“İki dil” talebi ülkemizin gündemindeki önemli konulardan birisi; özellikle güneydoğu yöremizde bu amacı sağlamak üzere huzur bozucu olayları tırmandıran odaklanmalar herkesin malumudur.
Türk Anayasal Sisteminin bu konuda engel yapısı dikkate alınmadan, adeta meseleyi tırmandırmak üzere isteklerinde ısrarlı olanlar yanında, güya suret-i haktan görünüp aslında bu konu üzerinden Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin esas nizamını alt üst etmeyi körükleyenler de bilinmektedir.
İşte böylesine karmaşık ve çok yönlü meselelerde evrensel uygulamalar, emsal durumlar için konulmuş kurallar ile yasal düzenlemelerin yorumu anlamındaki uluslar arası içtihatlar her zaman tansiyonu düşürmekte çok faydalı olurlar.
Güzel tesadüf, bu konuda da böyle bir gelişme oldu. Ortada birkaç ay önce oluşmuş ve Türkiye’ye pek yansıyıp tartışılmamış bir AİHM kararı var. Örnek, Fransa’dan, Fransa’nın özerkliğe sahip parçası Fransız Polinezyası’ndan geliyor.
Fransız Polinezyası, en büyüğü Fransız ressam Gaugin’in tablolarına konu Tahiti olan Pasifik Okyanusu’nda bir adalar topluluğu; siyasi olarak Fransa’ya bağlı özerk yönetim. Yerel konularda yasama yetkisine sahip bir parlamentosu da bulunuyor.
Bu özerk meclise 2003 ve 2005 de, iki dönem seçilmiş Bayan Sabrina Birk-Levy,
Fransız Danıştay’ına başvurarak, 2005’teki bir kararın düzeltilmesini istemiş. Bu karar, Polinezya’daki Fransa Yüksek Temsilcisi’nin başvurusu üzerine, özerk yerel mecliste hitap ve konuşma dilinin devletin resmi dili olan Fransızca olarak saptanmasını öngörüyormuş.
Bayan Birk-Levy Tahitililerin günlük hayatlarında “Tahitice” kullandıklarını, yerel meclisin Polinezyalı üyelerinin 1945’teki kuruluşundan bu yana Tahitice konuşmalarının vaki olduğundan bahisle, bu kararın düzeltilmesini istemiş. Fransız Danıştay’ı 29 Mart 2006’da parlamento ve kamu hizmetleri Fransızca görülecek kararında ısrar etmiş. Birk-Levy bunun üzerine 28 Eylül 2006’da AİHM’ye başvurmuş. AİHM bu talebi 6 Ekim 2010’da yayımladığı 727 numaralı kararla reddetmiş. AİHM’nin ret kararında şu ifadeler yer alıyor:
“Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ‘dil özgürlüğünün’ meclisteki seçilmiş temsilcilerin hitap ve oylamalarda kendi tercih ettikleri dili kullanmalarının teminatı olmadığını tekrar eder. 
Kendi kurumsal sisteminin aksamadan işlemesini sağlamak her devletin tartışmasız meşru çıkarıdır. Bununla birlikte, her ülke parlamentosunun kendi tarihi ve siyasi mülahazalarıyla belirlenen çalışma dili üzerine tutum oluşturmak mahkemenin işi değildir. 
Fransız Polinezyası, anayasanın 74’üncü maddesine göre denizaşırı topluluk olarak belli bir özerkliğe sahip olsa ve kendi bölgesini ilgilendiren yasalar kabul etme yetkisine sahip yasama meclisine sahip olsa da Danıştay’ın kararlarına tabidir. 
Fransız Polinezyası’na özerklik tanıyan (2004 tarihli) Kuruluş Akti, Tahiti dilini kültürel kimliğin temel unsurlarından biri saysa da Fransızcayı resmi dil olarak kabul etmiş ve kullanımını kamu hukuku ve özel hukuk alanlarında, kamu hizmeti sunum ve kamu hizmeti alanların idari makamlar ve kamu hizmeti ile işlerinde zorunlu kılmıştır.”
AİHM’nin Polinezya parlamentodaki (özel sohbetler değil) resmi işlerde ana dil
kullanımı üzerine başvurusunu ret gerekçeleri bunlar. Devletlere kendi sistemlerini aksamadan yürütecek dili seçme hakkı, kayıtsız tanıyor; Bu insan hakları kavramının dışında tutuluyor. Öte yandan, devlet bu kararı değiştirdiği anda, diyelim anayasasını ona göre düzenlediği anda, Avrupa hukuku açısından artık o geçerli sayılıyor. Yani önemli olan devletin siyasi iradesi…