Sayın Başbakan “demokratik özerklik” kapsamında ortaya atılan ve “iki dil”e odaklı taleplere yönelik suskunluğunu, bütçe görüşmelerinin son günü bozdu. Bozdu bozmasına ama Tayyip beyin konuşması çelişkilerle doluydu. Görülen o ki Öcalan ile görüşme dâhil her yönteme başvurarak bölgedeki soruna kendi çıkarına uygun çözüm arayan Başbakanın ezberi bozulmuş. Öcalan patentli “Demokratik Özerk Kürdistan Modeli” Tayyip beyi sarsmış.
Çelişkilerin ilki, gerçi sonuçta oy verenlerle AKP arasında bir konu, ancak “milliyetçi oylara” talip Başbakan TBMM’de “yumurtasız omlet” gibi bir tanımla ortaya çıktı; “Türkçülüğün karşısındayım” deyiverdi.
Kendisini tarif ederken “Milliyetçi-Muhafazakâr” sıfatını ihmal etmeyen; MHP’yi geleneksel oy depolarında zayıflatmak üzere “milliyetçilik” silahına sarılan, ancak genel başkanı “Türkçülüğe karşı” olan bir partinin milliyetçiliği, yumurtasız omleti gibi diyene cevabınız ne olur?
Bize göre bu çıkış AKP’nin 2011 seçimlerinde “MHP’siz meclis” hayalini suya düşürmüştür.
Konuşmayı dikkatle dinleyen herkes, yaklaşan genel seçimler öncesinde Başbakanın, Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresinden (DTK) çıkan, Abdullah Öcalan damgalı "Demokratik Özerk Kürdistan Modeli" taslağından olumsuz etkilendiğini anladı. Bu proje ile Tayyip beyin seçimlere avantajlı girmek bir yana, yörede –BDP hariç- diğer partilere nısbi üstünlüğünün tehlikeye düştüğü; BDP karşısında ise çok sıkıştığı gün gibi aşikâr…
Yani tam anlamıyla İsa’ya da Musa’ya da yaranamama durumundan söz edebiliriz.
Bu böyle olduğundandır ki Tayyip bey, konuşmasında BDP’nin olası bir “kapatma davası” için başsavcıya malzeme verdi ki bu, o çok övündüğü “Demokratlıkla” çelişmedi mi?
Sayın Başbakan konuşmasında soruyor: “Hiçbir ciddiyeti ve derinliği olmayan bu projeleri, benim Kürt kökenli kardeşlerimin talebiymiş gibi takdim etmek, çok büyük bir haksızlıktır. Bu bildirileri yayınlayanlar, bunun siyasetini yapanlar benim Kürt kökenli vatandaşımın ne kadarını temsil ediyorlar? Bunlar, Doğu ve Güneydoğu’nun ne kadarını temsil ediyorlar?” Buna yanıtı “Tayyip bey haklı” diyen çıkarsa ona şu sorulmaz mı?
12 Eylül sonuçlarına bakıp BDP’nin temsil niteliği nereye kadar sorgulanabilir?
Bütçe konuşmasında RTE şöyle konuştu: “Ben her fırsatta defalarca söyledim, bugün de söylüyorum: Ne terör örgütü, ne de onun uzantıları, hiç bir zaman benim Kürt kökenli vatandaşımın temsilcisi, sözcüsü olmamıştır. Bundan sonra da asla olmayacaktır.”
Bu söz akla “Devlet gerektiğinde herkesla görüşür” sözünü kim söyledi; devlet adına kiminle görüşüldüğü söylentileri üzerine sarf etmişti? Sualini getirmez mi? Devlet adına görüşülen İmralı mahkûmu değil miydi?
Öcalan’la, kiminin “Kürt sorunu” dediği “Güneydoğu sorunu”nun çözümü için devlet adına görüşülmemiş miydi?
Bu çelişkili duruma açıklık getirmek için şu soruya yanıt vermek RTE’na düşmez mi? Yoksa İmralı mahkûmu ile “Devlet” adına görüşüldüğünü söyleyen yanlış beyanda mı bulunmuştu?
Bu görüşmeler esnasında Hükümeti yöneten AKP Hükümeti değil mi?
Öcalan’ın dışarıya talimat ve görüş bildirmesi iktidar için meçhul mü?
Olaylara bir bütün olarak bakınca rahatlıkla söyleyebiliriz ki AKP’nin sırf kendi çıkarı için, muhalefetin tüm uyarılarına rağmen, bölgemizdeki emperyalist amaçları için Ulusal çıkarlarımıza ters bir düzenleme isteyen dış güçlerle, belki de istenmeden, amaçta birleşerek yürüttüğü politika, Demokratik Özerk Kürdistan Modeli ile büyük yara aldı.
Başbakanın bütçe konuşmasındaki çelişkileri bu nedenle kaçınılmaz oldu.
Kim bilir, belki böylesi AKP iktidarından kurtulmak için, seçmene gerçekleri görmek bakımından faydalı bile oldu…