AKP Anayasasının kabulünden sonraki ilk değerlendirmelerinde “Yeni Anayasa” talimatı vermeyi ihmal etmeyen RTE, anlaşılıyor ki kendisi için en uygun mevki olarak “Başkanlık” istiyor.
O Başkanlık sistemi ki, uygulandığı ülkelerin tümüne yakın çoğunda “Federatif Devlet” yapısı vardır; En birinci örnek de ABD.
Federasyon denildiği zaman ilk çağrıştırdığı, doğallıkla “Bölgesel Özerklik” değil mi? Federatif Düzenin yapı taşları “Federe Devletler” –biz ABD’dekileri “Eyalet” diye biliriz ama İngilizcesi “State” (devlet)- onlar her şeyleriyle merkezden bağımsız yapılarıyla öne çıkarlar. Böyle bir düzen ise ülkemizde güney doğuda etkin siyasi akımın talebidir, malum!
Dünkü yazımızda AKP İktidarının çözmesi en zor denkleminin, birbiriyle “özerklik” talebi karşısında ayrışan iki farklı kitlenin ortaklaşa desteği olduğuna değinirken kastımız da bu idi.
Bu yazımızın yayınlandığı gün 20 Eylül’e üç gün kalmış olacak. Anımsanacağı üzere 20 Eylül referandum öncesinde bölücü terör örgütünün ilan ettiği “tek taraflı ateşkes” manasındaki “Eylemsizlik” kararının süresinin biteceği gün oluyor. BDP, “Boykot” uygulanmasına çalıştığı illerde ortalama % 50 oranda başarı elde ettiğinden kendisini o yöreler adına öne sürdüğü taleplerinde ısrarcı olmakta hak sahibi görecek; İşe “Demokratik Özerklik” için somut kazanımlar için müzakereyle başlamak isteyecektir. AKP’yi “Sivil İtaatsizlik” ile zorlamaya başladılar bile.
Zaten evetçisi-hayırcısı herkes bir yeni anayasa isteğinde birleşince, görülen o ki seçimden önce veya sonra yeni anayasa çalışmalarına başlanacak. İşte o zaman kaçınılmaz olarak “Başkanlık sistemi” ve “Federatif bir yapı” da gündemin başına oturacak; BDP’nin talebi olan “Demokratik Özerklik” böylece resmen değerlendirmeye alınacaktır.
Referandum sonuçlarına göre AKP’nin istediği EVET oyunu tercihle “MHP tabanını kaybetti” değerlendirmelerine yol açan, özellikle “İç Anadolu Hilali” denilen bölge ve Karadeniz bölgesindeki MHP seçmeninin, EVET’e kayarken, kendilerince kutsal “kırmızı çizgileri” Üniter Ulus Devletten vaz geçip geçmedikleri de böylece test edilmiş olacaktır.
 20 Eylül ertesinde “Eylemsizlik” kararının devamının, referandum öncesinde iddia edilen, “bölücü terör örgütü elebaşısına söz verildi” söyleminin teyidi sayılabileceği gibi, federatif devlet yapısının öngörüldüğü bir yeni anayasanın da o yöndeki spekülasyonlara kuvvet ve hız kazandıracağı tabiidir.
Esasında sırf Devletimizin “Değiştirilmesi teklif bile edilemez” vasıflarından olan “Üniter-Ulus Devlet” ilkesinin resmen ve fiilen ortadan kaldırılması dahi, toplumda şiddetle karşı çıkılması beklenecek bir durumdur. O yönde gerçek bir “Toplumsal Uzlaşma” sağlayıp “Toplumsal Mukavele” olan Anayasa gerçekleştirmek, 12 Eylül’de EVET almak kadar kolay olmaz!
Buna ilave, “Federasyon” çalışmasının, yukarıda değindiğimiz yönde bir isteğin kabulü karşılığı gerçekleştirilmesi şeklindeki resmin, toplumun kendini “Milliyetçi Muhafazakar” diye tanımlayan, şimdiye dek MHP’ye oy veren seçmenler nezdinde uyandıracağı tepki, 12 Eylüldeki EVET oylarıyla dizginlenir demek de hiç gerçekçi değildir.
12 Eylül referandum sonuçlarına göre Türkiye haritasında “EVET”, “HAYIR” ve “BOYKOT” tercihinde bloklaşan/kutuplaşan, adeta üçe ayrılmış Ülke gerçeği karşısında Üniter Devlet yapısından vazgeçmek, çok sakıncalı bir tercihtir, üzerinde çok düşünmeli!
Bütün bunlarla birlikte, bir de seçime kadar geçecek sürede yoğunlaşarak etkili olacak “hayatın acı gerçekleri” bağlamında Aş ve İş meselesinin, seçmen tercihlerinde, dolayısıyla TBMM sandalye dağılımda önemli rolünü hesap dışı tutamayız. Bu durumda yeni anayasa yapılsa bile başkanlık ve federasyon gibi konuların yeni meclise kalmasında fayda var.
Sonuçta şimdiden görülen o ki bazı değerlendirmelere nazaran “Modern Padişahlık” da denilebilecek “Başkanlık” yetkileri, Tayyip Erdoğan için kolaylıkla gerçekleşecek gibi görünmüyor;
En zorlu engel de Başkanlık için adeta kaçınılmaz olan Federasyon düzeninin bizzat AKP seçmeninin önemli bir kısmı için tabu olması.
Bu durumda en uygunu % 58’in cazibesiyle zafer sarhoşu olmadan, % 42 ile mutabakat aramak, olmazları oldurmaya uğraşacağına, olabileceklerle yetinmektir…