Bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. Bir kez daha umutlarımı yitirdim. Düşlerim gerçekleşmedi bir kez daha... Olmadı... Yeniden aramıza dönemedi. Kalbi, yorgun bedenine dayanamadı. Mücadele adamı, devrimci, yiğit insan yitip gitti aramızdan.
Hayallerini, öfkesini, sevdiklerini ardında bıraktı. Mustafa abim, gümüşüm bir çırpıda kahretti... Kelimeler boğazıma düğümlendi. Lal oldum. Kasım 24'te Mustafa abimde kaldı aklım...
***
İki yıl önce, Aralık'ın 3'üydü... Babamız Seyit Ali Akgül hayatını kaybetmişti. Duygularım sorulmuştu. Ne diyebilirdim ki... Her ölüm erken değil miydi! Şimdi de öyle olmadı mı? 49'unda göçmek varmıydı be abi... Buraya kadar mıydı? Bu kadar erken mi olacaktı gidişin? Şimdi nasıl yakıştırabilirim sana ölümü... Nasıl söylerim öldüğünü... Deniz'ine ne derim şimdi! Ne derim seni sorana, dostuna ne derim, arkadaşına ne derim! Ağlamam, dövünmem, yeter mi ki! Kahrolmam yeter mi!
Şimdi bana kim anlatacak sendikayı, sendikacılığı... Kim yapacak grev gözcülüğünü, sözcülüğünü... Kim verecek meslek sırrını... Kim bilecek gazeteyi-gazeteciyi... Kim bağıracak-çağıracak, kim gülümseyecek-gülümsetecek. Masaya kim vuracak yumruğunu... Kim elini kaldırmadan dövmekten beter edecek... Kim bilecek stratejiyi, kim belirleyecek eylemi, kim atacak sloganı, kim aşılayacak cesareti, kim söyleyecek şarkımızı, ya halayı kim çekecek...
Hazmetmemi bekleme... Ansızın gidişini sindiremem. Sensizliğe alışmamı söyleme... Yüreğimdeki gülüşünü kazıyamam.
***
Mesleğine aşık insan, alınteri ve özgürlük savunucusu, Deniz'in, Yağmur'un kahraman babası, Hilal ablamın bir tanesi, usta, devrimci, güle güle abim...
Lal ettin beni...
Yorumlar