AKP İktidarının ekonomide temel yanlışı, yerli sanayi ve tarımımıza dayanan, istihdam ve üretim yaratan yaklaşımı terk etmesidir.

Öz kaynakları, Ulusal Potansiyeli esas alan, İŞ ve AŞ üreten REEL EKONOMİ denilen temele bina edilmeyen bir ekonomide büyüme, olsa bile, giderek BALON’a dönüştüğü ve kriz yarattığı bilinmeyen şey değil.

Hep bir GİZLİ GÜNDEM kuşkusunu dile getirdiğimiz AKP, iktidarını kurgulayıp sahneye sürenlerin yüklediği misyonu gerçekleştirirken, kendi zenginini yaratmayı da ihmal etmedi.

AKP, siyasal iktidarını ekonomik iktidarla pekiştirmek üzere tercih ettiği yolda kısa sürede sonuç almak üzere, Cumhuriyetin ekonomik birikimlerini sattı; Kaynak olarak kullandı;
Yetmeyince, “Bastırılmış kur-Yüksek Faiz” uygulamasıyla “Sıcak Para” cennetine çevirdiği Türkiye’de, ekonomik çarkı borç ve “Alinin külahını Veliye” mantığıyla çevirir oldu.

“Sıcak Parayı” çekebilmek uğruna “Aşırı değerli TL” ve dünyanın en yüksek faizi, rekabet olanaklarını daralttığı reel ekonomiye olumsuzluk yarattığından, Türk Ekonomisi, giderek üretim ve istihdam yaratmaz, Türk Pazarı “Yabancı Cenneti” oldu; İhracat ise İthal “ara malı ve ithal hammadde esaslı hale geldi.

“Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu” vesilesiyle adeta “Mafyozi” yöntemlerle sağlanan kaynaklar ve imkanlar uğruna tevessül olunanlarda “Hayali İhracatta var” telaffuzu, geçen dönem verilerinin, pek övünülen büyüme rakamları ve kırıldığı iddia edilen rekorların, yeniden değerlendirilecek performans rakamları çerçevesinde revizesi lüzumunu ortaya koymaktadır.

Ekonomide gerçekte “İstikrar” sağlanmadığı, kırılganlığın had derecede olduğunu son iki ayda görmedik mi?

Şimdi “AKP Koalisyonu” çatırdayarak bölünüyor;
İçteki ortak “Cemaat” ile ayrılış kavgalı, tahripkar cereyan ediyor.

Dış Destek manasındaki “Gizli Ortak(lar)” da uzaklaşıyorlar; Hatta onların desteklerini, GEZİ Olaylarından beri çektikleri söylenebilir.

Bu ortamda ekonomide de makyaj dökülüp gerçekler meydana çıkmakta.

Bugün gelinen durumda gerçekleri görüp ona göre durumu kıymetlendirmezsek, kendimizi aldatmaktan öte gidemeyiz.

O nedenle ekonomide “Türk’ün Türk’e Propagandası” yöntemi bırakılmalı; Soğukkanlı bir durum değerlendirilmesi yapılmalıdır.

Zaten rakamlar, tablolar o kadar açık ki, EKONOMİDE HALKIN GETİRİLDİĞİ PERİŞANLIK vaziyeti “zırva tevil götürmez” durumundan farksızdır.

Mesela sırf şu tablo dahi başlı başına ve yeterince anlamlı, değil mi?

“ 2002-2013 FİYAT MUKAYESELERİ

VERİ 2002 2013

1 LİTRE Benzin 1.48 TL 5.02 TL

1 ABD Doları 1.62 TL 2.15 TL

1 Kg Ekmek 1.00 TL 2.85 TL

1 Kg Et 4.00 TL 23.00 TL

DIŞ BORÇ 265 Milyar TL 717 Milyar TL

KOMŞULAR DOST DÜŞMAN “

Bu bir “Ekonomik Başarı” tablosu olmadığı gibi son satırdaki acı gerçek te Siyasi ve Diplomatik İflasın resmidir.

AKP İktidarının Türk Ekonomisini getirdiği durum için dış değerlendirmeler de yeterince alarm veriyor:

Mesela The Economist dergisinin son sayısındaki değerlendirmede, Türkiye’de Aralık sonunda başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının “Türkiye’de işlerin kontrolden çıkmaya başladığı” kanısını doğurduğu belirtiliyor. Değerlendirmede, Başbakan Tayyip Erdoğan eleştirilerek, ekonominin ancak “dersini almış bir Başbakan” tarafından rayına oturtulabileceği ifade ediliyor.

Ayrıca, Türk ekonomisinin son yıllarda sanayi yatırımıyla değil, borca dayalı tüketim ve emlak yatırımlarıyla büyüdüğünün altı çiziliyor.

Değerlendirme Kuruluşu MOODY’S’in raporundaki değerlendirme de yeterince anlaşılır şekilde:Türkiye’de politik risklerin azalması (bile) daha yüksek kredi notu için tek başına yeterli olmazdiyerek eklemiş: “Diğer kredi değerlerinin de iyileştirme göstermesi gerek” Devamında da söylenen şu:“ Türkiye’de kamu maliyesindeki iyileşmenin terse dönmesi veya sermaye çıkışı, ‘NOT’a olumsuz yansır.”

Sonuç olarak açık olan şu:

1)​ Ekonomik krizden çıkış için tercihler değişmelidir.

2)​ AKP İktidarının bu tercihlerini değiştiremeyeceği ortada olduğundan, değişiklik, Türk Halkı tarafından sandıkta, iktidarı değiştirmek suretiyle yapılmalıdır.