Dünyanın iki numaralı ülkesinin  başkenti ve bu şehirde ki bir mezarlıkta dalgalanan Türk bayrağı… Şimdi ne var bunda demeyin, çünkü her gün onlarca turist kafilesi bu mezarlığa geliyor dünyanın dört bir yanından. Sebebi ise ünlüler mezarlığı olması. Yazarlar, şairler, sanatçılar, siyasetçiler… Dünyanın tanıdığı ve hala adları zirvede olan isimler , işte burada ebediyete uğurlanmış. Görkemli de olunca bu yer , şehir de Moskova, gerisini siz düşünün.  Novodevichy Mezarlığı'na gelenlere şöyle bir baktım, gezerken hepsinin gözü önce bayrağa ilişiyor, sonrada rüzgara karşı yürüyen adam büstüne… Bazıları da burada yatan o ismi biliyor, ve bir şeyler yazıp ,mezarına ,Türk Bayrağı’nın altına koyuveriyor… Gururlansam mı, üzülsem mi anlamıyorum önce… İhtişamlı, dev mezar büstlerinin değil de  Bayrağımızın ve bu mezarın herkesin ilgisini çekmesi , duygulandırdı beni. Bizim ülkemizde bayrak ve onu taşımak provokatörlükle suçlandığı bir siyasi düzlemde, elin adamı bir mezarlıkta, koca Türk bayrağını dalgalandırıyor. Neyse gelelim altında yatan dünyaca ünlü  üstadımıza.  

        Kırmızı al bayrak ve altında yatan mavi gözlü bir dev desem… İlk tanışmamız çocuk yıllarında olmuştu onunla… Okurken onun yazdıklarını, derinlere inerdi ruhum. Zaten onun kalemi sıradan cümleler yazamazdı. Tanrı yasaklamıştı sanki ona… Kelimelerin aşk oyununu ve sevişmesi vardı yazdıklarında…Yıl 1935’ler… Öyle yazılar kaleme alıyordu ki, öyle etkiliydi ki, onu üne kavuşturan kulaktan kulağa yayılan şiirleriydi sadece. Öyle derin bakıyor ve kalemini mızrak edip kağıda vuruyordu ki, yazdıklarıyla önce ruhları teslim alıyor, sonra da farkında olmadan duyguların prangalarını çözüyordu.  Cumhuriyet döneminin sorunlu adamı da oldu , en meşhur adamı da… Tek isteği vardı onca ününe ve şöhretine rağmen. Anadolu’da bir köy mezarlığı, başında da bir çınar ağacı istemişti oysa. 

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, 
öyle gibi de görünüyor - 
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni 
ve de uyarına gelirse, 
tepemde bir de çınar olursa 
taş maş da istemez hani... 
     

          Kısa sürede efsane olmuştu , fakat daha 50 dile çevirelecekti yazdıkları ve onu dünyaca bir üne kavuşturacaktı. Mustafa Kemal Atatürk bile onu dinlemiş, tanışmak istemişti… O da kalemini ulu önder için vurmuştu kağıdına…

Sarışın bir kurda benziyordu. 

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

Eğildi, durdu.

Bıraksalar

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon ovasına atlıyacaktı… 

        Komünizm propagandası nedeniyle 17 yılını cezaevlerini mesken tutmuş, vatanseverliği ve kaleminin sivriliği daha bir keskinleşmişti. 

Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele.

Memleketimi seviyorum: Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım.Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı, memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

Biz başka severdik. O yüzden başka sevemedik. 

      Eşi Piraye’ye olan düşkünlüğü gelirdi vatan sevgisinden sonra… İçinde yıllarca hasretle suladı kalemini , demir parmaklıklar arasında yetiştirdiği yüreğinde ki aşk ise onu milyonların diline düşürmüştü… 

Sana dokunmak, hayatın içinde durup dinlenmek gibi. ..Sana dokunmak tüm kelimeleri yakmak gibi… Ben sensiz yaşayamam diyenlerden değilim ben, sensiz de yaşarım. Ama seninle bir başka yaşarım…

beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam

memleket gibi yoksuldur odam.

hoş geldin kadınım benim hoş geldin

ayağını bastın odama kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi

güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde

ağladın, avuçlarıma döküldü inciler

gönlüm gibi zengin hürriyet gibi aydınlık oldu odam... 

      O hep şiirler yazdı ve tepeden tırnağa insandı. Memleket hasretiyle yanıyordu yüreği dünya şairinin.  O ideolojik kimliğinin yanı sıra bu ülkenin yakın tarihini de anlattı şiirlerinde. Davasının yanı sıra aşklarını, duygularını, özgürlüğü ve birey olmayı da anlattı şiirlerle. Yaşamının 17 yılını hapishanelerde geçirdi Nazım Hikmet.  Muhalif duruşuyla göze battı. Silahı sadece şiirleriydi. O şiirler dünyanın bütün dillerinde okundu, bilindi. Çok sevdiği ülkesi 1951 yılında vatandaşlıktan çıkardı onu çünkü o bir vatan haini idi !

 İlkelerinden sapmamıştı, ödün vermemişti. 2009 yılında ise tekrar iade-i itibar yapıldı.

Onun kalemiyle tanışmıştım çocuksu yıllarda, “Mavi gözlü dev” sadece benim sanıyordum, bizim sanıyordum… Oysa Moskova’da tüm dünya bizim diyor ona şimdi… Anadolu toprağında değil mezarı, fakat çok sevdiği Türk Bayrağı gölgesiyle ısıtıyor onu… Bir de ona sunulan küçük kağıtlar var mezarı başında, “Büyük üstad, Büyük Türk şairi” diye başlayan özlem ve sevgi kokan bu not kağıtları, karanfillerle yoldaş olup arkadaşlık ediyor ona… Türk Bayrağı sevgi ve hasretlik rüzgarlarıyla dalgalanıyor orada, tıpkı bizlerin yüreğinde olduğu gibi...   

Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı,ya da ölüm inecek yeryüzüne.

Kim bilir. Masalınızın kahramanı, başka bir hikayenin figüranı olmaya gitmiştir belki de.