhumuzu yaralıyor.

Bitirmek isteriz vahşeti.

Düzeni değiştirmek isteriz ama birilerinin çıkarları, her zaman barışın egemen olduğu farklı bir dünya hayalimize gölge düşürür…

Pes etmek değil elbette çözüm.

Daha çok, daha yüksek sesle bağırmak, birleşmek ve karşı çıkmak gerekiyor.

Doğru, dürüst, ilkeli yaşamayı, ortak çıkar haline getirmek gerekiyor…

Bu düşüncelerim ışığında yazmak istedim.

Başlangıç noktası gerekliydi.

Burada desteği sevgili babam Serdar Kızık verdi. Yıllar önce yazdığı şiirleri,  tozlu çekmecelerden çıkarıp, önüme serdi.

Birlikte okurken bir satır dikkatimi çekti; Ortak cinayetin suç duyurusu…

Başlamaktan daha fazlasıydı benim için.

Babamın geçmişinden bana taşıdığı bu cümle, derin bir  anlam içeriyordu bence.

Tabipler "Can" Kurtarıyor, "Kültür-Sanat"ı da Aksatmıyor Tabipler "Can" Kurtarıyor, "Kültür-Sanat"ı da Aksatmıyor

Geriye yazmak kalmıştı sadece…

Oyunu yazarken çıkış noktam, savaşın karşıt taraflarını ve tarafsız gözükenlerini, tek mekanda bir araya getirmek, onların çelişkilerini yansıtmaktı.

Bu tarafların temsil ettiklerini, kaybetmek ve kazanmak kavramlaranın o süreçte anlamsızlaştığının altını çizmek istedim.

Acıların, yıkımların, mağduriyetlerin hatta vahşetin evrenselliği, oyunu istenilen atmosfere taşıma olanağını da beraberinde getirdi…

Savaş, her coğrafyanın ortağı, sorunu ve acısıdır çünkü.

Günümüzde de hala farklı gerekçelerle savaşlara tanık oluyoruz, hatta bazılarını yakından yaşıyoruz.

Öyle ki egemenler savaşmak için, kendilerine düşman yaratıyor.

Yaratmakla kalmıyor, düşmanlaştıklarını besliyor.

Savaşanların kendileri ve karşıtları aynı kaynaktan çıkıyor dolayısıyla.

Savaş isteyenler ve karşıtlarının ortaklığını görüyoruz, kendilerine özgü farklı gerekçelerle.

Küresel egemenlerin savaşlara ihtiyacı var çünkü.

Silah satışıyla, canların yitip gitmesiyle, kanla, ölümlerle besleniyorlar, sermayelerini büyütüyorlar.

Savaş, evrensel ve güncelliğini ne yazık ki yitirmeyen, insanlığa dayatılan bir gerçek gibi bizlere sunuluyor…

Egemenlerin, dünyayı şimdilik yöneten sömürgenlerin, bu dayatmasıyla karşı karşıyayız.

Barışın tamamen egemen olduğu, hayallerimizden daha güzel bir dünyada, savaşsız ve sömürüsüz yaşamak dileğiyle.

Dün olmadı, bugün de.

Ancak insanlık, tarihsel birikimiyle, gün gelecek savaşların sonuçsuz, gereksiz, yıkımlara yol açtığını kavrayacak.

Bir gün elbet olacak, savaşların, savaştıranların gerçeği çözülecek…”

OYUNUN KONUSU

Bir komutan, bir gazeteci ve direnişin lideri askeri bir üste bir araya gelir. Komutan ve direnişin lideri savaşın devam etmesini isterken, fotoğrafçıdan mesleğine dair hayati bir yardım isterler. Ancak fotoğrafçı bunu yapmakla yapmamak arasında kalır. Savaşın gidişatı neredeyse onun ellerindedir artık. Barış, savaş ve medyadan oluşan bu üçlü, toplumsal bir sorgulamayı da beraberinde getirecektir