Bir referandum daha geride kaldı.
AK Parti iktidarıyla birlikte bundan böyle sıkça yapılacağı öngörülen referandumda anayasa değişikliklerini oyladık. Yoğun bir seçim kampanyası döneminin ardından gerçekleşen oylamanın sonuçları da çabucak belli oldu. Daha açılan ilk sandıklarda ortaya çıkan oran, akşamın saat 21.30'u olduğunda değişmemiş ve olduğu gibi netleşmişti. AK Parti iktidarı, devlet desteğini de kullanarak, öylesine yüklendi ki; referanduma başka anlamlar yüklenmesi kaçınılmaz oldu.
Referandum; elbette iktidarın güven oylaması değildi…
Ancak gelişmiş, çağdaş ülkelerde olduğu gibi referandum kendi mecrasında yapılıp, farklı anlamlar yüklenmeden, vatandaşın nabzını tutarak, görüşlerini öğrenmek gibi gerçek amacına da hizmet etmemişti.
Kavgalar, gürültüler, tehdit ve şantajlar, hakaretler, şeytana bile pabucunu ters giydirecek yöntemler, afiş kavgaları derken, referandum yapıldı ve yeni bir süreç başladı.
Kimse neye oy verdiğini bilmedi. 
Belki de asıl amaç kimsenin neyi oyladığını bilmemesiydi.
Partiler kayıkçı kavgası yaptı.
Vatandaş göstermelik de olsa vatandaşlık hakkını kullandığını sandı. Şark kurnazlığı ile demokrasicilik oynadık.
Demokrasi; sadece sandığa gidip oy kullanmak değildir.
Demokrasi, aynı zamanda denetim mekanizmalarının çalıştırılmasıdır. Vatandaşın hesap sorabilmesidir.
Demokrasi; tüm kurum ve kurallarıyla birlikte işler. Sadece oy kullanarak demokrasinin işlevinin yerine getirildiği söylenemez.
Demokrasi; bir sınıfın diğer sınıflar üzerinde baskı ve tahakküm aracı olamaz.
Demokrasi; 'ya tarafsın ya da bertaraf olursun' şeklindeki dayatmaları kabul etmez.
Demokrasi; yandaş ve yoldaşların dışında da farklı görüşlere yaşam hakkı tanır, onların düşüncelerine saygıyı gerektirir.
Bugün ülkemizde demokrasi olduğunu ileri sürenlerin aklından şüphe etmek gerekir.
Ya düşünme özürlüdür yada işine geldiği için öyle konuşuyordur.
Bunun başka açıklaması yok..
Referandum ülkemizde ayrışmayı, kamplaşmayı körükledi. Farklı hesapların kavgası haline geldi. Vatandaş acı ilacı, şeker tableti olarak yuttu.
Yüksek Seçim Kurulu'nun referandum sürecini 120 günden 90 güne çekmesi, referandumu özellikle 12 Eylül Darbesi'nin 30.yıldönümüne denk getirmesi, dini referansları kullanmaktan çekinmeyen iktidar karşısında diğer partilerin eşit şartlarda mücadele etmesini imkansız kılan uhrevi ve manevi duyguların yoğun olarak yaşandığı Ramazan Ayı'nın hemen bitiminde ve coşkuyla kutlanan Ramazan Bayramı'nın hemen akabine denk getirilmesi tesadüf olarak açıklanabilir mi?
Yüksek Seçim Kurulu hakimlerden oluşuyor. Mevcut iktidarın her fırsatta güvenmediğini açıklayarak rakip olarak gördüğünü ilan ettiği Yüksek Yargı'dan oluşan YSK, iktidarın ekmeğine bilerek veya bilmeyerek (!) yağ sürmedi mi?
Bunlar yap-boz'un parçaları. Resme bir bütün olarak bakıldığında, parçalar tek tek yerine oturtulduğunda, referandumun başka amaçlar taşıdığı su götürmez bir gerçek olarak ortaya çıkıyor.
Referandumda, okyanus ötesi de, sivil ve resmi devlet görevlileri de, vali ve kaymakamlar da, bürokratlar da iyi çalıştı. Para muslukları sonuna kadar açıldı.  Öyle ki; bundan önce görmediğimiz derecede hem de...
Bayramın 2.günü Adana'da Fak-Fuk-Fon'u kullanarak yardım yaptılar (!) Sanki başka gün yokmuş gibi… Sanki daha önceki yıllarda yapmışlar gibi…
Ülke genelinde bir çok yerde, kömür, gıda, halı-yolluk ve para yardımları yaptılar. Yardımlaşma, dayanışma ve uhrevi duygularla (!) 
Buna gerçekten inanıyor musunuz?
Sosyal devlet ilkesi olan eğitim ve sağlık harcamalarını kısarak halkı eğitimsiz ve sağlıksız bıraktılar. Cahil hale getirdikleri geniş kitleleri dini duygularla kullandılar, uyuttular, önce yoksullaştırıp sonra da sadakaya alıştırdılar.
Bir çok insan bu yardımları bir hak olarak görüyor. Çalışarak kazanmak, alın teri dökmek yerine el açıp dilenmek daha kolay geliyor.
Devletin sivil ve resmi kurumları referandum sonrası, o kadar açık ve "kör parmağım gözüne" dercesine birbirlerini kutladı ki inanılır gibi değil.... Zafer kazanan kumandan edasıyla, saklamaya bile gerek duymadan hem de.
Bu derece açık ve alanen devletin tüm birim ve kurumları, olanakları seferber edildi.
Böylesine bir yüklenmenin referandumu hayat-memat meselesi haline getirmenin altında ne yatıyor ki...
Gerçekten ülkemiz açısından hayati derecede önemliydi de, biz mi anlayamamıştık...
Yoksa bu eyalet sistemine giden yolu açan sihirli bir anahtar mıydı?
Öyle ya, referandum sonuçları belli olur olmaz, Başbakan Erdoğan yaptığı konuşmada, hemen yeni bir anayasa çalışmaları başlatacaklarını söyledi. Demek ki; ilk adımı başarıyla attı. Açılımlara yenileri eklenecek demekki…
Açıla açıla her tarafımız püfür-püfür eser hale gelecek(!)
Başbakan Erdoğan, daha önce dememiş miydi, "Hazmettire hazmettire"...
Hazmetmeye başladı bu halk...
İlk hapı yuttuk. Bir müddet sonra da ikincisi gelecek...
Ortadoğu'da kartlar yeniden dağıtılıyor. Irak batağından çıkan ABD, tüm gücüyle Afganistan'a yüklenecek. Irak'a yaptığı yatırımların karşılığını alabilmek için de, Kürtler'e ihtiyacı var.
Çekildiğinde Kürtleri kim koruyacak?
Kuzey Irak'taki Kürt Federe yönetiminin hiç olmazsa arkası emniyette olmalı. Bunun için de Türkiye'nin güneydoğusuyla bu yönetim arasındaki sıkı bağlar geliştirilmeli. Kuzey Irak çekim merkezi haline getirilmeli. Özerklik yönündeki fikirler yaşam bulmalı. Özerkliğin konuşulması ve talep olarak ileri sürülmesi için bazı kesimler cesaretlendirilmeli. Başkanlık sistemi tartışmaları ortaya atılarak, toplumun gazı alınmalı ve akabinde plan adım adım hayata geçirilmeli...
Hiçbir sağduyu sahibi, bu değişikliklerin belli bir plan doğrultusunda hayata geçirilmeye çalışıldığını görmezden gelmez. Bu değişikliklerin Türkiye'nin çağdaşlaşması, demokratikleşmesi ve yenileşmesi olarak göremez.  Görenlerin de kafasının ardında başka gizli düşünceler vardır elbet.
Yüksek ideallerin olmadığı yerde menfaatler ön plana çıkar. Türkiye bugün hiç olmadığı kadar bölük-pörçük ve dağılmış durumda. Ortalık toz-duman. Kimin neye inandığı belli değil. Yapılan konuşmalar ve ortaya atılan fikirler, dişe-dokunur değil. Adeta ezber bozan, kara propaganda ve bilgi kirliliği yaratılarak, insanın düşünmesi ve bilgi sahibi olarak fikir üretmesi engellenmek isteniyor. Çok seslilik denilerek, insanlar bilgi bombardımanına tutularak, etkisiz hale getiriliyor. Eski solcular, sosyalist olduğunu sanan pembe gözlüklüler, sazan liberaller, milliyetçi-muhafazakarlar, aydın geçinenler, ülkücü olduğunu söyleyen yüksek ülkülerin peşinde olduğunu ileri sürenler, iktidarın değirmenine su taşıyor.
Gidişat hiç de iyi değil. Gelecek günler çok şeylere gebe
Türkiye yeni bir sürece girdi. İçte ve dışta sorunlar dağ gibi…
Başkanlık sistemi, eyaletler ve özerklik yönündeki görüşler artık daha yüksek sesle dile getirilecek. Ayrılıkçı fikirler yaşam bulacak… Türk bayrağının yanına ikinci bir bayrak fikri daha çok yandaş tarafından sıkça dile getirilmeye çalışılacak…Eyaletlerle yönetilen Almanya, ABD ile kanton sistemi olan İsviçre gibi ülkeler örnek olarak gösterilecek.
Pandoranın kutusu açıldı…
Hayırlı olsun…