Geçen hafta Yıldırım Tuna’dan sadece bir fıkra vardı. Amanın, bir tepki bir tepki... “Her pazar alıştık, bu hafta niye böyle” diye soran o kadar okur oldu ki... Ama söz verdiğim gibi bu hafta bol bol fıkra sunuyorum Yıldırım Tuna’dan sizlere...

Tanrının ordusu

John kiliseden çıkarken herkesin tek tek elini sıkan rahip onu görünce sıktığı eli bırakmayıp onu kenara çekmiş ve “Tanrı’nın ordusuna katılsana John” demiş. “Ben zaten Tanrı’nın ordusundayım efendim?..” diye cevap vermiş John. “Ama sizi Noel’in dışında kilisede göremiyorum ki” demiş rahip. “Şşşşştt!” diyerek fısıldamış John, “Ben gizli servisteyim!”

Patlak lastik

DelİkanlI motosikletiyle giderken yolun sağında lastiği patlamış bir araba görmüş. Lastiği onarmaya çalışan yaşlı adamın çamura bulanmış ayakkabılarını, kravatını, gömleğini ve kıpkırmızı olmuş yüzünü görünce “Yardım etmemi ister misiniz efendim?” demiş nazikçe. “Çok sevinirim” diye cevap vermiş yaşlı adam yerden zorlukla doğrulmaya çalışırken “Karım bu konuda da müthiş bir uzman.. Eğer bu lastiğin nasıl değiştirilmesi konusunda kendisiyle şu açık camdan bir mücadele verebilirseniz ben de başladığım şu kirli işe konsantre olur, işi iki dakikada bitirebilirim!..”

İdrar örneği

Jill doktorunun muayenehanesinde test sonuçlarını beklerken doktor içeri girip “Jill bu getirdiğin idrar örneği değil kızım” demiş, “Bu elma suyu!” Jill “Ama Tanrım!” diye yerinden zıplamış “Acilen telefon edebilir miyim? Sanırım asıl şişe kocamın öğle yemeği kutusunda!..”

Dördüncü koca

Tom Cruise kadar yakışıklı bir adam kaldırımda bir kadına yanlışlıkla çarpınca hemen özür dilemiş. “Önemli değil” demiş kadın bakışlarını ondan ayıramadan, “Dördüncü kocama benziyorsunuz!” Yakışıklı “Gerçekten mi?” demiş “Kaç kere evlendiniz ki?” Kadın cevaplamış: “Üç!”

Yarı fiyatına

KarI-koca alışverişe gitmişler. Adam bir kutuda ikili paketlenmiş rakı şişelerini raftan alıp sepete koyunca “Ne yaptığını zannediyorsun?” diye atılmış karısı. Adam “Bunlarda bugün kampanya var karıcığım.. İkisi 26 liraya inmiş” diye yanıtlamış. Kadın “Yerine bırak” demiş, “Şu anda onları alamayız!..” Birkaç raf sonra bu sefer kadın raftan yüz kremi alıp sepete koyunca “Hey, ağır ol bakalım” demiş adam, “Ne aldın öyle?” Kadın “Yüz kremi” demiş “55 liraya inmiş kaçıramam, beni güzelleştiriyor.” Adam “Pöh!” demiş, “Benim rakılar da öyle.. İçince seni aynen bir fıstık gibi görüyorum, hem de yarı fiyatına!”

Kontakt lens

Genç kız okuldan dönerken yolda kontakt lensini kaybetmiş, aramış, bulamamış. Eve dönünce olayı annesine anlatmış. Annesi hemen işini gücünü bırakıp okul yoluna fırlamış ve yarım saat sonra elinde kızının kontakt lensi ile dönmüş eve. “Aa” demiş kızı şaşırarak, “Anne nasıl bulabildin onu?” Annesi “Sen yolda küçük bir plastik parçası arıyordun kızım” demiş, “Ben ise tam 150 dolar!”

Kayıp viski

Adam tren garındaki “Kayıp Eşya” bürosuna gitmiş, “Dün gece geldiğim trende bir şişe viski unutmuşum acaba onu size getiren oldu mu?” diye sormuş. “Hayır” diye cevap vermiş ilgili memur, “Ama o şişeyi bulan adamı getirdiler!”

*****


Sahnede nişan

Geçen pazar. Sevgililer Günü. Ali Poyrazoğlu “İyi günde kötü günde” adlı oyununu bitiriyor, sanatçılar izleyiciyi selamlarken biri fırlıyor sahneye. Ali Poyrazoğlu’nun yanında durup elindeki “tek taş” yüzüğü gösterip “Bu anlamlı günde nişan yüzüğümüzü takar mısınız?” diyor.

Ali Poyrazoğlu adama bakıyor sonra dönüp seyircilerin arasındaki “nişanlı adayını” süzüyor ve soruyor: “Senin haberin var mı bundan?” Genç kız kızararak “Hayır yok” diyor. Bunun üzerine Poyrazoğlu, “O zaman buyrun sahneye” deyince genç kız “Böyle olmaz ama, bana henüz teklif bile etmedi” cevabını veriyor ve yerine oturuyor.

Ali Poyrazoğlu “Ne yapması lazım yani?” diye sorunca genç kız cevaplıyor: “Gelsin, diz çöksün ve evlilik teklif etsin.” Genç adam sevgilisinin yanına gidiyor, diz çöküyor ve evlenme teklif ediyor. Sonra el ele sahneye çıkıyorlar, Ali Poyrazoğlu yüzükleri takıyor. Sonra damat adayına dönüp “Nikâhına da çağıracaksın ama” diyor. Genç adam dünden razı “Tabii olmaz mı” der demez Ali Poyrazoğlu darbeyi vuruyor. “Bütün salonu ama.” Genç adam dehşet içinde “Yooo, o kadarına yetemem ki batarım” diyor.

*****


Bir bilgeye sormuşlar

- Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?

- Terzimi severim.

- Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? O da nereden çıktı?

- Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.

Bir bilgeye sormuşlar...

- Dünyada en güzel şey ne?

- Sevmek.

- Peki sonra?

- Sevilmek.

- Neden sevmek sevilmekten önce geliyor?

- İnsan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir.

Bir bilgeye sormuşlar...

- Nasıl insan oluruz?

- Üç adım atlama gibi.

- Yani?

- Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir. İnsanlığa attığın ilk adım budur... Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun...

Bir bilgeye sormuşlar...

- Nasıl bu kadar doğru kararlar alabiliyorsunuz?

- Deneyim.

- O deneyimi nasıl kazandınız?

- Hatalarımla...

Bir bilgeye sormuşlar...

- Canınız ne istiyor?

- Canım hiçbir şey istememeyi istiyor. Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur...

Bir bilgeye sormuşlar...

- Bir insanın zekâsını nereden anlarsınız?

- Konuşmasından.

- Ya hiç konuşmazsa?

- O kadar akıllı insan yoktur ki!..

Bir bilgeye sormuşlar...

- En mutlu insan kimdir?

- Dağdaki çobandır.

- Neden?

- Çünkü insan bildikleriyle yaşar, onun bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı, kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil.